Yüce Allah hayatı, bizlerin bedbaht olması için yaratma­mıştır. Bilakis, Allah hayatta mutlu olmamızı diler.

Allah kullarının sağlıklı, varlıklı, güçlü, temiz ve suçsuz olmala­rını diler. Bu özelliklere sahip olmak onların ilim sahibi, evliya ve ehl-i takva olmaları ile çelişmez.

Cenab-ı Hak kullarının üzüntülü ve bahtsız olmalarını istemez. Kullarının mutlu ve sevinçli olmalarını diler.

İnsanın gülmesini, hayata tebessümle bakmasını engelleyen bir durum yoktur. İnsan çoluk çocuğu ile şakalaşır, arkadaşları ile latifeli konuşmalar yapar. Yeter ki yaptığı şakada, söylediği espri ve latifede kötü bir şey olmasın.

Hz. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)  bile şakalaşmıştır. Yerine göre tebessüm etmiş ve gülmüştür.

Kur’an’da peygamberlerin, ehl-i takva ve büyük kimselerin gül­düğüne dair ifadeler vardır. Ümmet-i Muhammed’in büyük imamla­rından, fakih ve âlimlerinden meşhur kimselerden zühd ve takvaları­na rağmen güzel şakalar, tatlı espriler yapanlar olduğu bilinmektedir. Onların bu halini hasta veya kısa akıllı olanların dışında ayıplayan ol­mamıştır.

Üzerinde konuştuğumuz Şa’bi deniz gibi bir âlim, herkesin bilgi­sine hayran kaldığı bir allâme’dir.

Şa’bi’nin adı Âmir b. Şerâhil b. Ma’bed eş-Şa’bi, künyesi Ebu Amr’dır. Şa’bi takva, anlayış, yakın ve bilgide örnek gösterilen bir kimsedir.

Güzel sözlerinden bazıları şunlardır:

Fakih, ancak Allah’ın yasakladıklarından kaçan kimsedir. Âlim de Allah’tan korkan kimsedir.

İnsanlar uzun bir süre dinleri ile yaşadılar. Sonunda dinin etkisi kay­boldu. Sonra mürüvvet ile yaşadılar. Mürüvvetin de etkisi kalmadı. Sonra utanma duygusu ile yaşamaya başladılar. Bu da epey devam etti. Sonunda utanma da kalmadı. Sonra korku ve ümitle yaşamaya başladılar. Bundan sonra gelecek günler daha (kötü ve) zordur.

Birgün Şa’bi evinde eşi ile birlikte bulunuyordu. Eve bir adam gel­di. Adam: “Şa’bî hanginiz?” diye sordu. (Adamın anlayışsızlığı karşı­sında Şa’bi) hanımını göstererek: ‘İşte şu!’ dedi.

Bir keresinde Şa’bi va’z ediyordu. Konuşma sırasında: “Sahur ye­meği yeyiniz. (Sahur için yiyecek bir şey bulamazsanız) parmağınızı toprağa banıp onu yalayınız” rivayetine yer verdi. Dinleyenlerden biri: “Hangi parmağımızı efendim?” diye sordu. Şa’bi ayak parmaklarından birini gösterip ‘bunu!’ dedi.

Bir va’zında abdest alırken parmaklarla sakalı hilallemenin sünnet olduğundan söz etti. Dinleyicilerden birisi: “Korkarım ki sakalın dibi­ne ıslaklık ulaşmaz” dedi. Bunun üzerine Şa’bi şöyle cevap verdi: “O halde sen sakalını akşamdan suya yatır!”

Değerli kardeşim, soruda söz konusu edilen kişinin Şa’bi’ye karşı ne kadar kaba ve dar görüşlü davrandığını görüyorsun.

Oysa Şa’bi na­sıl güzel davranılması gerektiğine dikkat çekmekten geri durmuyor.

Şa’bi’den ve şakasıyla dini ve ahlakı sıkıntıya sokmayan herkesten Al­lah razı olsun.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Close