İmam Şafii (ra) onun künyesi Ebu Abdullah ismi ise Muham-med Bin İdris Eş-Şafıi El Kureyşi’dir. El-Haşimi El-Muttalib Bin Ab-bas Bin Osman Bin Eş-Şafîi(ra) Soyu Resulullah (sav) ile dedesi Ab-dülmenafta birleşir. H.150 (m.767) tarihinde Gazze’de yani Şam, Fi­listin beldelerinden Gazze’de doğmuştur. H.204 (m.819) tarihinde Mısır’da vefat etmiştir. Haşimoğullan soyundan gelir. Büyük dedesi ve onun babası sahabi idiler. Kendisi iki yaşındayken Mekke’ye gö­türüldü. Mekke müftüsü Müslüm İbni Halid’den ders aldı ve okudu. Yedi yaşındayken Kur’an-ı ezberledi ve orada lügat, şiir ve edeb fen-lerini, Kur’an, hadis ve fıkıh ilimlerini öğrendi.

Zekasının üstünlüğünden ve anlayışının kuvvetli olmasından dolayı hocalarını geçti. Kendilerinden ilim aldığı ulemanın meşhurla­rından Süfyan Bin Üveyne ve Müslim Bin Halid Ez Zenci vardı. Yirmi yaşma gelince Medine’ye gitti ve İmam Malık’ten fıkıh dersleri aldı. Daha sonra Irak’a gitti ve Ebu Hanife’nin arkadaşlarıyla buluştu. A-ynı zamanda onlardan fıkıh bilgisi aldı. Fars ülkelerinde Irak’ın ku­zeyine ve birçok beldelere gitti. Bundan sonra (h. 172 yılından 174 yılma kadar) Medine’ye döndü. Bu seyahati onun için büyük bir ma­nevi oldu. Zira onun ilmini ve hayatın durumları ile insanların tabi­atları onun hakkındaki olan bilgisini kesinlikle arttırdı. Mekke’den Medine’ye gidip İmam Malik’ten ders okudu ve onun hadis kitabı Muvatta’yı ezberledi.

15 yaşma girdikten sonra fetva verecek seviyeye yükseldi. 195 h. (m.810) tarihinde Bağdat’a geldi. Yalnız bir ay kalabildi. İmam Şa­fii Bağdat’a ikinci kez (h. 195) gittiğinde Bağdat’a beraberinde usulül fıkıh ilminide götürmüş. İşte bu seferde Er-Risale ismi olan kitabı te­lif etmişti. Fakihler, alimler, muhaddisler ve ehli rey onun etrafında halka olarak oturmuşlardı ve onun bütün ilminden ders okuyorlar­dı. Mısır’a ise h. 199 yılında gitmiş, Orada 204 yılma kadar durmuş, 54 yaşındayken orada vefat etmiştir. Karafa kabristanında defn olmuştur.

İmam Ahmed Bin Hanbeli onun hakkında şöyle demiştir: “İ-mam Şafii dört şeyde deniz gibi olmuştur, a- Arap dilinde, b- Halkın ihtilaflı meselelerinde, c- Manalarda, d- Fıkıhta. O, fıkı-hta en büyük derece aldığı gibi hadiste de hafif mertebesine yetişmişti. İmam Şa­fiî’nin doğduğu yerin tayininde ihtilaf olmuştur. Bu yerler; a- Şam’ın Filistin bölgesindeki Gazze, b- Fi-listin Asklan beldesi, c-Yemen, d-Mekke. Yazarlarının ekseri İmam Şafii’nin Gazze’de doğduğu fikrini kabul etmişlerdir. İttifakları ise hicretin 150. yılında doğduğu zaman kabul etmektedirler. Bu tarihte İmam Ebu Hanife vefat etmiştir. I-mam Şafii’nin nesebi ise alimlerin ekseri şu şekilde kabul etmiş­lerdir. Muhammed b.İdris b.Abbas b.Osman b. Şafii b. Said b. U-beyd b. Abduyezid b. Hişam b. Muttalib b.Abdul-menaftır. Şu halde îmam Şafii’nin nesebi Hz Peygamberle Abdul-menafta birleşmek­tedir.

İmam Şafii’nin dedesi Muttalib’in kardeşi Haşim’in oğlu Şey-be’yi Medine’den dayılarının yanından Mekke’ye getirdiğinde, Şey-be’nin üstü başı perişan olduğundan ötürü her sorana kölesi olduğunu söylemiş bunun için Şeybe’ye Muttalib’in kölesi anlamına ge­len Abdülmuttalib ismi verilmiştir. İmam Şafii’nin nesebi Hz pey­gamberle Abdülmenaf ta birleşmektedir. İmam Şafii’nin dedesi Mut-talib Abdülmenafm dört oğlundan (Muttalib, Haşim, Abduşşems ve Nevfel) biridir. Haşim Resulullah’ın, Abduşşems Emevilerin, Muttalib İmam Şafii’nin Nevfel ise Cübeyr b. Müt’im in dedesidir.

İmam Şafii’nin nesebi bütün neseblerin en şereflisidir. Çünkü cahiliyye zamanından beri Abduşşemsoğullama karşı hep bir yum­ruk gibi olmuşlardır. Keza İslamda da birlikleri aynı seviyede olmuş­tur. Zira Kureyşliler Hz Peygamber’e ve Haşimoğullarma ambargo koydukları devirde Muttaliboğullarının kafirleri de mü’minleride Hz Peygamber’e ve Haşimoğulları’na yardım etmeye başladılar. Bu zor­lukta yılmadan onlara yardım ettiler. İkincide Allah (cc) şöyle buyu­ruyor:

“Biliniz ki, ganimet olarak aldığınız herhangi bir şeyin beş­te biri Allah’a, Resulüne, onun yakınlarına, yetimlere, yoksulla­ra ve yolda kalmışlaradır. [1]

Bu ayetin işareti şöyledir. Ab duş şems oğulları ile Nevfeloğulları-na ganimetin beşte biri kesinlikle Hz Muhammed vermemiştir. Yal­nız Haşimoğullarma beşte birini vererek Muttaliboğullarmı onlara bu paydan ortak kılmıştır. Cübeyr b. Mut’im den şöyle rivayet edil­miştir: “Hz Peygamber zevu’l kurba (en yakın akrabalarım payını ğayber ganimetinden çıkarttı ve Haşimoğullarıyla, Muttaliboğulları da gittiği zaman Osman b. Affan ile birlikte Hz Resulullah’a şöyle sor­duk: Ey Allah’ın Resulü Haşimogutlarından olan yakınlarına bir iti­razımız yok , zira onların iyilikleri inkâr edilmez. Aynı zamanda Allah seni onlardan kılmıştır.Ancak ve ancak Muttaliboğullarına pay ver­diniz. Abduşşemsoğullarıyla, Nevfeloğullarına bir şey vermediniz.

Bunun üzerine Hz Peygamber onlar (Muttaliboğulları) ne ca­hiliyye devrinde ne de islam devrinde bizden ayrılmadılar. Haşimo-ğulları gibidirler. Bu sözü söyledikten sonra iki elinin parmaklarını birbirine geçirdi.” Bu sebeple İmam Şafii’de ganimetin beşte birinden zevku’l kurba ilmak dolayısıyla hisse istemiş ve bu isteği kabul edil­miştir.

İmam Şafii’nin annesi Ezd kabilesindendir ve Kureyş kabilesin­den değildir. İmam Şafii Kureyş soyundan gelmiştir ve fakir bir aile­dendir. O küçükken babası vefat etmiştir. Annesi onu alıp Mekke’ye götürmüştür. Annesi kendi oğlunun soyunun kaybolmasından elbet­te korkardı. İmam Şafii her zaman muhaddislerin meclislerine gidi­yordu ve hadis ilmi ezberledi. Sonra unutmamak için çamurdan ya­pılmış taslara ve bazende derilere ezberlediği hadisleri yazmaktan geri kalmazdı. Bununla beraber Arapçadaki olan lügat fusha öğren­mek için nihayetsiz gayret göstermiştir. Bunun için Mekke’yi terk et­ti. Çölde duran Huzeyl aşiretinin içinde bir kaç sene durmuştur. İbni Kesir İmam Şafii’nin çölde on sene kaldığını söylemiştir. Kendisin­den rivayet olunduğuna göre

İmam Şafii iki hedefim vardı:

1- Ok atma

2- İlim öğrenmekti.

Nitekim ok atıcılığını sonunda attığımı kesinlikle vuracak de­recede öğrendim der ve sonra sükut eder. Huzurda duranlardan bi­risi şöyle diyor: “Vallahi sen ilimde çok daha fazlasını öğrenmişsin” der. İmam Şafii şiir de de çok namı kazanmıştır.

Eğer Allah’ın (cc) korkusu (gönlümde) olmasaydı bütün in­sanları kendim için köle ederdim.”

İmam Şafii (ra)’nin mezhebi dünyaya yayılmış, milyonlarca in­san onun mezhebini kabul etmiştir. Güney Arabistan, Doğu Af-rika, Azerbaycan, Doğu Anadolu, Endonezya, Hindistan ve Hora-san’da Şafii mezhebi yaygındır. Müzeni der ki; ben Şafii’den daha kerem sahibi ve mert kimse görmedim. Bir bayram gecesi onunla beraber mescidden çıktım. Bir mesele hakkında konuşuyorduk. Evi-nin ka­pısına gelince bir köle kendisine bir kese getirip efendimin size se­lamı var, bu keseyi kabul eylesinler buyurdu. İmam keseyi aldı, o sı­rada birisi gelip ya Eba Abdullah bu saatte hanımım bir çocuk do­ğurdu. Yanımda hiç param yoktur. Senden Allah rızası içinbiraz pa­ra istiyorum dedi. İmam Şafii’nin hiç harçlığı olmadığı halde elindeki keseyi o adama verdi ve evine parasız olarak döndü.

İmam Şafii’yi Yemen valisi Yemen’e götürüp kadı tayin etti. Hz Ali taraftarı dolayısıyla idareye karşı olduğu rivayetlerinden halifenin huzurunda Bağdat kadısı İmam Muhammed b. El Hasen Eş Şeybani lehte şahitlik yapınca kendisini kurtardı. Şu halde Yemen’e bağlı Necran’da kadılık yaptığını görüyoruz. Bu esnada Necran’a zalim bir vali gelmiştir. O zalim vali alevilik propagandası yapmak suçu ile Harun er-Reşid’e şikayet edilmiş ve elleri kelepçeli bir vaziyette Bağ­dat’a götürülmüştür.

Aslında İmam Şafii’nin Hz Ali (ra) evladına karşı bir sevgi bes­lediği herkes tarafından biliniyordu. Ancak bu sevgi kendisini şiilik propagandası yapacak ve iktidara karşı fiili bir ayaklanmaya sevke-decek mahiyette değildi. Halifenin huzurunda güzel konuşması ve ifade gücü ile kendisini savunan İmam, İmam Muhammed b. Hasan Eş Şeybani’nin (ra) de lehte şehadeti ile atlatmış ve kendisini kurta­rabilmiştir.

Böylece Şeybani onu himayesine alınca ders vermeye başladı. Bu suretle Şafii Hicaz fıkhı ile Irak fıkhını birleştirmiş oluyordu. İmam Şafii müctehid, müstakil idi. Fıkıhta, hadiste ve usulde büyük imamdı. İmam Ahmed onun hakkında şöyle demiştir:

Allah’ın kitabı ve Resulünün sünnetinde insanların enfakihiydi. Eli hokka tutupta boynunda Şafii’nin minneti olmayan kimse yoktur” demiştir. Taşköprüzade onun hakkında keza şöyle diyor: “Ehli fıkıh, usul, hadis, dil, navh ve sair alimleri onun adalet, emanet, zühdün­de, vera, takva, cömertliğinde, güzel ahlakında, şereflerinin yüksel­mesinde kabul etmişlerdir. Onun sıfatı anlatmak çok zordur”.

İmam Şafii mezhebi evvela Kur’an ve sünnet , sonra icma, son­ra da kıyasa dayanmaktadır. Sahabe görüşlerini almamış, zira onlar hatası muhtemel ictihadlardır. O kadar sünnete bağlıydı ki hatta ve hatta ki Bağdatlılar onun hakkında “Nasıru’s sünnediye” diyorlardı. İşte bunun için İmam Şafii, Hanefi ve Malikilerin kabul ettiği istih-sanla ameli kabul etmedi ve şöyle dedi: “İstihsanı (kullanan) teşri yapmıştır.”

İmam Malik’e göre mesalihi mürsele ve ehli medine’nin ihticacı da kendi mezhebinde delil olarak kabul etmedi. İmam Şafii’nin eski olan kitabı El- Hücce’yi yalnız onun talebelerinden dört tane rivayet etmiştir.

a- Ahmed b. Hanbel,

b- Ebu Sevr,

c- Za’ferani ,

d- El Kera-bisi. En iyi rivayet Za’ferani’nin rivayetidir. Onun yeni mezhebi ise El Ümm’de ki olan bütün fıkıh mabhasma göre Mısırlı talebelerinden yalnız dört tane rivayet etmişlerdir.

1- Müzeni,

2- Buvaytı;

3- Er-Rabi,

4- El Cizi’dir.

Şafii mezhebine göre fetva ise yeni mezhebine göredir. Bağdat’­taki olan mezhebe göre değildir. Yani eski mezhebine göre kabul et­memiştir. Hatta ve hatta ki şöyle demiştir: “Kim o mezhep bende ri­vayet etse ben hakkımı helal etmiyorum” demiştir. Yalnız on yedi meseleden başka eski mezhebine göre fetva verilmez. Şu halde eğer eski mezhebine bir hadis muarızı olmazsa, eski mezhebine göre fetva verilir. O da şu şartlara bağlıdır. Yani muarızı olmayan bir hadisle kuvvetlenirse o zaman eski mezhebe fetva verilir. Zira delille desteklenen Şafii mezhebidir.  Kendisinden şöyle nakledilir:  “Hadis sahih oldumu, O benim mezhebimdir. Benim sözümüde duvara çarpın. ”

İmam Şafii’nin Hicaz, Irak, Mısır ve diğer islam topraklarında talebeleri çoktur. Yeni mezhebini ondan alan Mısırlıların bazısı da şöyledir. Bunlar:

a- Harmele  b. Yahya b. Harmele (öl h.266): İmam Şafii’den Er-Rabi’nin rivayet etmediği kitapları rivayet etti. Kitabuş’şurut 3 cild, Kitabü’sünen 1 cild, Kitabu’un nikah ve kitabu’l Elvani’l-ibilve’l-Ganam ve Sıfatuha ve Esnanuha.

b- Ebu İbrahim, İsmail b. Yahya El- müzeni (öl h. 266): Şafii onun için: “Müzeni mezhebimin yardımcısıdır” demiştir. Şafii mez­hebinde epey kitabı vardır. El-Muhtasar El-Kebir ve El-Muhteser Essağir bunların adı mebsut adı ile şöhretlenmiştir. Şam, Irak ve Horasan ulemasından ekseri bu zattan ilim aldı, aynı zamanda bir müctehiddi.

c- Ebu Muhammed Er-Rabi b. Süleyman b. Abdülcebbar El-Muradi (öl h. 270) : Bu zat kitapların ravisidir. Amr b. As camiinde yani fusat müezzindi. İmam Şafii ile uzun zaman beraber kaldı, İ-mam Şafii’nin kitaplarını rivayet etti. Onun kanalıyla da Er Risale, El Ümm ve imamın diğer kitapları bize ulaştı. İhtilaflı meselelerde onun rivayeti Müzeni’nin rivayetine daha kuvvetlidir.

d- Ebu Yakub Yusuf bin Yahya El-Buveyti (öl h. 231): Halife Memun’un çıkardığı “Halku-1 Kur’an” fitnesi için Bağdat’ta tevkif e-dildi. İmam Şafii kendisini halkasında vekil olarak bırakmıştır. Şafi­i’nin sözlerinde incelediği şöhret kazanmış bir ihtisarı vardır.

f- Muhammed bin Abdullah bin Abdülhakem (öl h. 268): İmam Malik’ten ders almıştır. Mısırlılar ona kimseyi denk tutmuyordu. î-mam Şafii’de kendisini çok severdi. Sonra onun mezhebini bırakıp Maliki mezhebine geçti

Bu konu Ebu Zehra Eş-Şafıi sahife 149’da alınmıştır. Şafii mezhebi h. 365 yılında vefat eden Muhammed bin İsmail El-Kebir Eş-Şaşi ile Maveraünnehir’de yayılarak neşir etti. Şafii’nin mezhebi Gazne ve Horasan’a Vehüdiddin Ebül-Feth Muhammed b. Mahmud El Mevvruzinin eliyle naklolundu. Gazne ile Horasan’ın bir kısmının sahibi olan Gıyasüddin’in yanına gitti. O zaman Gıyasüddİn Kerra-miyye mezhebine bağlıydı. Vehüdiddin Gıyasüddin’e Şafii mezhebini açıkladı. İşte Kerramiyye mezhebi buna mukabil bozukluğunu izah etti bunun için Gıyasüddİn hemen Şafii mezhebini kabul etti ve Şafii oldu.

595 h. senesinde Gazne’de Şafii’ler için bir cami yaptırdı. Şafii mezhebi şimdi Mısır havalisinden olan yukarı Mısır’ın maedasmda galiptir. Filistin’e, Kürt ve Ermeni ülkelerde de yaygındır. Ehli Fars’m ehli sünnetinin çoğusu şafiidir. Hind, Çin, Seylan adasının, Fili­pin adalarının müslümanları ve Avusturalya müslüman kısımları şafiidir. Ceva civarındaki adaların müslümanları, Yemen ve Aden’de ve Hazremevt’te olan sünniler de şafiidir.

Mısır’da şafii mezhebi kuvvetliydi. Fatimiler devleti orada kuv­vetli olduğu zaman dört mezhebin diğerleriyle birlikte şafii mezhebiyle de amel edilmesini ibtala baş gösterdi. Yani Mısırda mezheblerin hepsini ibtal etti. Eyyubi devleti ise şafii mezhebi için dinçlik ve kuv­vet meydana getirdi. Zira devletin mezhebi olduğu için öyle tahsis meydana getirdi.

Selahaddin şafii alimleri için 566 h. yılında Amr camii yanında Nasiriyye medresesi yaptırmaya başladı. Bu medreseyi ilk olarak Mı­sır’da yaptırdı. Daha sonra 572 h. yılında İmam Şafii’nin kabrinin kenarında onun mezhebiyle tedris için Sala-hiyye medresesi yap­tırıldı. Oraya Ceziretü-1 Fili (fil adasını) ve diğer birçok evler vakfetti. Genişliği o zamana göre medreselerinin en büyüğü idi. İbni Cübeyr bu medreseyi gördükten sonra genişliği şöyle vasfetti: Orayı dolaşan kim olursa olsun oranın başlı başına müstakil bir belde olduğunu tahayyül eder. Hali hazırda onun yerinde Emir Abdurrahman Ked-hüdanın imareti son olarak şimdi mevcut olan şeklini alan İmam Şafii mescidini 1175 h. yılında yaptırdığı medresedir.

608 h. yılında El-melik El- Kamil b. Melik El-Adil b. Eyyub İ-mam Şafii’nin mezarı üstündeki büyük kubbeyi yaptırdı. Onun üs­tünü de kurşunla kaplattı. Onun için ellibin Mısır dinarı harcadı. Şafii mezhebi denizci Memlükiler devleti asrının birinci kısmında ka­zaya tahsis edilmiş olarak kalmasına devam etti. Nihayet Ez- Zahir Beybers dört kadıyı getirerek her biri için Kahire ve Fuslat’ta mezhe­binin İcap ettirdiği özelliklere göre konuşma hakkı verdi. Bu hal böy­lece devam etti. İkinci Memlükiler devletine kadar devam etti. Ondan sonra Osmanlılar geldi ve kaza işlerini hanifelere münhasır kıldılar.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Close