Ömer Muhtar miladi 1862 yılında iyi bir aileye ve köklü bir süla­leye mensup olarak dünyaya gözlerini açmıştır.

Babası ve annesinin hac yolunda vefat etmesiyle küçük Ömer yetimlik acısını çok erken bir dönemde tatmıştır.

Ömer Muhtar, İslâmî bir ortamda yetişti. Eğitimini Cağbub tekkesinde aldı ve Senûsiler’in güvenini kazandı.

1897 yılında Seyyid Mehdi kendisini “yeşil dağ” olarak bilinen yerde “saray tekkesi” şeyhi olarak tayin etmiştir. Ömer Muhtar büyük bir İslâm davetçisi idi. Düşüncelerini irşad, yönlendirme ve örnek ol­ma yoluyla yayıyordu. Bu özelliği Allah vergisi idi. İnsanlar arasında­ki anlaşmazlıkları dahiyane ve ustaca çözümleme hususunda Allah vergisi bir yeteneği vardı.

Ömer Muhtar 1922 yılında İtalyanlara karşı koymak üzere Trabluslulardan ve Berkalılardan bir kuvvet oluşturmaya çalıştı. Daha son­ra da İtalyanlara karşı koyacak mücahitlerin komutanı olarak onlara ağır kayıplar verdirdi. Pek çok savaşta İtalyanları yenilgiye uğrattı.

İtalyanlar Ömer Muhtar’ı para ile kendi safına çekmeye çalıştılar. Bunun için her yolu denediler, fakat başarılı olamadılar. O bir iman ve akide adamı idi.

Ömer Muhtar, Muhammed b. Ali Senusi’nin 1787 yılında kurdu­ğu Senusi Tarikatının önde gelenlerindendir.

Muhammed Senusi hazretleri bu tarikat çalışmaları ile Kur’an ve hadise sarılarak yaşama düşüncesini canlandırıyor, katı ve donmuş dü­şüncelere ve bidatlere karşı savaş veriyordu.

Bu çalışmaları va’z, irşad, tekkeler yaptırmak ve (oralarda) İslâm davetçileri yetiştirmek suretiyle gerçekleştiriyordu. Yetiştirdiği İslâm davetçilerini şuraya buraya göndererek onları İslâm’ın yayılması hiz­metinde görevlendiriyordu.

Muhammed Senusi hazretleri Cağbub’da oluşturduğu tekkeyi bu çalışmaların merkezi haline getirmişti.

Senusiliğin İslâm’a hizmetleri olmuştur. Zira insanları faziletlere teşvik etmiş ve rezilliklere karşı savaş açmıştır. Pek çok zenci kabilesi Senusilik hareketi aracılığı ile İslâm dinine girmiştir. Bu hareketin me­todu, müslümanı savaşa hazır hale getirmek idi. Bir yandan da çeşitli savaş takdikleri öğretiliyordu.

1911 yılının eylül ayı sonlarında İtalyanlar Trablus’a saldırdı. O sıralar Trablus Osmanlı imparatorluğu yönetiminde idi.

Trabluslular vatan savunmasına koyuldular. Senusilerin şeyhleri­ni ziyaret ettikten ve İtalyanların Bingazi’ye indiklerini işittikten sonra Ömer Muhtar da bu savaşa katıldı. Bu savaşta Senusilerin bir süre ku­mandanlığını yapan Ömer Muhtar bir milli ordu oluşturarak düşmana ağır kayıplar verdirdi.

Alçak yabancılar Ömer Muhtar’dan intikam almak, bununla da iç­lerine işleyen öfkelerini dindirmek istediler. Bu uğurda ellerinden ge­leni yaptılar ve sonunda kendisini esir edip göstermelik bir mahkeme­de, göstermelik bir şekilde yargıladılar. 1931 yılı eylülünde “Tayyare Mahkemesi” adını verdikleri mahkemede yapılan yargılama sonunda Ömer Muhtar’ı idama mahkum ettiler. O ise mahkemede de cesur ve yiğit idi. İdam karan verildiğinde: “Biz Allah için varız. Sonunda O’na döneceğiz” dedi.

Ölüme götürülürken paniğe kapılıp telaş ve korku eseri gösterme­di. Çünkü o şerefli ve dik başı ile savaş meydanlannda çok defalar ölü­me koşmuş bir kimse idi. Bir kere olsun tereddüt, zayıflık ve yılgınlık kelimesi ağzından çıkmadı. Ondan böyle bir şey beklenmezdi. Zira o aslan pençeli bir kahramandı. Şairin dediği gibi:

Aslan olan aslan kükrer olsa da kafeste Kahraman kahrolsa da ağlamaz hapiste

Bu kahramanı idam sehpasında ruhunu vermek üzere celladın ipine gönderdiklerinde Ömer Muhtar 90 yaşında idi. Ne alçaklık, ne adilik?!

Ahmet Şevki bey Ömer Muhtar hakkında şu şiiri söylemiştir: Şerefli kahramanı verdiler cellada dünya karardı O köleleri hür yapar, yaralan sarardı.

Silahının kazancını bölüşürdü dostları ederlerdi pay

Sofrasında düşmanlan bile saf olurdu bir-bir say

Aslan’ın boynuna ipi geçirdiler alçakça

Etrafına toplananlar tükürdü düşüklere ahlakça.

Ömer Muhtar dünya nimetleri içinde yaşayıp makam ve mevki içinde sakin ve rahat bir hayat sürebilirdi. Bunun için vatanının hürri­yeti, ülkesinin hukuku konusunda ya düşmana teslim olmalı veya on­lara yağ çeken biri olmalıydı. Ama o buna razı olmadı ve baş kaldırdı. Yaşadığı sürece müslüman ve Arab toplumu için örnek bir kahraman, vefatından sonrada mücahitlerin önderi şehitlerin öncüsü oldu. Onun için aşağıdaki şiiri söyleyen Ahmet Şeki’ye Allah rahmet eylesin.

Muhayyer idin sıkıntı ile servet arasında Sen aç uyumayı seçtin yokluk mer’asmda

İstemedin ne şan, şöhret, ne de servet

Suya kanarak değil, susuz ölmektir kahramanlık elbet.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Close