İnsana bunca nimeti, iyilik ve güzelliği ikram eden Allah Teâlâ, insandan; bunların kadrinin kıymetinin bilinmesini de istemiştir.

İnsana verilen bu ilahi emanetlerin iyi kullanılmasını, onların kullanılması için verilen ömrün de, verimli bir biçimde değerlendirilmesini istemiştir. Bu nimetlerin, hiç birinin tehlikeye atılmamasını ve zâyi edilmemesini emretmiştir.(3) İnsana, ömrü boyunca mâlik  olacağı maddî ve manevî imkânları hoyratça kullanmamasını ve israf etmemesini tenbihlemiştir.(4)
Şüphesiz; insana verilen bu sayısız nimetlerin en başında sağlık gelir. Zira, sağlık olmadan hiçbir nimet insana huzûr ve saâdet getirmez. O nedenledir ki; Cihan Padişâhı Kanûnî Sultan Süleyman bir nefes alıp verecek kadar sağlık içinde olmanın; dünyanın bütün imkanlarından değerli olduğunu şöyle ifade etmiştir:
“Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi, Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi.”
Yüce Mevlâmız, başta ömür sermayemiz olmak üzere, sahip olduğumuz her türlü imkanlarımızı doğru hedeflerde, meşru ve müsbet çalışmalarda değerlendirmemizi istemiştir. Bu cümleden olarak, en kıymetli varlığımız olan sıhhat ve sağlığımızı da korumamızı emretmiştir. Kendi ellerimizle kendimizi tehlikelere atmamamız konusunda, çeşitli ifadelerde bizleri uyarıp ikâz
etmiştir.
Peki, insanoğlu olarak bizler ne yaptık acaba!.. Bizlere bahşedilen sayısız nimetleri, özellikle de sağlığımızı ilâhî talimatlara uygun olarak değerlendirebildik mi? Yüce Yaratıcımızın bize armağan ettiği onca nimetlerin şükrünü edâ edebildik mi?
Gönlümüz bu sorulara “evet” diyebilmeyi çok isterdi. Ama ne yazık ki; bir çoğumuz bu konuda, tabir câizse yaya kalmaktayız.
Bize tevdi ve tevcih edilen görevlerimizi lâyık-ı vechiyle yerine getirmemekteyiz.
Hem maddi, hem de manevî imkanlarımızı Allah’ın (c.c.) gösterdiği doğrultuda değerlendirmiyoruz. İşte sıhhat servetimizin hâl-i pürmelâli ortada… Kimimiz onu sigarayla, kimimiz içkiyle, kimimiz de uyuşturucu belasıyla bilerek ve kasden helak ediyoruz. Sağlığımızı; çeşitli ve çaresiz hastalıkların eline, kendi ellerimizle teslim ediyoruz. Sanki beyinlerimiz durmuş, belleklerimiz dumura
uğramış gibiyiz. Sağlımıza, bu kötülükleri reva görmemizin bir başka izahını yapan; Haklı bir sebebini bilen varsa beri gelsin…
Fert ve toplum olarak; ne yazılıp çizilenden ders ve nasihat çıkartıyoruz. Ne de alkol, nikotin ve çeşitli uyuşturucu belasından dolayı, çevremizde elleri, ayakları kesilenlerden ve dayanılmaz acılar içinde kıvranarak intihar edenlerden ibret alıyoruz.
Uyuşturucu Madde Nedir?
Uyuşturucu madde: Uyarıcı veya uyuşturucu unsurlar ihtiva eden, ham ve işlenmiş durumda bulunan herhangi bir maddedir. Tıbbî ve sınâî amaçlar dışında kullanıldığı zaman; önce alışkanlık, daha sonra da bağımlılık meydana getirir. Bağımlılık ise; fert ve topluma şahsî, içtimâî, ruhsal ve fiziksel birçok zararlar verir.
Dr. Âdil el-Demirtaş, “Bağımlılık, belirtileri ve tedavisi” adlı eserinde; uyuşturucuyu şöyle tarif etmektedir: “Uyuşturucu madde, kimyevi bir madde olup, uyuşukluğa ve uykuya sebep olur. Ağrı dindiriciliğinin yanında, hâfıza kaybını da beraberinde getirir.”
Uyuşturucu maddenin bir başka tarifi de şöyledir:”Herhangi bir madde ki; onun kullanımı insan vücudunda küllî veya cüz’i bir uyuşukluk meydana getirir. Bu uyuşuklukla birlikte hafıza kaybı olabileceği gibi; olmadığı zaman da olabilir. Uyuşturucu madde, aynı zamanda; onu kullanan kişiye, geçici bir sevinç, yalancı bir mutluluk verir. İşte bu sahte mutlulukla birlikte, kişi artık
gerçekler âleminden kaçar. Hayal âlemine sığınmış hale gelir!..”
Yukarıda geçen değişik tariflerden de anlaşılacağı üzere; (bağımlılık) ifadesinin sınırlayıcı bir şekilde tarifini yapmak, bağımlılığı bir tek kelimeyle izah etmek zordur. Çünkü, her uyuşturucunun kendine has özellikleri vardır. Her uyuşturucu madde, insanı kendine bağımlı hale getirmesi, süratle etkileme gücü bakımından bir değerinden farklılıklar arzeder.
Belki de sözün burasında, uyuşturucu sorunu gündeme geldikçe sıkça kullanılan şu iki terim arasındaki farkı, belirgin çizgilerle vurgulamak daha münasip olacaktır, sözkonusu iki terimin birincisi alışkanlık, ikincisi de bağımlılıktır.
Alışkanlık: Uyuşturucu kullanan şahsın, belki bir uyuşturucunun kemmiyetini artırmaksızın onu devamlı kullanması halidir.
Bağımlılık ise: Uyuşturucuyu kullananın; kullandığı maddenin dozunu sürekli bir şekilde artırarak kullanması; böylece uyuşturucuyla kendi bedeni arasında vazgeçilmez ve organik bir bağ kurmasıdır.
Aslında, uyuşturucu madde bağımlılarının, onun tacirlerine ödedikleri bedel; içenlerin kanı, çocuklarının da rızkından başka bir şey değildir. Dünyanın birçok ülkesinde olduğu gibi, bu korkunç toplumsal hastalık ülkemizde de ciddi boyutlara ulaşmıştır.
Yetkililerin, zaman zaman medyaya da yansıyan beyanlarına göre; ortaöğretim kurumlarında okuyan gençlerimize, çocuklarımıza kadar yayılmıştır. Her geçen gün de yayılma istidadı göstermektedir. Bu amansız derdin ağına düşen yavrularımızın ve erişkin
insanlarımızın sayısı günden güne çoğalmaktadır.
Esefle ifade edelim ki, fert ve toplum olarak biz bu gerçeği adeta görmezlikten geliyoruz. Felaketin vahametini kavrayıp gerekli tedbirleri zamanında almıyoruz. Atalarımız: “Yılanın başı küçükken ezilir” demişlerdir. Devlet ve Millet olarak el ele vermeliyiz.
Felaketin boyutları daha da ileri noktalara varıp, güçyetmez bir hale gelmeden, uyuşturucu belasının üzerine büyük bir ciddiyet ve kararlılıkla gitmeliyiz. Aksi takdirde, bugün  sadece seyretmekle yetindiğimiz bu toplumsal musibetin altında ezileceğimiz günler gelebilir… Duyarsızlığın ve ilgisizliğimizin ağır sonuçlarına katlanmak zorunda kalabileceğimiz tarih uzak olmayabilir… Gerekli
tedbirleri ve çareleri bulmamız için henüz imkan var iken, neyi bekliyoruz? Çareleri üretmek için, önce içinde bulunduğumuz derin gafletten uyanmamız gerekiyor. Uyanmamız için de, tehlike çanları bizim için bangır bangır çalıyor. Uyanmak için bunlar yetmez mi?
Uyuşturucu Madde Çeşitleri
Şurası bilinmektedir ki; beşeriyetin ilk tanıştığı ve dünyanın en eski uyuşturucusu Afyon ve Haşiştir. Bununla beraber, son senelerde piyasaya beyaz zehir ismiyle bilinen Eroin, Kokain, Kodain ve bunlardan üretilen bol miktarda uyuşturucu haplar sürülmüştür. Eroin’in ana maddesi afyondur. Bunun tedavisi mümkün olabilmektedir. Kokain’in üretimi ise, koka bitkisinden
sağlanmaktadır. Bu zehirlerin en tehlikelisi Eroin ve L.S.D. haplarıdır. Bu hapları içenler, her çeşit hayallere dalarlar. Her türlü vehme kapılırlar. Hattâ öyle ki; kendilerinin iki kanadı bulunduğunu,  kuş gibi uçabileceklerini sanarak, kendi kendilerini pencereden ve yüksek yerlerden aşağı atarlar. Bazen de kendilerini bir dev sanıp önlerine gelen herşeyi kırıp dökerler.
Uzmanların belirttiğine göre; Bu güne kadar, Amerika Birleşik Devletleri’nde kullanılan ve bu ülkenin karşı karşıya geldiği en tehlikeli ve en korkunç uyuşturucu madde; “Kırak” adı verilen maddedir. Çünkü bu madde, içiminden üç saniye sonra içen kişinin beynine hükmediyor. Bu maddenin oluşumu ise, kimyevî maddelerden elde edilen ürünlerle kokainin karışımından
ibârettir.

Esrar Bağımlılığı

Geçmiş dönemlerde “Esrar” uyuşturucusunun sigaradan daha az zararlı olduğu, herhangi bağımlılık da yapmadığı ileri sürülüyordu. Esrar kullanan kimsenin, “canı istediği zaman” onu bırakabileceği iddia ediliyordu. Ancak, son yıllarda yapılan araştırmaların sonucu, bu görüşlerin doğru olmadığını ve bilimsel gerçekleri yansıtmadığını gösteriyor.
Uzman Dr. Ümit Sayın; esrar ve bağımlılık ilişkisini şöyle değerlendiriyor: “İnsanlar mutsuz, huzursuz ve arayış içindedirler.

“Kendilerine tahammül etmeye” alışmayı denemek yerine; beyin biyokimyasında değişiklik yapıcı ilaçların yardımıyla farklı bilinç hallerine girmek isterler. Onlar için önemli olan “şu an” dır ve bunun yapay olarak neşeli ve keyifli atlatılmasıdır.

Fakat, hiçbirisi, beyinlerindeki yapılarla nasıl oynadıklarının ve bu maddeleri kullanmanın ne kadar tehlikeli olduğunun bilincinde değillerdir. Çünkü beyinlerindeki nörokimyasal ve reseptör düzeyindeki değişiklikler geliştikçe geri dönüş giderek zorlaşır.”
“Esrar, genelde sigaraya sarılarak, yakıp koklayarak, kek veya kahve içinde pişirerek veya direkt içindeki aktif madde olan THC (delta-9-tetrahdrocannabiol) enjekte edilerek kullanılır.
20 mg THC veya yüzde 2 oranında THC içeren bir sigara içildiğinde uyuşma, belli  bir noktaya konsantrasyonda artış ve azalış, öfor-huzurluluk, algıları çarpıklık ve sersemleme, fikrî buluş ve fonksiyonlarda artış veya azalış hissedilir. Çok güçlü unutkanlık oluşur. Özellikle hipokampüsde ve kortekste  (beyin kabuğu) hücre ölümüne yol açar. Esrarın, ayrıca psikolojik bağımlılık yaptığı
da bilinmektedir.”(5)

Uyuşturucu maddenin bâriz özelliklerinden biri de, onu kullanan kimseler üzerinde çok değişik eğilimler ve istekler meydana getirmesidir. Ona bağımlı hale gelen insanların sinir sistemleri bozulur. Gece gündüz asabiyet gerginliği ve rûhî krizler yaşarlar.
Aşırı derecede unutkanlık, bitkinlik ve yorgunluk çekerler. Çeşitli organlarda tikler, titremeler meydana gelir. Fikrî  ve fizikî fonksiyonlar büyük ölçüde tahribata uğrar. Olayları değerlendirme ve muhakeme etme yeteneği zayıflar. Hülâsa; uyuşturucu illetinin ağına düşen kimselerin vücut fonksiyonları alt-üst olur. Ferdî ve içtimâî hayatları günden güne kararır. Kendi kendilerini
felâket meydanında yapayalnız bırakırlar…

Uyuşturucu mübtelâsı kimseler, artık sürekli olarak o belanın esiri olurlar. Sürekli onun peşinde koşarlar. Ardı arkası kesilmeyen bir istekle uyuşturucu teminine çalışırlar. Kendilerini, ne pahasına olursa olsun uyuşturucu madde sağlamak zorunda hissederler.
Onsuz artık olamayacaklarına inanırlar. Onu kullandıkça da hem maddî hem de manevî bakımdan tükenip giderler. Damarları, derileri, sinir sistemleri ve sağlık adına sahip oldukları ne varsa, günden güne hepsi mahvolup gider.

Uyuşturucu maddeye bağımlı hale gelmiş bir insan; artık o zehire mahkûm olmuştur. Ya onu temin edemediği takdirde kendisine musallat olacak korkunç etkilerden, acılardan, dayanılmaz ızdıraplardan korunmak için, ya da bedenî ihtiyaçtan dolayı onu bir kurtarıcı gibi görür. Uyuşturucu bağımlısı kimselerin, bazen bir defada, bir çeşitten fazla madde kullandıkları da tesbit edilmiştir.
Bir kısım ilim adamları, konuyla ilgili olarak şunları söylemişlerdir: Bazı farklılıklar olsa da, hepimizde bir dereceye kadar bağımlılık vardır. Şu kadar ki, bağımlılığın sadece “nevileri” değişiktir. Meselâ, bazılarımız çay’a, kahve’ye, aspirin kullanmaya bağımlı olabiliyor.

Bağımlılık Belirtileri Uyuşturucuya bağımlılık belirtilerini, genel hatlarıyla aşağıda beyan edildiği şekilde özetlemek mümkündür:

a) Uyuşturucu maddeye karşı çok aşırı bir şekilde istekli olmak, bu isteğin, kişinin iradesi dışında sürekli olarak artması.

b) Uyuşturucu madde kullanan kişinin; onu nereden ve ne pahasına olursa olsun temin etme çabasına girmesi, sürekli arayış içinde bulunması.

c) Uyuşturucu madde dozunun hergün biraz daha arttırılması hırsı.

d) Madde bağımlısı haline gelen insanın, uyuşturucuya karşı psikolojik ve fiziksel bakımdan aşırı meyyal olması  sürekli ihtiyaç duyması.

Uyuşturucu Kullanıcısının Vehimle İntihar Etmesi

Şurası bilinmelidir ki; beyaz zehir tabir edilen uyuşturucu maddelerinin bağımlılığı birdenbire kazanılmaz. Kişi, önce uyuşturucu bağımlıları arasından arkadaşlar edinir. Eroin ve diğer uyuşturucuları devamlı kullananlarla düşüp kalkmaya, onlarla biraraya gelip yavaş yavaş madde âlemlerine katılmaya başlar. Sonra, tedricen başka uyuşturucular içer. Derken, farkında bile olmadan; kendini kokain, eroin ve benzeri uyuşturucuların esiri yapar. Sonunda; boş hayallerin, sahte keyif ve mutlulukların uçurumundan düşüp, bağımlılar batağının dibine dalar.
İnsanın bu beyaz zehirlerle tanışması, genelde uyuşturucu tacirlerinin aracılığıyla olur. Uyuşturucu madde satıcıları, bu zehirlerin; tesirlerini daha seri bir şekilde gösterceğini, daha çok keyif vereceğini her fırsatta anlatırlar. İnsanları uyuşturucu ağına bu şekilde yaldızlı propagandalarla düşürürler. Uyuşturucuya yeni yeni yaklaşan insanlar da; bazen işin ciddiyetini kavrayamadan, kimi
zaman kendi iradelerinin dışında bir şaşkınlık neticesinde bu tehlikeli çıkmaza girerler! Kimi zaman da; uyuşturucunun nasıl bir şey olduğunu öğrenme merakı ve özleminden dolayı bu bataklığa saplanırlar.

Kişi; eroin alışkanlığına, önceleri, sadece bir nefes koklamakla başlar. Bu koklamadan sonra kendisinde yalancı bir rahatlık, güçlülük ve ferahlık hisseder. Ancak; birkaç gün geçtikten sonra, eroin onun beyninde öylesine bir tesir gösterir, o derece etkisi altına alır ki, eroin bu şahsın âdeta gıdası ve içeceği olur. Ondan ayrılmasının imkansızlığına inanır. İşte bu sûretle uyuşturucu
maddenin tahakkümü altına girmiş olur. Kendisini bu illete kaptırmış olan bağımlı insan; ondan asla kopmak istemez.

Bir maddeye bağımlı hale gelen kimse, onu kullanmadan; yalnızca altı saat uzak durabilir. Çünkü daha fazla uzak kalmak, bağımlının bedeninde derin ve dayanılmaz acılar meydana getirir. İshal, kusma ve umumî bir titreme başlar. Vücut zayıflar; zaman zaman bayılma nöbetleri gelmeye başlar.  Zamanında müdahale edilip tedavî görmediği takdirde; birçoğu intihar edip dayanılmaz
hale gelen bu perişan hayatına son verir.

Koklama Organının (Burun) Tahribatı

Koklama yoluyla uyuşturucu alanların; burunlarının burun içi perdeleri yer yer aşınır, duyarsızlaşır. Madde bağımlısı, uyuşturucuyu kullamnaya devam ettikçe de, burun içi perdelerinde delinmeler meydana gelir. Çok hassas ve ince olan bu derilerin, zamanla kalınlaşmasına ve koku alma niteliğini yitirmesine sebep olur. Daha sonraki dönemlerde, burun organının koklama ve koku alma
özelliğini tamamen kaybetmesine yolaçar!

Artık, bu duruma düşen bağımlı insanın, burnu ile temiz hava veya güzel kokudan zevk alması mümkün olmaz. Hayatını sürdürebilmesi için teneffüs edeceği havanın harâretini ve nem oranlarını ayarlayabilmesi imkânsız hale gelir. Teneffüs edilecek havadaki çeşitli yabancı cisimcikler, burun süzgecinde temizlenemeyeceği için, solunum sistemi de bütünüyle bir tehlikeyle karşı
karşıya bırakılmış olur. Oysa, böyle bir maraza maruz kalmayan; uyuşturucu illetiyle mübtela olmayan sağlıklı burun yapısı, solunum sisteminin de sağlıklı sigortası durumundadır.
Ancak burun yoluyla uyuşturucu almak, bir tesadüf eseri değildir. Burun organının içinde bulunan narin kılcal damarlar şebekesi, uyuşturucu maddenin kolayca emilmesine ve süratle kana karışmasına oldukça müsait bir zemin oluşturmaktadır. Dolayısıyla;uyuşturucu müptelası şahısların önemli bir kısmı bu yolu tercih etmektedirler. Çok eski dönemlerden beri, burunlarını bir uyuşturcu aracı olarak kullanılmaktadırlar…

Damarların ve Beyinin Tahribatı

Günümüzde birçok eroin bağımlıları, eroini şırıngayla damardan alma yolunu seçiyorlar. İşte bu yol; bağımlılığın en tehlikeli merhalesidir. Çünkü, bu durumda eroin doğrudan doğruya kana karışmaktadır. Ordan da sür’atle beyine ulaşmaktadır. Böyle bir durumda, vücuttaki kan; vücudun çeşitli zehirli maddelerden korunması için adeta, bir kimya laboratuarı gibi çalışıp, onun
zararlı maddeler süzgeci sayılan ciğerden geçerek arınmamaktadır.
Böyle olunca da, Eroin; beyinin “Üst Kabuk” denilen tabakasını tahrip etmektedir. İşte bu tabaka, son derece hayatî bir tabakadır. Denilebilir ki; bu tabaka, insanla-hayvan arasındaki ince çizgiyi belirleyen bir tabakadır!

Sözkonusu tabakanın tahrip olması sonucunda, kişinin sinir sistemi tam bir duyarsızlığa uğrar. Şuûrunda olmadan hırsızlık yapabilir, cinayet işleyebilir, intihar edebilir. Diğer insanlarla olan sosyal ilişkilere ahlâkî değerlere hiç önem vermez. Hatta kendi anne ve babasıyla olan insanî ilişkiler de tamemen kopar. Yakınlarını, kendi öz annesini ve öz babasını dahî; kendisinin uyuşturucu ihtiyacını karşılamak için birer malî kaynak olarak görür. Ona göre; insanî, ahlâkî ve içtimâî hiçbir değer, bundan öteye bir manâ ve kıymet ifade etmez!

Sonuç

Uyuşturucu kullanmanın zararları, bütün dünyada kanıtlanmıştır. Belli bir süreç neticesinde; en sağlıklı bünyeleri dahî, şifası zor hastalıklara düşereceği, hatta ölüme sürükleyeceği bilimsel olarak kabul edilmektedir. Ayrıca, bunun böyle oduğunu, aklımız da bize bildirmektedir. Onu kullanmak; hem akla ve ilme aykırıdır. Hem de Dinimizce reddedilmiştir. Genel ahlâkımıza, sosyal
hayatımıza, millî ve manevî değerlerimize ters düşmektedir. İktisadi çıkarlarımıza, rûhî ve fizikî sağlığımıza düşmandır.

Gençlerimize, erişkinlerimize telâfisi imkânsız zararlar açtığını hepimiz görmekteyiz. İlköğretim çağındaki yavrularımıza kadar bulaştırmak için tuzaklar hazırlandığını okuyor, işitiyoruz!
Gözü dönmüş uyuşturucu kaçakçılarının; Devletimize ve Milletimize rağmen, insafsız ve fütursuzca kurdukları ölüm tezgahları hergün biraz daha yayılmaktadır. Geleceğimiz olan çocuklarımıza yönelik bu hain saldırıya, mâlesef seyirci kalıyoruz!..
Gelecekte, toplumumuzun başına, daha da güçyetmez bir belâ olmadan, bu günden çareler üretmemiz gerektiğini de çok iyi bilmekteyiz. Özellikle, okullarda okuyan milyonlarca çcuklarımızı düşünmemiz gerekmez mi? Bu tehlike hepimizin uykularını kaçırmalı! Mutlaka yapabileceğimiz bir şeyler henüz vardır.

Çünkü, insan her türlü tehlikelere ve hastalıklara karşı, kendi bünyesini; bakmak ve himâye etmekte yükümlü bulunduklarını korumakla görevlidir. Sahip olduğu malî imkanları da ekonomik, rasyonel değerlendirmek ve israf etmemek zorundadır.

Şüphesiz bütün uyuşturucu ve zararlı maddelerin kullanımı, büyük çapta mâli israfa da sebep olmaktadır. İsraf ise; ne dinimizde, ne de içtimai hayatımızda mazûr görülmemiştir. Hatta, İslâm’da israfın her çeşidi haram kılınmıştır. Yüce Allah, Kur’an-ı Kerim’de “… Yiyiniz içiniz fakat israf etmeyiniz” buyurmuştur.(6)

Bir diğer âyette de; israfçılar, şeytanın dostları olarak tavsif ve tevbih edilmiştir. Yüce Peygamberimiz (s.a.s.)de bir Hadis-i Şeriflerinde: “İnsanlardan çoğunun aldandığı (ve kıymetini doğru dürüst bilmediği) iki nimet  vardır: Sağlık ve boş vakit”(7)buyurarak; onlara gözümüz gibi, dikkat etmemiz gerektiğinin altını çizmiştir. Sigara, alkol ve her çeşit uyuşturucu zararlarından nefsimizi ve neslimizi korumak konusunda uyanık olalım… Gözümüzün nûru çocuklarımızı asla ihmal etmeyelim. Herşeye maddî çıkar gözlüğüyle bakmayalım. Millî, manevî ve kütürel değerlerimizi; maddî çıkarlar uğruna ezmeyelim, ezdirtmeyelim! “Son pişmanlık fayda vermez” sözüne ve gereğini aklımızdan çıkarmayalım!…

Uyuşturucunun yaygın ve herkesin sarhoş olduğu bir toplulukta, Sağlık ve toplum huzuru tehlikeye düşeceği gibi, dinden de söz edilemez. Halbuki Dinin insanı  hem dünyada hem öbür alemde mutlu kılmak gibi, son derece güzel ve kapsamlı bir hedefi vardır.

Dinin olması için insanın ayık, şuûrun açık, olması gerekir. Aklı başında, ne dediğinin ve ne yaptığının bilincinde olması şarttır.

Zira, insanı insan yapan akıldır; aklı olmayanın dini  de yoktur. İşte İslâm Dini de toplum için bir zarûret olan din gerçeğini yerleştirmek için, bütün uyuşturuculara ve alkole karşı savaş açmıştır. Bunların azını da, çoğunu da kullanmayı yasaklamıştır. Bu kesin yasak sayesinde,  insanların sağlam bir kafayla gerçekleri düşünmeleri, anlamaları ve bilerek hareket etmeleri hedeflenmiştir.
Hiçbir kimse, sahip olduğu organlarını ve bedenini bir para veya bir bedel ödeyerek elde etmemiştir. Bunların hepsi yaratılıştan insanlara bahşedilmiştir. Aynı zamanda bunların her biri insana âdeta sigorta ettirilmiştir. Dolayısıyla insan, bunlar üzerinde bir tasarrufta bulunurken; kendi öz malı gibi değil; başkasından aldığı, zamanı gelince yeniden sahibine iâde edeceği birer emanet
olarak bakması gerekir.

Zira, insana verilen ömür de; mal da; can da birer emanettir. İnsan bu emanetlerin hukukuna riayet etmeye me’mûrdur; mecburdur! Yüce Peygamberimiz (s.a.s.); şöyle buyurmuştur: “Kıyamet gününde insan, ömrünü nerede tükettiğinin, bildikleriyle neler yaptığının, malını nerelerden kazanıp nerelerde harcadığının ve bedenini nerelerde yıprattığının tam bir şekilde hesabını
vermeden yerinden kıpırdaması mümkün değildir.”(8)

İnsan vücudu ve onun sağlığı, İslâm nazarında o kadar önemlidir ki; bir kişinin haksız yere öldürülmesi, bütün bir insanlığın öldürülmesi gibi kabul edilmiştir.(9) Başkasına ait tek bir organ bile yok edildiğinde kısas uygulanması emredilmiştir.(10)
İslâmiyet, insanı kendi hayatını müdafaa ederken öldüğü zaman, en yüksek bir derece olan şehitlik mertebesiyle müjdelenmiştir.(11) Bütün bu gerçekler müvâcehesinde, kendi sağlığını ve hayatını; kendi elleriyle hastalıklara ve ölüme sürükleyen; tütün, alkol ve uyuşturucuya sığınanlara; Yüce Allah, basiret ve ferâset versin!

Bir insan hayatının sokakta bulunmadığını hepimiz biliriz. Ama, her nedense; bir kısım insanlarımız canlarına ve sağlığına değer vermez hale gelmiş görüntüsü içindedirler. Canı sıkılan; kendini alkolün, nikotin zehirinin, çeşit çeşit uyuşturucu belasının tuzağına atıyor. Bu gibi zararlı maddelerden medet umuyorlar. Adı üstünde “Zararlı Maddeler”den hayır ve kurtuluş yolları bekliyorlar.

Oysa, bu imkânsız bir şeydir! En basit gibi görünen, sigara içen bir insanı düşünelim: Bu insanın içtiği sigara yalnızca kendine zarar vermiyor. Tüm çevreye duman ve zehir savuruyor. Bu insanın içitiği sigara yalnızca kendine zarar vermiyor. Tüm çevreye duman ve zehir savuruyor. Özellikle, kapalı alanlarda sigara içen insanlarla içmeyen insanlar aynı yeri paylaşıyorlarsa; durumun
vahametini bir kez durup düşünmek yeterlidir.

Basit gibi gördüğümüz sigara alışkanlığı olan insanlar bile; onu bırakmak isteseler, en fazla üç gün direnebiliyorlar. Bu kısa sürenin sonunda, sigaraya daha büyük bir keyif ve iştahla sarılıyorlar! Onun zehirini nefes borularına ve ciğerlerinin derinliklerine, bir oksijen edasıyla çekiyorlar.
Halbuki; erişkin insanların, çocuklarına daha güzel davranışlar ve hareketlerle örnek olmaları gerektiğini hepimiz söylüyoruz. Aklı selim de bunu gerektiriyor. Ancak, çoğu kez yaşayış tarzımız bu söylediklerimize uymuyor. Sözümüz özümüze maalesef ters düşüyor. Oysa, her halimizin çocuklarımız tarafından, deyim yerindeyse; bir gizli kamera gibi çekildiğinin bilincinde olmak
zorundayız.  Çocuklarımıza iyi şeyleri tavsiye ederken, kendimiz kötülükler içinde yüzemeyiz. Bu tutum, dinimize de, kanunlarımıza da, güzel ahlâk ve eğitim metoduna da, insanlık mantalitesine de aykırıdır. Bütün insanlara alkolden, nikotinden ve uyuşturucudan uzak bir ömür dileğiyle!…

1- Tin, 95/4.
2- İbrahim, 14/34.
3- Bakara, 2/195.
4- A’raf, 7/31.
5- Aktüel dergisi: sayı 144, s. 22.
6- İsra, 17/26, 27.
7- Tirmizî, Kıyamet, 1.
8- Mâide, 5/32.
9- Mâide, 5/45.
10- Tirmizî, Diyât 21; Ebû Davût, Sünen 29.
11- Bûhari, er-Rikak, 1.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Close