Mezhep sözlükte “gidilen, yürünen, tutulan yol” anlamına gelmektedir. Terim olarak ise “ilim ve felsefede benimsenen yol, meslek” demektir. Bu anlamdan hareketle bir din içinde, bazı dini nasların (emir, yasak ve hükümler) yetkili din bilginleri tarafından farklı anlaşılıp yorumlanması; zaman, mekan, kültür, örf – adet, imkan ve şartların değişik etkileri sonucu -gerek inanç, gerek uygulama alanında- ortaya çıkan ekolleri ifade eder. Diğer bir ifade ile bir din bilgininin, Kur’an ve Sünnetin ışığında tüm ilmi birikimini ve gücünü ortaya koyarak vardığı ilmi kanaate, o bilginin mezhebi denmektedir.

Kısaca bir din içinde çeşitli sebeplerin etkisiyle varolan anlayıştaki dini guruplardan  her birine “Mezhep” denir.

Önceleri kaynaklarımızda; Fırka (çoğulu: ‘Fırak’) veya Nıhle (çoğulu.”Nihal’); ameli (fıkhi) düşünce ekollerine de Mezhep denilmekte idi. Ancak daha sonraları İslam Dini’nin siyasi, itikadi ve ameli sahalardaki düşünce sistemlerinin tümüne dilimizde müştereken “Mezhep” denilmeye başlanmıştır.

Hz.Peygamber (s.a.v.) zamanında Müslümanlar, öğrenmek istedikleri hususları bizzat Allah Resulüne sorarak öğreniyor, onun öğrettiği ve gösterdiği şekilde dinlerini yaşıyorlardı. O’nun ahirete intikalinden sonra İslam ülkesinin de genişlemesiyle birlikte Müslümanlar, yeni yeni meselelerle karşılaşmaya başladılar. Bu meselelerin dini hükümlerini öğrenmek için başta Hulefa-i Raşidin (4 halife) olmak üzere Sahabenin ileri gelenlerine başvuruyorlardı.

Sahabe içinde ictihad yapabilecek seviyede olanlar, karşılaşılan yeni meselelerin hükmünü belirlemek için önce Kur’an’a bakıyorlar, meselenin cevabını Kur’an’da bulabilirlerse oradan cevaplandırıyorlardı. Orada bulamazlarsa Peygamber Efendimizin konuyla ilgili bir açıklaması veya uygulaması olup olmadığını araştırıyorlardı. Meselenin hükmünü Sünnette de bulamazlarsa dinin asli kaynakları olan Kur’an ve Sahih Sünnetin ışığında ictihadda bulunuyorlardı. Bu ilmi hareketin tabii bir sonucu olarak bir takım farklılıkları ortaya çıkmaya başladı. Bunda, Sahabilerin içinde bulundukları coğrafi bölgelerdeki örf ve adet farklılıkları ve o bölgelerin şartları başta olmak üzere bir takım sebeplerin rolü oluyordu. Gerçi Kur’an ve Sünnette açıkça ortaya konmuş temel meselelerde herhangi bir farklılık yoktu.

Ancak bir takım ayrıntılarda bazı ictihad farklılıklarının ortaya çıkması da kaçınılmazdı.

Sahabe döneminde halk, grup grup sahabelerden bazılarının ictihadlarına bağlanıp diğerlerini terk etmediği için bu devirde mezhepler oluşmamıştır. Ancak sahabeden sonraki kuşak olan Tabiin (Sahabe dönemini takip edenler) döneminde Hicaz ekolü ve Irak ekolü olmak üzere iki fıkhi ekolünün oluştuğu görülmektedir. Bu ekoller arasındaki fark bazı prensip farklılıkları olmasına rağmen daha çok çevre ve üstad farklılığından kaynaklanmaktadır.

Zamanla ilim adamları arasında karşılıklı sözlü yazılı tartışmalar yapılmış, bunların sonucunda ictihad usul ve kaideleri ortaya konmuş ve bu usuller telif edilmeye başlanmıştır. Böylece müctehidlere ait ictihad usul ve metodları ve bu usul doğrultusunda varılan hükümlerin toplu olarak tesbitiyle birlikte dinin farklı yorumlanması sebebiyle ortaya çıkan mezhepler, hicri I. asırdan itibaren şekillenmeye başlamış ve hicri Il. asrın sonlarına doğru da kurumsallaşmışlardır.

İlkeleri bakımından ebedi ve evrensel olan İslam Dini’nin; naslarının yetkin (içtihad yapma birikimine sahip din bilginleri tarafından farklı yorumlanmasını bir rahmet olarak değerlendirmek gerekir.

Değişik renk ve ırklara mensup olan farklı bölge ve zamanlarda yaşayan insanlığın hayatına dinin girmesi ve ihtiyaçlarına cevap vermesi yorum ekolleri ile mümkündür. Bu sebeple insanlık bu ekollere sürekli muhtaçtır. Bilim ve düşüncenin gelişmesi, sürekli değişen hayat şartlarına ve her türlü gelişmeye dinin cevap vermesi bu ekoller sayesinde mümkün olur.

“Tarikat” da mezhep gibi lügatte; “yol” manasına gelir. Ama metot ve ilgi alanı bakımından mezheple tarikat arasında bazı farklar vardır. Mezhepler, İslam Dini’nin siyasi, itikadi ve ameli konularını sistematize ederken, tarikatlar daha ziyade insanların ahlaki yönleriyle ilgilenmişler, onları manen olgunlaştırmayı ve ahlaken tekamül ettirmeyi amaç edinmişlerdir.

Asr-ı Saadet’te Müslümanlar ihtilafa düştükleri bir konuyu Hz.Peygamber (s.a.s.)’ın hakemliğine başvurarak çözümlüyorlardı. Dolayısıyla o zaman Müslümanların fikir ve düşünce bazında bölünmeleri olmamıştır. Hz.Osman’ın şehit edilmesi ve onu takip eden yıllarda meydana gelen bazı üzücü hadiseler ve bu olaylar üzerindeki yorumlarda Müslümanlar fikir ayrılığına düşmüşler, Kur’an ve sünneti anlayış, uygulama ve tatbikte yeni ve farklı görüşler ileri sürmüşlerdir. Görüş, düşünce, anlayış, yorum ve tatbikatta başlayan bu farklılaşmada; bu olayların yanında, İslam’ın Arabistan sınırlarını aşarak İran, Ortadoğu, Kafkasya ve Anadolu… gibi farklı inanç ve etnik kökene sahip insanların yaşadığı bölgelere yayılması sonucu, Müslümanların buralarda yaşayan insanların inanç ve kültürlerinden etkilenmelerinin, yeni Müslüman olan insanların da eski inanç ve kültürlerinden tamamen kopmamalarının, onların bazı unsurlarını yeni akide ve ibadetlerine karıştırmalarının da önemli payı vardır

Tarikatlar ise; savaşlar, kıtlık, bulaşıcı hastalıklar… gibi çeşitli nedenlerle bunalan insanların; daha çok Allah’a yönelme ihtiyacını duymuş olmalarından ve İslam’ın zühd ve takva anlayışını daha ileriye götürmek istemelerinden doğmuştur. Savaş, katliam, zulüm ve bunların tabii sonucu olan kıtlık, bulaşıcı hastalık, riya, menfaatperestlik, dalkavukluk, maddeye ve dünyaya karşı ihtiras derecesine varan aşırı düşkünlükten nefret eden insanlar, bilgili ve erdemli saydıkları bir dini önder etrafında toplanmışlar, onun rehberliğinde daha çok dini bilgi öğrenme ve ibadet etme yolunu tutmuşlardır. Böylece her şeyh etrafında kümelenen insanlar, bir tarikatı oluşturmuşlardır. İslamiyet’in yayılmasında, gelişmesinde, Müslümanların birlik ve beraberliklerinin tesis edilip güçlenmesinde; “Alperen, şeyh, derviş, pir….” gibi tarikat kurucuları ve mensuplarının olumlu katkılarını inkar etmek mümkün değildir.

Ancak önceleri iyi niyetle kurulan, ferdi ve içtimai sahada önemli görevler ifa eden tarikatlar~ cahil ve menfaatperest “şeyh ve tarikatçı” unvanını alan bazı kötü niyetli kişilerin elinde dünyaya kapalı, bid’at ve hurafelerle dolu, zararlı ve bölücü unsurlar haline getirilmişlerdir. Bugün Müslümanların körü körüne mezhep ve tarikat tartışmalarına girişmeleri ve gelişigüzel birbirlerini itham etmelerinin altında yatan neden de; bu gibi şeyh ve müritlerin İslam’ın özünü, tarikat ve mezheplerin kuruluş esprisini, gaye ve maksadını bilmemeleri, onları şahsi, siyasi ve dünyevi menfaatlerine alet etmeleridir.

Tekke veya başka isimler altında faaliyet gösterilen mekanlarda insanların istismar edilmesini, bu vesile ile çıkar ve gelir elde edilmesini -fevkalade- üzücü bir olay olarak görüyoruz. Bu olaylar, İslam’ın ana esprisine de aykırıdır. Burada özellikle şu hususu ifade etmek isterim ki; “Şeyhi olmayanın şeyhi şeytandır” sözü tamamen uydurma ve asılsızdır. Gerek tarikat perdesi ve gerekse herhangi bir isim altında insanları istismar etmek, onların saf, temiz dini duygu ve düşüncelerini menfaat elde etmek amacıyla kullanmak günahtır, vebaldir ve kul hakkıdır.

Gerçek şudur ki; Tasavvuf ve tarikatlar geçmişte Allah sevgisini esas alan ve kişiyi onun sevgisine ulaştıran İslam kültür ve medeniyetinin ruh ve estetik yönünü hoşgörülü bir davranış modeliyle kitlelere ulaştıran müesseselerdi. Ancak; bu hoşgörülü yaklaşım zaman içerisinde istismar edilmiş ve günümüzde saf ve temiz duyguya sahip insanları sömüren bir takım sahte derviş ve şeyhlerin türemesine yol açmıştır.

Müslümanların, kendilerinin temiz dini duygularını kullanarak, kötü emellerine alet etmek isteyenlere karşı uyanık olmaları gerektiğini bir kez daha hatırlatmakta fayda var.

Bu tür hatalara düşmemek için Kur’an’ı okuyup onu anlamaya çalışalım.

Hz.Peygamber (S.A.V) ‘in hayatını ve onun sahih sünnetini sağlam kaynaklardan okuyup öğrenelim. Bunu yaptığımızda bu tür istismara açık ortamlar da ortadan kalkmış olacaktır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Close