İmanlı olan kimse Allah’u tealanın emrettiği iyi şeyleri öğren­mek, öğretmek ve yapmak için uğraşır. Allah’u teala vetekaddes haz­retlerinin yasak ettiği zararlı şeyleri almaz, kullanmaz, iltifat etmez, bakmaz, kimseye kötülük yapmaz, kendine kötülük yapana kesinlikle karşılık yapmaz, metanetli olur ve sabreder. Ona tatlı dil, güler yüzlü ile nasihat ve vaaz eder. İnsanlara hürmet eder, yardıma koşar, din yolunda ve dünya işlerinde sıkıntıda görünce kurtarırlar.

İslamın güzel ahlakı ile yaşayarak herkesin sevgi ve saygısını tutarlar.

İmanlı olmayanlar dünyanın dışı tatlı içi acı olan ve dışı yaldızlı içi zehirli olan ve başlangıcı hoş sonu boş olan rahatlığına ve güzel­liğine sarılıyorlar.

Ne için dünyaya geldiklerini ve görevlerini bilmi­yorlar.

Zira onların itikadları bozuk olduğu için sapmışlar ve eğri yo­la düşmüşlerdir.

İtikad inanç demektir. Şu halde bir şeye inanmaya, bir kimseyi veya bir haberi tasdik ve kabul edip ona bağlı kalmaya “akide” denir. Çoğulu “akaid“dir.

İtikad, iman ile eş anlamlıdır (mü­teradiftir).îman Resulullah’ın (sav) bildirdiği şeyleri kesin bir şekilde kalben tasdik etmektir. Cemiyette müslüman muamelesi görmek içinde bu imanı açığa vurmak lazım ve elzemdir.

Velhasıl itikadi mezhepler ikiye ayrılır:

a- Ehli sünnet mezhebi

Ehli sünnet; Hz Peygamber (sav)’in yolundan gidenler, o yoldan hiç çıkmayanlar demektir.Ehli sünnetin kay­nağı kitap ve sünnettir. Onlarda ne gibi hükümler olursa öyle kabul ederler ve hareket ederler.

b- Ehli bid’at mezhebi

Ehli bid’at ise Hz Peygamber (sav)’in öğ­rettiği ahkamları, Kur’anın emirlerini kendi arzuları çizgisinde yo­rumlayan, sünnet yolundan çıkan kimselerdir.

Ehli sünnette üç kısma ayrılır:

a- Selefiye Mezhebi:

Selefi daha önce gelmiş ilk müslümanlara denir. Bunlara sa­habe ve tabiiler denir. Hz Peygamberden duydukları gibi kabul eder­ler. Onlar akli tahlillerden, tefsirlerden geçirmeye lüzumiyet yoktur diyorlar. O devirde mantık, kelam ve felsefe gibi ilimler alemi islam arasında gelişmemişti. Bu nedenle sahabeler, tabiiler Peygamberden gelen sözleri munazasız tasdik eder, öyle kabul ederlerdi.

O devirde daha müslümanlar arasında inanç münakaşaları kesinlikle yoktu, yetişen büyük alimler de aynen sahabe ve tabiin gi­bi dini esaslara saf, munazasız bir surette inanmak onları aynı şe­kilde kabul etmek gerektiğine kani oldular. Bu taifeye “Selefiye” de­nir. Selefıyyeye bağlı olanlar dini nasları akli yorumlara tabi tutma­dan inanıyorlar.

 

Selefıyye olduğu gibi kabul eder. Hangi sıfatta olduğunu kesin­lik bir görüş, fikir yürütmez. Selefiyyeden sonra gelen kelamcı yani kelam bilgileri ise bu gibi ayetlerde mecazı anlamın irade edildiğini; Allah’ın tahtta oturmasıyla bütün kainata hakim olmak, mutlak kuvvet sahibi olmak manasının geldiğini; Allah’ın yüzü tabirininde Allah’ın zatı yani kendisi demek olduğunu, yoksa Allah’ta insanlar gibi yüz, taht, el isnad etmenin kesinlikle doğru olmayacağını söylemişlerdir. Selefıyye bu konuda Allah’ın eşi, dengi ve benzeri bulunmadığını bildiren ayetlere havale ettiler. Yani dayandılar.

b-Maturidi Mezhebi:

Bu akaid mezhebin kurucusu Ebul Mansur Muhammed Semerkand’a bağlı Maturidi köyünde doğmuştur. 333 h., m. 944 yı­lında vefat etmiştir, O zamanda çeşitli kültürlere sahip milletlerin İslama girişi, Yunan ve Hint felsefelerinin Arapçaya tercüme edilmesi karşısında İslamın temellerini müdafaa etmek için aklın verilerinden, felsefe ve mantık kaidelerinden faydalanmak gerekiyordu.

Müslüman alimlerin inanç konularını müdafaa etmek için meydana getirdiği bu yeni ilim dalma “kelam” ismi verildi. Bunun Latin­ce karşılığı “teoloji”dir. Kelam bilginlerine de “mütekellimun” adı verildi. Bunun Latince karşılığı “teolog” tur. İşte Ebu Mansur Mu­hammed Maturidi bu devirde yetişen büyük bir mütekellimdir. O islam itikadını kitap ve sünnete aykırı olmamak şartıyla ve akli veri­lerden de faydalanarak açıklamış, ehli sünnet yolunu sapıklara, bid’atçılara karşı müdafaa etmiş ve hususi olarak Maveraünnehir’de Hanefılerin akaid imamı olmuştur.

Maturidi akaidinin temelini Ebu Hanife’nin (ö 150/767) dü­şünceleri hususen olarak “el fıkhul ekber“isimli eseri teşkil eder.

Ebu Hanife’nin bu eseri itikad konularının ana esaslarını ihtilaflı itikadı konuların açıklamış şeklini içine alır. Zira İmam-ı Azam fıkıh ilminden önce kelam ilmiylede uğraşmıştır.

Beş tane risalesi olduğu haber verilmektedir.

  1. El-fıkhu’l Ekber,

  2. Er-Risale,

  3. El-Fıkhu’l Ebsat,

  4. Kitabü-l Alim,

  5. El-Vasiyye.

îmam Maturididen sonra Hanefilere aynı zamanda Maturidi denmiştir. O zamana kadar Hanefî mezhebinde olanlara başka ad verilmez. Sadece hanefî denirdi. Bütün hanefıler itikada Maturidilik mezhebini tercih etmişlerdir. Amelde yani yapacağımız işlerde ima­mımız İmam-ı Azam Ebu Hanife, itikadda imamımız İmam Ebu Man­sur Muhammed Maturididir.

Maturidi’nin iki eseri vardır.

1- Kitabu’t-Tevhid

Bu kitapta İmam Maturidi islam inancını bid’at fikirler karşı­sında savunmuş ve mücadele etmiştir. Diğer taraftada rafızi ve karmatilere karşı münazaa etmiştir. Maturidi hususen Mutezile ekolü­nün fikirlerini çürütmüştür. Bu mezhebin temsilcisi olan Kabi’nin fikirlerine cevap vermek İçin kaç tane reddiyeler yazmıştır. Bu eseri Mısırlı alim Fethullah Huleyf tarafından 1970’de neşr olunmuştur.

2- Te’vilatu’l-Kur’an:

Bu kitap ehli sünnet akidesini savunduğu akli ve nakli kaynaklara dayanarak bir Kur’an tefsiridir. Bu kitabın konulan ise her­kese göre anlayabileceği halis bir medüd ile anlatılmıştır.

c- Eş’ari Mezhebi:

Ehli sünnetin üçüncü itikad imamı sayılan Ebu’l-Hasan el-Eş’ari’dir. Asıl adı Ali babasının adı İsmaildir. 260 h.(m.873)’de Bas­ra’da doğmuş, 324 h. (m. 935) veya 330 h. (m. 941)’de Bağdat’ta öl­müştür (ra).

O devirde müslümanlar arasında inanç meselesi ve felsefî fikir ayrılıkları belirmişti. İmam Eş’ari önce ehli sünnet görüşüne bağlıy­dı. Sonra Mutezile mezhebine geçti. Bundan sonra bu yolun yanlış olduğunu anlayınca derhal sorularla hocası Ebü Ali el-Cubbai’yi mağlup etti ve Mutezile mezhebinden çıktıktan sonra hemen ehli sünnet mezhebini müdafaa etmeye başladı.

Onun Mutezile’den çıkması ve ehli sünnet yoluna geçmesini sebeplerin başında gördüğü rüyalardır. İmam Eş’ari ramazanı şerif ayında üç sefer Resulullah (sav)’ı gördü.

Birinci rüyasında, Resulullah (sav) Eş’ari’ye kendisinin hadislerini müdafaasını emretti. Bu rüya üzerinde Eş’ari hadisleri mutezile prensiplerine göre tefis et­meye başladı.

İkinci rüyasında Resulullah (sav) ona hadislerin şüp­he taşımadığını, şüphenin ancak akli münazaalarda bulunacağını söyledi.

Bu rüya üzerine Eş’ari mutezile’nin akla bağlı metodunu terk ettikten sonra kendini hadis ve tefsire verdi.

Birkaç gün sonra rüya­sında Resulullah (sav) ona: “Ben sana akli münazaraları bırakmanı söylemedim; yalnız sahih hadisleri desteklemeni emrettim” dedi. Bu üçüncü rüyasından sonra Eş’ari vahyi akılla izah açıklayıp kuvvet­lendirmeyi esas alan yeni kelam metodunu benimsedi.

Bu konuda “el-ibanefî usuli’d-diyane“yi yazdı. Bu eserde Al­lah’ın sıfatları, Allah’ın görülüp görülememesi, ecel, rızk, kelamullah, istiva, hidayet ve delalet gibi kelam problemleri kitap ve sünnet ehlinin görüşlerine göre açıklanmıştır.

Bu kitap birinci eseridir. İkin­ci eseri Makalatu’l-islamiyyin‘dir.

Eş’ari bu eserde ehli kıbleyi dinsiz­likle ithamdan kaçınır ve müsamahalı bir metod izler. Mezhepler hakkında bilgi verir. Ölçülü tenkidler yapar. Üçüncü eseri er-risale istihsani’l-havz‘dir. Eş’ari bu eserde dinde akıl yürütmenin mubah olduğunu ortaya koymuştur.

O bid’atçı diyenlere karşı ayet ve hadis­lerle cevap vermiştir.

Dördüncü eseri el-lüma’dır. Eş’ari’nin kelama dair görüşlerini içine alan önemli bir eserdir. Eş’ari’nin akidesi ile aynı devrinde yaşayan Maturidi’nin akidesi, inanç konularındaki izahları aynıdır.

Yal­nız bazı küçük farklar vardır. Mesela Eş’ari imanın artıp eksilebileceğini söylemiş, Maturidi ise kalpteki imanın bir bütün olduğunu ar­tıp eksilmeyeceğini söylemiştir.

Malikiler ve Şafıiler itikatta Eş’ari mezhebini kabul etmişlerdir.

Hanefiler ise itikatta Maturidi mezhe­bini benimsemişlerdir.

Hanbeliler İbni Hanbeli’nin mezhebinden ayrı olarak bir itikad mezhebine bağlanmamışlardır. Hanbelilere göre fı­kıh ve itikad mezhebi birdir.

Eş’ari olsun Maturidi olsun ehli sünnetin büyük savunucusu olan büyük kelam alimleridir.

Onların çabaları büyük ayrılıkların ve bölünmelerin önüne geçmiştir. Bütün islam cemaatleri kendileri­ne çok borçludur.

Eş’ari mensuplarının büyük bir bölümü başlan­gıçta itikatça selefi idiler. Eş’arilik ortaya çıktıktan sonra bu mezhebi benimsemişlerdir diyebiliriz.

Bir görüşe göre de Hanbeli mezhebinde bulunanların büyük bir kısmı itikatça Selefi azı ise Eş’ari mezhebindendir. Hak Teala vetekaddes hazretleri bütün islam alemini batıl inançtan muhafaza eylesin.

Ya Rabbi! Kullarının arasında bile bile hükümde adaletsizlik etmediğimi sen bilirsin. Senin kitabına ve Resulün (sav) sünnetine uygun ve muvafık olmak üzere bütün gücümle çalıştım. Ayet ve ha­dis bulamadığım konularda seninle benim aramda vasıta ancak ve ancak büyük bilginler kıldım. Zira o herşeyi, o meseleyi onlardan daha iyi bilen kimseyi bilmiyorum. Cenab-ı Hak teala vetekaddes hazretleri bizi Kur’an ve sünneti seniyyede (çok mühim ve kıymetli olan âli yol) ölümümüze kadar ayır­masın.”

Zira cumhur-u ulema Kur’an ve sünneti seniyyeye göre hareket etmişlerdir. Onlar herhangi bir arzuları sünnete aykırı olsaydı onu terk ediyorlardı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Close