Şehitler canlarını Allah yolunda, vatan uğrunda feda ederek ölümsüzlüğe kavuşurlar. K. Kerim’de “Allah yolunda öldürülenleri sakın ölüler sanmayın. Bilakis onlar Allah’ın katında diridirler. Onlar cennet nimetleriyle rızıklandırılırlar.”(1) buyurulmaktadır.

Peygamberimiz (s.a.s.)’in, şehitliğin faziletine dair pek çok hadisi şerifi kaynaklarda yer alıyor. Bedir savaşı öncesinde Hz.Peygamberimiz ashabına şöyle sesleniyor: “Nefsimi kudret elinde tutan Allah’a yemin ederim ki, bugün her kim şu müşriklerle sabrederek, Allah’ın sevabını umarak, geri dönmeden savaşır ve ölürse Allah onu mutlaka cennetine koyar.” Peygamberimiz devam ederek sözünü şöyle tamamlar: “Haydi kalkın. Genişliği arz ve semavât olan cennete buyurun.” (2)

Şunu unutmamak gerekir ki Müslüman Türk yurdu olan güzel cennet vatanımız Anadolu; doğusuyla batısıyla, kuzeyiyle güneyiyle şehit kanları ile yoğruldu. Vatan bir bütündür, parçalanamaz ve asla bölünemez prensibiyle şehit ecdadımız tarafından bizlere miras bırakıldı. Bu vatanın evlatları, bu mirası, uğruna şehit olunan gaye için kullanmazsa, hiç şüphesiz ki şehitlerimiz
bundan rahatsız olacaktır.

Büyük davalar şehitlerle ayakta durur ve yürür. Kahraman askerlerin omuzlarında dalga dalga yükselir. Günü geldiğinde, biz de vatan için canımızı can pazarına koymaktan çekinmemeliyiz. Tarihimiz kahramanca savaşan şehitlerimizin destanları ile süslüdür.
Bu tarih, birlik-beraberlik ve kardeşlik sayesinde gerçekleşmiştir. Bu kardeşlik ana-baba kardeşliğinden daha önemlidir. Öyle sağlam bir kardeşlik ki, hiçbir güç onu bozamaz, hiç kimse bizi birbirimizden koparıp ayıramaz. Birinci dünya savaşının en büyük kahramanlık destanının yazıldığı Çanakkale’de düşmanlara karşı hep birlikte çarpışmadık mı?

Ya istiklâl ya ölüm, vatanın bağımsızlığını ve milletin geleceğini yine milletin kendi azim ve kararı kurtaracaktır diyerek ölüm-kalım mücadelesi olan Kurtuluş Savaşı’mızı milletçe birlik ve beraberlik içinde yapmadık mı?

Dış mihrakların maşası olarak kullanılan ve sonra da atılan içimizdeki hainlere sesleniyorum.
– Aynı okullarda beraber okumuyor muyuz?
– Aynı camilerde yanyana ibadet etmiyor muyuz?
– Bayramlarımızı hep birlikte ortak bir sevinçle kutlamıyor muyuz?

Bugün bir çok devlet ve milletlerin bazı ortaklıklar kurarak birleşmeye çalıştıklarını görüyoruz. Gelin bizi birbirimizden ayırmaya çalışanlara fırsat vermeyelim, üzerinde yaşadığımız mübarek vatanımızı koruyalım ve üzerine titreyelim. Çünkü başka gidecek yerimiz yok, hayatta iken bizi üstünde barındıran, öldükten sonra bağrında saklayacak bu toprakları korumak hem dini
görevimiz hem de namus ve şeref borcumuzdur.

Şairin dediği gibi;
“Sen!  ben! dersin efrad, aradan vahdeti kaldır,
Milletler için, işte kıyamet o zamandır.
Kaç yurda veda etmedik artık bu uğurda?

Elverdi gidenler, acıyın eldeki yurda!” (3) mısraları gerekli dersi bizlere veriyor.
Ayakta kalabilmemiz ve sonsuza kadar var olabilmemiz için şehitlerimiz bize ruh veriyor, canımıza can katıyor, azmimizi yükseltiyor, cesaretimizi ve heyecanımızı artırıyor, biraraya gelmemize, kardeşçe birlik ve beraberlik içinde yaşamamıza ve şuurlanmamıza vesile oluyorlar.

Ne mutlu onların yolundan yürüyenlere!

1- Âl-i imran, 169.
2- İ. Canan, Kütüb-i Sitte Muhtasarı, Tecridi Sarih Tercemesi, V/51, Akçağ yay., Ankara.
3- M. Akif Ersoy, Safahat.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Close