Zün-Nun, Mısır’ın yüksek bölgelerinden İhmim halkındandır. Hicri 245 (veya 246 yahut 248) yılında vefat etmiştir. Ölüm tarihi hak­kındaki farklı tarihleri İbn Hallikan Vefayat isimli eserinde bildiriyor.

Künyesi Ebu’l Feyz, adı Sevbân b. İbrahim’dir. Babası Nüvebe de­nilen yerden idi. Zün-Nûn zayıf yapılıydı, kırmızımsı bir teni vardı. İlk başlarda ilim öğrenmekle uğraşıyordu. Sonraları tasavvufa ağırlık ver­meye başladı. İnsanlar bunu hoş görmediler ve onu zındıklıkla suçla­dılar. Bazı kimseler Zünnun’u Bağdat’taki halife Mütevekkil’e şikayet ettiler. Kendisini zincir ve bukağılarla bağlanmış olarak huzura getir­diler. Arkasından bir takım kimseler hakkında yalancı şahitlik yapmak istediler. Fakat Zün-Nun “ben ikna olmadım” dedi. Bunun üzerine bağları çözüldü. İftiracılar düş kırıklığına uğradılar.

Radıy onun hakkında şöyle diyor:

Zün-Nun’un elinde zincir, ayağında köstek olduğu halde yer altın­daki bir hapishaneye götürülüyordu. Çevresindekiler ağlıyordu. O ise şöyle diyordu: “Bu bana Allah’ın bir vergisi, bir ihsanıdır. O’nun her işi hoştur, güzeldir.”

Sonra şu şiiri söyledi:

Allahım! Kalbimdeki yerin hususidir özümde

Uğrunda çektiğim çileler hiçtir gözümde.

Ahdetmişim, uğrunda can verip öleyim,

Senden kaçmak olur mu? Ben sana kulum, köleyim.

Zun-Nûn çalgı ve nağme sesi duyduğu zaman heyecanlanırdı. Ba­zen bunun etkisi yüzünden belli olurdu.

Zun-Nûn’un tasavvuf ve güzel ahlak konusunda şahane (denecek derecede) sözleri vardır. Aşağıdakiler bunlardandır:

Marifet sahibi olduğunu iddia etmekten, zühd (ve takva)da maha­retli olduğunu söylemekten, gönlünün hep ibadete bağlı olduğunu ileri sürmekten sakın! Her şeyden (ancak) rabbine kaç.

Davranışlarımızda kusur işledik, sözlerimiz gayet düzgün. Nasıl kurtuluşa ereriz?

Zün-Nûn’un yaşadığı sırada ve cenazesi defnedilirken (görülen) kerametleri olduğu söylenir. Bu hususta gerçeği en iyi bilen Allah’tır (cc).

Soruda sözü edilen tavsiyeler, onun kendisine soru soranlara, ta­lebelerine veya sohbetine katılanlara verdiği nasihatlerdir. Bunlar pek çoktur. Fakat daha önceleri yazılmış bulunan biyografi kitaplarında da­ğınık haldedir.

Bunlardan bazı Örnekleri aşağıya alıyoruz:

“Dünyaya ait işlerde akıllılık edip ahiret işlerinde ahmaklık eden, yumuşak huylu olacak yerde aptallık eden, alçak gönüllü olacağı yerde kibirlenip böbürlenen, istekli olması gereken yerde arzusuz olan, kendisine gerçekler söylendiğinde öfkelenen, akıllı kimsele­rin ilgi gösterdiği şeye ilgisiz davranan, akıllı kimselerin ilgisiz davrandığı şeyle karşı arzu duyan, Allah’ın verdiklerin az görüp, nimetlere karşı yaptığı şükrü çok gören, kendisi insaflı davranma-yıp, kendisine insaflı davranılmasını isteyen, Allah’a itaat etmesi gereken yerde O’nu unutan, fakat ihtiyacı olduğunda Allah’ı hatır­layan, ilim sahibi olup bununla meşhur olduktan sonra, talebeleri­ne karşı keyfi davranmayı tercih eden, Allah kusurlarım örttüğü halde arsızlık ve utanmazlık eden kimseler akıllı değildir.

(Hep) insanların kusurlarına bakan kendi kusurunu görmez.

Firdevs cennetine ve cehenneme özen gösteren, dedi-koduya fır­sat bulamaz.

İnsanlardan kaçan onların şerrinden kurtulur. Çok nimete şükrede-nin nimeti artar.

Zün-Nûn, hastalanan bir kardeşine şu nasihati yapmıştır:

Benden, tutulduğun hastalıktan seni kurtarması için Allah’a dua etmemi istemiştin. Kardeşim, bil ki: Rahatsızlık himmet, safa ve (gönül) aydınlığı ehli olanların dostu olan bir mükâfattır. Başına gelen derdi nimet bilmeyen hikmet erbabı olamaz. Her kim nefsi hakkında korkudan emin olmazsa işlerinde itham edilmekten emin olur. Aziz kardeşim! (Allah’a) şikayet etmene engel olacak utanma duygun olsun, vesselam.

Zûn-Nûn’un tavsiyeleri çoğunlukla Allah’ı hatırlatıcı, sebeplere yapışıp, O’nun himayesine sığınmayı öğütleyen tarzdadır.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Close