İmam Malik Ve Maliki Mezhebi

Maliki mezhebinin kurucusu İmam Malik’tir. Hicretin 93 (m. 711) tarihinde Medine’de doğmuş, 179 h.(m.795) tarihinde yine Me­dine’de vefat etmiştir. Babasının adı Enes’tir. Enes’de b. Ebi Amir El Asbahi Yemen’de bulunan Zi Asbah kabilesine mensuptur. Tabiin­den sonra Dari’l Hicre’nin (Medine) fıkıhta ve hadiste imamdır. Velid Bin Abdüîrnelik zamanında doğmuştur. Reşit zamanına kadar ya­şamıştır. Medine’den hiçbir yere göç etmedi, ölünceye kadar orada kaldı. O da İmam-ı Azam gibi Emeviler ve Abbasiler zamanında ya­şadı. Onun hayatının ekserisi Abbasiler zamanına rastladı.

İslam devleti İmam-ı Azam ve İmam Malik devrinde genişledi. Batıda Atlas okyanusuna, doğuda Çin’e uzandı.Endülüs’ün fethi ile de Avrupa içlerine genişledi. Genç yaşta Kur’an-ı Kerimi ezberlemiş, ondan sonra da RabiaturReyden rey fıkhını öğrenmiştir. Daha sonra îbni Hürmüz’den ilim tahsil eden imam bu hocasının yanında fazla kaldığı için o da onun gibi şöyle demiştir: “Bir alim talebesine la edri (bilmiyorum) demeyi miras olarak bırakmalıdır.” Onun hocaları iki grubda ayrılırdı:

a- Fıkıh ve rey hocaları.

b- Hadis ve rivayet hocaları.

Onun hocalarının zikrolunan isimlerinden başka şu isimleri sayabiliyoruz: Ebuz-Zinad, Yahya Bin Sais El Ensari, îbni Şihab, Ez Zühri… Bunların içinde Ebuz Zinad ve İbni Şihab rivayete, Rebia ve Yahya Bin Said gibilerinin fıkhı ise reye dayanmakta idi. Hocaları, hadis rivayeti ve fıkıh fetvaları verme yeteneğine sahip olduğuna şe­hadet edince rivayet ve fetva işine başladı. Kendisi de “70 üstad be­nim yetkili olduğuma şehadet etmeseydi bu içtihada girmezdim ve başlamazdım” demişti.

İmam Malik Mescidi Nebevi’de ders verirdi. Oturduğu yeri ise Hz Ömer (ra)’ın hüküm, kaza ve meşveret İçin oturduğu yerdi. Me­dine’deki evi Abdullah Bin Mesud’un (ra) eviydi. İmam Malik iki dal­da tedrisat yapardı:

1- Hadis dersleri

2- Fetva İşleri

İkinci Abbasi halifesi olan Ebu Cafer El Mansur devrinde Mu-hammed En-Nefsü’z Zekiyye ile ayaklananlar ve aleviler İmam Ma-lik’in sık sık tekrarladığı:”İkrah karşısında kalan kimsenin andı, ye­mini geçerli değildir” hadisini delil göstererek halifeye yapılan biatin mutebersiz olduğunu söylüyorlardı. Medine Valisi İmam Malik adı­na, bu hadisi rivayet etmeye mani olmuştur. Aynı zamanda bir mec­liste aynı hadisi İmam Malik’e sormuştur. O da yani îmam da (ra) aynı hadisi söyleyince bunu devlete zarar verdiği için bir suç olarak saymıştır. Ve kendisini yakalayarak, işkence etmişlerdir. Kırbaçla vururmuş. Bir kolu da omuzundan çıkarılmıştır.

Mansur’dan sonra gelen halifelere karşı bir mürşit olarak meş­hur imam gerek yazılı gerek sözlü olarak idarecileri irşad yönüne gi­derdi. İmam Malik (ra) Arap bir ebeveynin çocuğu olarak hayata göz­lerini açtı. “Peygamberin (sav) ayak bastığı yere hayvan ayağı basa­maz” diyerek hep yaya olarak dolaştığı bu mukaddes şehirde h. 179 yani 86 yılında ardında koca bir mirası bırakarak fani hayattan ay­rıldı (ra).

İmam Ebu Hanife ile görüşen İmam Malik’in görüşmesinden sonra Saad Bin Leys’e söylediği şu sözü meşhurdur: “Ebu Hanife be­ni terletti. Ey Mısırlı o gerçek bir fakiktir”. Sonra da Saad Bin Leys di­yor ki: “Sonra Ebu Hanife ile karşılaştım ve ona Malik’in senin de­diklerini kabul edip seninle konuşması ne güzel şey dedim. Ebu Ha­nife de İmam Malik’ten süratli ve gerçek cevap veren ve gerçekçi, hakiki, kusursuz eleştirici kimseyi görmedim” dedi.

İmam Malik, Hz Peygamber’i (sav) o kadar severdi ki ona saygı­sından dolayı zayıflığına ve yaşının epey ilerlemiş bulunmasına rağ­men Medine içinde hayvana binmemiş: “Allah Resulünün naşının defn olduğu şehirde hayvana binmem demiştir.” İmam Malik’in züh­dü, takvası nihayetsizdi. Zira Cafer İbni Süleyman tarafından dövül­müş lakin peygamber soyundan gelen bu Medine valiye hakkını he­lal etmiştir. Zira peygamber sülalesinden gelen bir insana öteki dün­yada dava açmaktan korkuyorum demiştir.

İmam Malik’in çıkardığı ictihadlara uyan mezhebe “Maliki mez­hebi” denir. Mezhebi önce Endülüs’e sonra bütün Meğrib’e (Fars’a) yayılmıştır. Şimdi ise Sudan, Fas, Trablusgarp, Cezayir ve Yemen ta­raflarında kabul edilmiştir. İmam Malik’in usulü bir hüküm çıkarır­ken evvela Kur’ana sonra da sünnete başvurmasıdır. Yalnız sünne­tin üzerinde özenle çok durmuştur. Hicaz alimlerinden olan büyük muhaddislerin rivayetlerine güvenerek öyle hadisleri sabit görürdü. Başka yollarda ise Medinelilerin işleri, amelini, mütevatir ve meşhur sünnetten sonra kaynak olarak kesinlikle kabul ederdi. Hatta vi hat­ta ahad hadislere tercih ederdi. Medinelilerin amelini hüccet say­mayanları ta’yıb ederek kınardı. Çünkü iman Leys Bin Saad’a gön­derdiği mektupta bu minvelin üzere meydana gelmiştir. Kur’an, sün­net ve Medinelilerin amelinden sonraki sırayı sahabi fetvalarına verir ve onların fetvaları amel edilmesi vacip olan bir hadis olarak kabul ederdi.

Tabiilerin üzerinde Medinelilerin ihtilaf etmedikleri fetvaları da alır ve delil olarak kesinlikle kabul ederdi. Bunlardan sonra ise kı­yas, istihsan ve mesalihi mürseleyede kabul ederdi. Kıyas hüküm bakımından onun mukabilinde bir nass olmayan bir meseleyi hük­me bağlayan ve aralarında müşterek bir illet sebebiyle hakkında bir nass ve delil bulunan meselenin aynı hükmüne bağlamaktır.

İstihsan, cüzi maslahatın hükmünü kıyasın hükmüne tercih etmektir. Ona göre istihsan, nass bulunmayan yerde maslahatın hükmüne kabul etmek ve uymaktır. İsterse kıyas bulunsun isterse bulunmasın bu konuda fark etmez.

Mesalihi Mürsele hakkında müsbet ve menfi özel bir delil bu­lunmayan maslahatlardır. Hanefılerde istihsan, Safirlerde kıyas ve Maîikilerde istislah bu üç mezhepte birinin yerini tutan delillerdir. î-mam Malik’e göre asli delillerden biri de Sadd-i Zerayi’dir. Bu usule göre harama götüren bir şey o da haramdır. Helale götüren bir şey helaldir. Maslahata götüren bir şeyde o da matlubdur.

İmam Malik’in Eserleri:

 

Muvatta adlı olan eseri vardır. Hem hadis hem de bir fıkıh ki­tabıdır. Muvatta sahih hadis, haber ve eserleri, sahabe ve tabiin fet­valarını da içine bulmaktadır. İmam Malik zikr olanlardan hangisi bulmuş ise onu seçmiş ve hüküm verirken onu söylenmiştir. Muvat­ta kitabı İmam Malik’in (ra) mesleğini, fıkıhtaki olan tariki ve fer’i meseleleri nasıl çözdüğünü belirten ve tafsilat gösteren bir kitaptır. Yalnız İmam Malik bu kitapta usul kaideleri icmali olarak zikret­mektedir. Ondan sonra onun mezhep salikleri onun fıkhından belirt­mişlerdir. Muvattanın hadis yönünü ise bir rivayete göre ihtidasında Muvattadaki hadislerin sayısı on bindi. Şu halde imamın bu adedin üzerinde tasarruftan olacak Muvattanın değişik nüshalarında cem ettiği hadislerin sayısı ise değişiktir.

Ebu Bekir Ebheri, Hz Peygamber’den sahabe ve tabiinden nakl olunan âsarm 1720 olduğunu söylemektedir. Bunların içinde mev­kuf olanlar 613, tabiinden olanlar ise 230′ dur demiştir. Muvattanın en meşhuru ise iki şahıs tarafından rivayet olunmuştur:

1- Yahya Bin Leysi El Endülüsi ‘nin rivayetidir.

2- İmam Ebu Hanife’nin talebesi Muhammed Bin Hasan Eş Şeybani’nin rivayetidir.

İmam Malik zamanında senede kıymet vermek yaygın olmadığı için İmam Malik rivayet ettiği hadislerin hepsini senet olarak Resu-lullah’a (sav) ulaştırmış değildir. İmam Malik’in başka bir eseri ise El Müdevvenei Kübra’dır. Yalnız şu fark vardır; Muvattayı bizzat İmam Malik yazmıştır. Bunu ise İmam Malik yazmamıştır, ondan sonra öğ­rencileri yazmıştır. İmam Muhammed (ra)’in, îmam-ı Azam (ra)’m ve imam Ebu Yusuf (ra)’un ictihadlarmı toplaması gibi. Fakat İmam Malik’in fetvalarının nakledilmediği konularda ise İmam Malik’ten rivayet edenlere kıyasla ictihad ederek derlemişlerler. İşte bu kitaba Müdevvenei Kübra adını koydular. Bu kitabı da Sehnün rivayet et­miştir.

imam Şafii şöyle diyor: “Alimler yad edilince İmam Malik bir yıldızdır. İmam Malik ile İbni Üyeyne olmasaydı Hicazın ilmi söner ve kaybolurdu.” Zeheb Takatu’l Hufaz da şöyle demiştir: “İmam Malik1 te oir takım hususiyetler cem yani toplanmıştır ki bu hususiyetlerin başka bir şahısta bu tipte bir araya geldiğini bilmiyorum. Uzun bir ömür, yüksek bir mertebe, parlak bir zihin ve anlayış, pek geniş i-lim, sahih rivayet, diyanet, adalet, sünneti nebeviyyeye ittiba, fıkıh­ta, fetvada kaidelerin sıhhatine öncelik”

Muvatta kitabından sonra Endülüs ve Afrikiye halkının kendi­sine itimad ettiği kitapların en meşhuru El Vazıha’dır. Onu Abdül-melik Bin Habib Endülüsten hicret, ettikten ve Maliki fıkhını İbni Kasım ve tabakasından aldıktan sonra telif etti. Bir de İbni Habib’in talebesi Utbi’nin telif ettiği Utbiyye ismindeki olan kitabıdır. Bu Af­rikiye de olan kitabı ise Esed Bin El Furad, Ebu Hanife mezhebini inceledi. Sonra Maliki mezhebini seçti ve Maliki mezhebine girdi.

İbni Kasım’ın fıkhı üzerine fıkhi bablarm bütününde bir kitap yazdı. Bu ise El Esediyye adını verdi. Sahnunda bu mezhebi Esed’in bu kitabından okudu. Sahnun şarka gittikten sonra İbni Kasım’dan ilmi Öğrendi. İbni Kasım ile Esediye meseleleri hakkında muarazya başladı. En son öyle meselelerin ekserinden döndü. Sahnunessediy-ye meselelerini tamamladı. Aynı zamanda tedvin etti ve kendisinden rücü olduğu şeyleri ispat etti ve kendisinin kitabını kabul etmesi için Esed’e haber verdi. O ise bu haberde ar etti. Bunun İçin halk onun kitabına Bölece Endülüs halkı Sahnun’un tedvin etmiş olduğu me­selelere tabi oldular. Ebu Said El Berad’ın tedvin olunan yani hepsi tezhib kitabında fehva hülasa etti. Bu kitap Afrikiyye ahalisinin bü­yük alimlerinin itimad ettikleri ve tuttukları kitaptan başka belli olan diğer bütün kitapları kesinlikle terk ettiler. Bundan sonra bu tezhib kitabı Afrikiyye’de şöhret kazandı.

Soru a Maliki mezhebindeki alimleri, bu müdevven kitapları ve Utbiyye kitabını şerh ve izah etmekle ve meşgul etmekle ele aldılar. Bunun üzerine İbni Yunus El Lahmi, İbni Mihrez ve Afrikiyye ule­masından başkaları şerh yazdılar. Utbiyye üzerine İbni Rüşd ve En­dülüs ulemasından olan meselelerin, hilaf ve kavillerin hepsini Ki-tabü-n Nevadirinde topladı. Bu kitap mezhebin bütün meselelerine şamil geliyor.

Leave a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.