İmam Gazali’ye Göre; İnsan uyudugu zaman, uyku hislerin hareketsiz hale gelip kalbe ugramamaları demektir. Uyku ve hayaller temizlenip bizzat kendinde temiz ve saf bir halde kalınca Levh ile kendi arasında var olan perde kalkar. İki ayna arasındaki perde kalktığı zaman, bir aynada bulunan görüntüler nasıl diğer aynaya yansınrsa, Levhde bulunan bazı şeylerde kalbe o şekilde akseder. Uyku diğer duyguları engellememesine rağmen, hayallerin hareket haline gelmesine mani olamaz. Hayal kuvveti Levh-i Mahfuz’dan kalbe yansıyan şeyleri derhal alır ve onu bir misal ile hikaye etmeye başlar. Onu hayaller daha iyi muhafaza eder ve onlar hayalde koruma altına alınır. Uyanınca yanlızca hayal ettiği şeyleri aklına getirebilir. Rüya tabir eden kimsenin gördükleri ile bu hayaller arasında bir illgi kurması icabeder. Rüyaları tabir eden ilme vakıf insan olan için bunun misali gayet açıktır.(Ölüm ve Ötesi Bu zatının çoğu esirinden, rüya hakkında bilgi edinmek mümkündür.

Hz Ömer(r.a) şöyle der; Dinde fıkıh ilmini öğreniniz. Arapçayı ve güzel rüya tabirinide ögreniniz.
Eğer rüya tabiri ilmine dalmak fıkıh ilmini öğrenmekten alıkorsa, ozaman, onu bırakıp fıkıh ilmi ile uğraşmak, daha faziletlidir.

Çünkü,fıkıh ilminde, Allah’ın hükümlerii bilmek vardır. Rüya tabiri ilmini öğrenmek ise böyle değildir.

Ebu Yusuf şöyle anlatıldı; Bir gün ona , rüya meselasi soruldu, şöyle dedi;hele uyanık işlerinden bir boş kalalım. O zaman, uyku işi ile meşgul oluruz.

Muhammed b.Sirin’e; Rüya anlatılır tabiri istenirdi, Buna karşıl o şöyle derdi; Uyanık halinde Allah’a karşı takva sahibi ol. Böyle olursan, uykuda gördüğünün zararı sana dokunmaz.Devamında, rüya üç kısımdır. a)Nefsani Rüya b) Şeytanın korkutması c) Rahman’dan müjde. Bir kimse, rüyada sevmediği bir şey görürse , hiç kimseye anlatmasın.Kalkıp namz kılsın.

Abul-Leys Semerkandi; Rüya, ya hakim bir zata yahut merhametli birine yada dost birine anlatılır. Rüya ilmini terketmekte bir sakınca yoktur.
Rüya nasıl tabir edilirse öyle çıkar cümlesini bir delil olarak le aldılar ve bazı tahkik ehli zatlar, bunun için şöyle dediler.
Rüya cahilin yaptıgı tabirle değişmez. Tıpkı fıkha dair bir meselede, en cahilin verecegi hükme göre, bir durum çıkmayacagı gibi rüya meseleside bunun gibidir. Anlatıldığı gibi bir değişiklik, ancak Resulullah(s.a.v)’in tabire göre olur. Çünkü onun sözü doğrudur. Bu doğruluk yüce hakk’tan ona ikramdır. Allhu Teala onun sözünü doğrular. (Bostanul-Arifin)

Beddüzzaman Said Nursi; Rüya, Şehadet alemine sarkan gaybi bir mesajdır. Ehline, ilhamen ihsan olunur. bu yönüyle müşde esintileri yüklüdür. Enfüsi idraklerin keşfinde rahatlık ve kolaylık sağlayacak işaretler taşır. Mübarekiyeti kutsiliginin işaretidir. Müjdeli oluşu ruhaniyatından. Mürur-u zamana ugraması cihetiyle ferde mes’uliyetini gecikmeksizin ihtar eder. güzel düşünen güzel levhalar görür.Fena ahlaklı fena düşündğünden fena şeyler görür.
Keşfiyat te’vile, rüyalar tabire muhtaçtır. Ama tevil ve tabir ehlince yapılmalıdır. Rüya hadiseler için işaretler ve beşaretlerdir. Bu zata göre, bazı rüyaları tabir etmekten kaçınılmalıdır.

 

1. Rü’yanın hakikatı, çeşitleri ve rûhun rü’yada geleceği görmesi:

Uykuya dalan bir insan, denize veya uzay boşluğuna dalan bir insan gibidir. Ya, gözleri bağlı dalar ve hiç bir şey görmeden geri gelir, ya elinde götürdüğü oyuncaklara kapılır, onların tesiriyle başka bir şey göremez; ya da denizdeki tatlı dalgalanmaların tesiriyle yakamozların parıltılı güzelliklerini ve semanın esraregengiz faaliyetlerini seyredip, onları kendi dünyâsına taşır. İşte, rü’yâları da bu kategoriler içinde ele alabiliriz.Bazıları vardır, sadece uyuduğunu ve uyandığını bilir; gözü bağlı karanlıklara dalmış gibidir ve dünyâsına hiçbir şey görmeden döner.

Bazen olur, şuuraltına atılan hâdiseler, yaşanmış heyecanlı vak’alar ve üzerine çok düşülüp, terdad ve tekrar ile şuura mal edilen mes’eleler, uyku esnasında şuur üstüne çıkar. Savaştan yeni gelmiş bir kimsenin aylarca yatağından heyecanla fırlamaları bu kabildendir.

Bir de hastalıklar, rahatsızlıklar, marazî ruh haletleri ve mizaç bozuklukları sebebiyle görülen rü’yâlar vardır. Tuzlu yiyenin kendini göl başlarında görmesi, öfkeli yatanın kavgayla uğraşması, şehvetle düşüp kalkanın bu kabil şeyler görmesi gibi. Bir insanın devamlı rü’yâlara bel bağlaması, rü’yâ görmek için yatması, hülyâlara kapılması, kuluçkaya yatar gibi rü’yâya yatıp, bunların tâbirine göre hareket etmesi, rü’yâ görme hastalığına tutulmuş olmanın işaretidir.

2. Sâdık rü’yâlar:

Şuuraltı ve bir hastalık neticesi olmadan, hülyâlara da kapılmadan, dupduru ve tertemiz duygularla beklenmedik anda görülen rü’yâlardır: Peygamberlerin, evliyanın ve salih kulların rü’yâları gibi. Bazen, sıradan inanmış, hattâ hiç inanmamış kişiler de bu tür rü’yâlar görebilirler.

Sâdık rü’yâlar, Allah (cc) tarafından lûtfedilen bir müjde, bir teşvik, bir ilhâm ve yol gösterme olabileceği gibi, îkaz ve ibret ma’nâsında irşada yönelik de olabilir. Burada üzerinde daha çok duracağımız husus, ruhun daha ileri ve âlî bir münasebetini ifâde eden gelecekle alâkalı rü’yâlardır.

Bu rü’yâlar, gideceğimizde şüphe olmayan kabir ve ahiret âlemlerinden içinde yaşadığımız şu şehâdet âlemine dalgalar halinde gelen sızıntılardır. Beş duyunun ince bir zar mahiyetinde olan Âlem-i Şehâdet’e karşı kapanması ve uyanıklığa ait mekanizmanın kendiliğinden devreden çıkmasıyla, âdeta rûhun bu dünyâya ait uzuvlarla irtibatını sağlayan doğru akım fişlerinin çekilip, yerlerine gaybî âlemlerle ittısal ve bağlantıyı temin eden alternatif akım fişlerinin faaliyete geçmesi neticesi, şehâdet âlemine kapanan pencereler, bu defa misâl âlemine açılmış olur. Ve, açılan bu pencerelerden misâl âlemiyle ilgili temessülatla birlikte, ma’nâ ve hakikat sembolleri, berzah âleminden akseden levhalar, basar ve basirete arzedilen tablolar ve geleceğe ait hâdiselerin sayfaları dolar. Bu itibarla rü’yâlara, insanı bu âlemden başka âlemlere taşıyan bir kısım sırlı kabinler veya zaman tünelleri denebilir.

Mes’eleyi bir başka açıdan ele alalım: Her şeyin var olmazdan evvel birer sabit aynı bulunur; yani, İlm-i İlâhî’de her şeyin sabit bir vücudu vardır. Ve, sonra bunlar, Kudret ve İrade’yle cismaniyet alemine intikal eder. Bu arada, yani, sabit aynalarla âlem-i ecsam arasında rol oynayan ayrı bir vasıta âlem daha vardır ki, buna Âlem-i Misâl, yani “temessüller âlemi” diyoruz. İşte cismaniyetten sıyrılan, muvakketen ceset kaydından kurtulan bir ruh, bedenini de tamamen terketmeksizin misâl âlemine doğru pervaz etmeğe başlar. O âleme yükselince, cismaniyete ait buudlardan çıkıp, apayrı buudlar içine girmiş olur. Bu buudlar içinde mazi, hâl ve müstakbel birbirine karışır. Ruh, orada bütün geçmiş ve gelecek zamanları görebilir. İki senenin Kadir Gecesini bir anda müşahede edip, iki Kurban Bayramını birden yaşayabilir. Bir yandan yirminci asırdayken, aynı anda Devr-i Risaletpenâhî’de yaşayıp, kendini sahabi görebilir. Nasıl olur demeyin! Meselâ, mahrûtî (konik) bir dağın eteklerinde veya bir köy evinde bulunan insan, o anda ancak kendi dar çevresini müşahede eder. Fakat, bir teleferik veya uçakla yükseldiğinde, dağın hem zirvesini, hem de dört bir yanını görebildiği gibi, bir ev değil, pek çok evler, hattâ köyler görebilir. Rü’yâlarda da böyledir. Trans halinde rûhun dublesi kendinden ayrılınca, misâl âlemiyle buudlaşıp, aynı şeyleri hissedebilir.

İşte, böyle Misâl Âlemi’nden rü’yâlar vasıtasıyla rûha intikal eden şeyleri insan, bir sinema perdesinde seyreder gibi seyreder; olmuşu, olanı ve olacağı aynı anda görebilir. Şu kadar ki, bu görüntüler bazen vâzıhtır, sarihtir; dolayısıyla kolay anlaşılır. Bazen, semboller şeklinde olur ve te’vil, tâbir ister. Meselâ, Misal Âlemi’nde gördüğünüz bir damla su, hakikatte elmadır. Misâl Âlemi’nde gördüğünüz pislik, bu âlemde mal demektir.. ve elinize para geçecek demektir. Eğer bu pislik -gaita- başkasına aitse, haram mal, sizee aitse, helâl maldır. Misâl âleminde sizi bir atın üzerine bindirirlerse, bu, muradınıza ereceksiniz demek olur. Bu sebeple, hakkında takdir olabileceğinden, rü’yâlarınızı hemen kendiniz te’vile kalkışmamalısınız. Hâlet-i ruhiyenizi bilen, bakışınızdan ma’nâ çıkaran ve yüz hatlarınızdan kaderinizi okuyan hikmet ehli kimselere tâbir ettirmelisiniz!

3.Sâdık rü’yâlarla ilgili bazı misâller:

Prof. Seyyid Kutup, tefsirinde anlatır: “Amerika’da iken, rü’yamda Kahire”de bulunan kızkardeşimin kızının gözünde görmesine mâni olacak derecede kan gördüm. Yazdığım mektuba gelen cevapta, hakikaten gözünde iç kanama olduğu ve tedâvi edildiği yazıyordu.” Evliya Çelebi, Seyahatnamesinde anlatır: “Dördüncü Mehmed’in kızı Kaya Sultan, rü’yâsında dedesi Sultan Ahmed’i Cennet’te görür. Sultan Ahmed, Kaya Sultan’a , “Kızım” der, “Yeni Camii yapılırken eteğimle taş taşımıştım; Rabbim de beni Cennet’e koydu. Sen de gel.” Bu sırada, orada bulunan amcası Mustafa ise, “Kaya için bu kadar acele etme; bir kızı olsun, ondan sonra gelsin” der. Dedesi, bu niyetle “El Fâtiha” deyip, ellerini yüzüne sürer. Kaya Sultan, hakikaten doğum esnasında şehid olur.”

Rusya’da Tanrı’ya Dönüş isimli kitapta da, bu kabil hâdiseler ve rü’yâlar anlatılır. Anne Ostrovsky adlı bir yazarın annesi, Almanların Rusya’ya girmesinden beş sene evvel rü’yâsında savaşın çıktığını çoğu sahneleriyle görmüş ve bunlar o günkü gazetelerde neşredilmişti.

Çanakkale’de İ’tilâf kuvvetlerine kumanda eden Sir Hamilton, 1911 yılında rüyasında denizin derinliklerine doğru çekildiğini ve iki elin boğazını sıktığını görür. Uyandığında da, “hayalet gibi” dediği bir yaratığın çadırından yavaş yavaş çıkıp gittiğini farkeder. Hakikaten, Çanakkale onun için pek tekin olmamış ve kaçınılmaz bir tehlike olarak üzerine çökmüştü.

Bir arkadaşımızın hanımı gece yarısından sonra vefat eder; henüz kimsenin haberi yoktur. Sabah olunca, Kur’ân talimi için çocuklar camide toplanırlar. Ders esnasında 12-13 yaşlarında bir çocuk, “Ben gece şu arkadaşımın annesinin öldüğünü gördüm, doğru mu?” der. Bir kadın, bir başka arkadaşı gibi anne olmayı beklemektedir. Bunlardan biri, diğerine “Önce sen anne olacaksın” der. “Nereden bildin?” diye sorulunca da, “Rü’yâmda bir aradaydık. Yere bir hırka düştü, sen gidip aldın” cevabını verir. Aynı kadın, rü’yâsında dedesinin bir duvara dayalı merdivenden düşüp, ayağını kırdığını görür. Aradan bir ay kadar bir zaman geçtikten sonra gelen mektupta, “Hacı dede, cami duvarını tamir ederken, merdiven kaydı ve düştü; ayağı kırıldı, hastanede yatıyor” denmektedir. Yine aynı kadın, dayısının bir masa başında tabanca ile vurulup öldürüldüğünü görür. Aradan dört sene geçer ve dayısının masada otururken kurşunlandığı haberi gelir.

Bu asrın başlarında Niels Bohr, rü’yasında güneş ve güneşe ipliklerle bağlı dönen gezegenler görür. Uyanınca, bunlarla atomların yapısı arasında benzerlik olacağını düşünür.

Kimyacı Kekule, rü’yâsında atomları ve yılan gibi bir şeklin belirip, kuyruğunu ağzına aldığını görür. Uyanınca, Benzen’in kimyada halka şeklindeki (altıgen) formülünü bulur.

Elias Howe, bütün denemelerine rağmen dikiş makinesinin iğnesini keşfedemiyordu. Bir gece rü’yâsında, esir düştüğü vahşi kabilelerin elinde terler dökerken, birden muhafızların ellerindeki mızrakların uçlarında göz şeklinde delik gördü. Uyandı ve bir ucu delik, minik bir ‘mızrak’ yaptı. Bunlar ve bunlar gibi yüzlerce misâl var ki, her biri, rûh’un sırlı âleminden gelen ışıktan birer mesaj gibidir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Close