Fransızca asıllı bir kelime olan reenkarnasyon; ölümden sonra ruhun yeniden insan vücuduna gelmesi, tekrar bedenlenme inancı ve nazariyesidir.

Reenkarnasyon düşüncesi şüphesiz günümüz materyalist düşüncesi ve yaşayışına karşı bir tepki olarak ortaya çıkan ruhçu akımın bir yan ürünüdür. Reenkarnasyonun Hind düşünce sistemiyle de yakın ilgisi vardır. Tenasüh inancının Hindistan’da neşv ü nema bulması, oradaki hayat tarzıyla yakından ilgilidir. Kast sisteminin hakim olduğu Hinduizm’de, dünyada iken kendi kastını, sınıf ve tabakasını değiştiremeyen Hindu’ya, tenasüh inancı bir teselli olarak sunulmuştur. Bu anlayışa göre Hintli, mevcut düzene isyan etmeden itaat etmek suretiyle daha sonraki hayatında daha üst tabakalara yükselme imkanına sahip olacak, aksi takdirde hayvan veya bitki olarak tekrar dünyaya gelecektir.

Reenkarnasyon nazariyesinin temelini adalet için eşitlik görüşü oluşturmaktadır. Buna göre; “İnsanlar farklı imkan ve kabiliyetlerle dünyaya gelmekte ve süre bakımından da çok farklı hayatlar sürmektedirler. Bu nedenle, ruhlar eşit olarak dünyaya gönderilmemişlerdir. İşte bu adaletsizlik ve eşitsizliğin giderilmesi, ruhların eşit ve adil bir tekamül seviyelerine ulaşmaları için tekrar bedenlenme bir ihtiyaçtır. İnsanların yaşama süreci, imkan ve kabiliyetlerindeki bu eşitsizlikler ancak tekrar tekrar pek çok kez bedenlenme yani reenkarnasyon olayı ile giderilebilir ve adalet gerçekleşebilir.”

Bakara ve Mü’min Surelerindeki bir ayetten hareketle, bazı araştırmacılar, İslâm’da reenkarnasyonun olduğunu ileri sürmektedirler.

Bakara Suresinin 28. ayetinde; “Allâh’ı nasıl inkar edersiniz? Siz ölüler idiniz, O sizi diriltti, sonra öldürecek ve yine diriltecektir, sonra da O’na döndürüleceksiniz.” Mü’min Suresinin 11. ayetinde ise; “Dediler ki: Rabbimiz bizi iki kez öldürdün ve iki kez dirilttin. Günahlarımızı itiraf ettik. Ş’imdi (şu ateşten) çıkmak için bir yol var mıdır?”buyurulmaktadır.

Birinci ayette söz edilen iki ölüm ve iki dirilme ile ikinci ayette sözü edilen “bizi iki kez öldürdün ve iki kez dirilttin” ifadelerindeki ilk dirilme, yaşadığımız dünya hayatıdır.

Bundan sonraki dirilme de ahiretteki dirilmedir.

Çünkü bu dirilmeden sonra Allâh’a döndürülme söz konusu edilmektedir. Burada dikkati çeken ve açıklanması gereken husus; “siz ölüler idiniz” ibaresidir. Mevt, ölüm kelimesi Arapça’da hayatın karşıtı anlamında kullanılır, nitekim Nahl suresinin 21. ayetinde, putlarla ilgili olarak“canlı olmayan ölülerdir” denilmektedir. Kur’an’da hayatta olmama, ölüm ile ifade edilmektedir. Ölümün olduğu yerde hayat, hayatın olduğu yerde ölüm yoktur. Ayetteki“siz ölüler idiniz” ifadesini, “henüz dünya hayatına gelmemiştiniz, hayat sahibi değildiniz veya toprak, nutfe vb. maddeler halindeydiniz veyahut hiç yoktunuz”şeklinde anlamak yerinde olur. Bu ifadenin “hayatta olmayanlar” anlamına kullanıldığı açıktır. Ayetin “Allâh’ı nasıl inkar edersiniz?” sorusuyla başlaması bu gerçeği pekiştirmektedir. Zira herkesin kabul ettiği gerçek, “yok idik;var olup hayat sahibi olduk ve nihayet öleceğiz” gerçeğidir. Bu gerçekten hareketle “size hayat veren, daha sonra öldüren ve ölümünüzden sonra tekrar diriltecek olan Yüce Allah’tır. Hiç yoktan sizi yaratan, sizi tekrar diriltmeye de kadirdir” mesajı verilmektedir.

Bununla birlikte; Kur’an-ı Kerim’de tekrar bedenlenmenin, yani reenkarnasyonun olmayacağına dair kesin deliller de bulunmaktadır: Mü’minun Suresinin 99-100. ayetlerinde Yüce Allah; “Onlardan birine ölüm gelince; Rabbim, beni terk ettiğim dünyaya geri çevir, belki yapmayıp noksan bıraktığımı tamamlar iyi işler işlerim, der. Hayır, bu kendi sözüdür. Diriltilecekleri güne kadar arkalarında (veya önlerinde) geriye dönmekten alıkoyan bir berzah (engel) vardır. ” buyurmaktadır.

En’am Suresinin 27 ve 28. ayetlerinde de; “Onların, ateşin kenarına getirilip durdurulduklarında; `keşke dünyaya geri döndürülseydik, Rabbimizin ayetlerini yalanlamasaydık ve inananlardan olsaydık’ dediklerini bir görsen. Hayır, daha önce gizledikleri onlara göründü. Eğer geri döndürülseler, yine kendilerine yasak edilen şeylere dönerler. Doğrusu onlar yalancılardır.” buyrulmaktadır.

Özetle Kur’an-ı Kerim’de insanın ruh-beden bütünlüğü esas alınır ve orada ne ruh öne çıkarılarak beden ihmal edilir, ne de bedene bir imtiyaz tanınır. İnsan, ruh ve beden olarak, hayatı bir bütün olarak yaşar ve ölümden sonra dirilmeyle yine ruh ve beden olarak ebedi ahiret hayatını ölümsüz bir şekilde yaşamaya devam eder.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Close