İslâm dininde, kabir azabının gerçek olduğu isbat edilmiş bir husustur. Bunun delili şu ayetlerdir:

Firavun ve halkından söz eden âyette şöyle buyuruluyor:

Firavun’un kavmini kötü bir azap kuşatıverdi. Onlar sabah akşam o ateşe sokulurlar, kıyametin gerçekleşeceği gün de: “Firavun’un ailesini en şiddetli azaba sokun!” (denilecek). (Gâfir/45-46)

Bu ayetten anlaşılıyor ki kıyametten önce Firavun ve halkı kıyamet öncesine kadar sabah-akşam azaba sokulacaktır. Bu da kabirde olacaktır. Kıyamet kopunca da azap meleklerine onların daha şiddetli bir azaba sokulması emri verilecektir ki bu da cehennem azabıdır.

Kâfir ve fâsıklar için bir başka ayette şöyle bu vurulmaktadır:

En büyük azaptan önce, onlara mutlaka en yakın (veya daha az) azaptan tattıracağız. Olur ki (imana) dönerler. (Secde/21)

Tefsir âlimlerinin bildirdiğine göre en yakın (veya daha az) azap kabir azabı, en büyük azap ise kıyamet gününün azabıdır.

Hz. Peygamber’in de: “Kabir, ya cennet bahçelerinden bir bahçe, veya cehennem çukurlarından bir çukurdur” buyurduğu bilinmektedir. Hadisteki “cehennem çukurlarından bir çukur” ifadesi kabir azabının hem varlığını, hem de devamlı olduğunu bildirmektedir. Biz bu azabın nasıl olduğunu bilmesek de durum budur.

Hz. Peygamber, bir başka hadisinde kabir sorgusundan söz etmiş, kâfire münker ve nekir meleklerinin sorduğu sorulara kâfir cevap ve­remeyince uçları eğri demirlerle kâfirlerin başına vurulacağını, bundan acı duyup feryad edeceğini bildirmiştir.

Bir diğer hadiste şunlar anlatılıyor: Hz. Peygamber’in kızı Zeyneb vefat ettiğinde Rasûlullah üzgün bir şekilde cenaze merasimine çıkmış, defin sırasında kabre inmişti. Kabirden çıkarken mübarek yüzü renk­ten renge giriyor idi. Bunun sebebi sorulduğunda: “Kızım hasta bün­yeli bir kadındır. Ölümün ve kabrin sıkıştırmasının şiddetini hatırladım da Allah’a dua edip, kızımın bu kabir sıkıştırmasını hafif geçirmesini diledim” buyurdular. Kabrin içine konan cenazeyi sıkıştırması da bir çeşit azaptır. Demek oluyor ki kabir azabı vardır.

Fahreddin Râzi yukarda geçen Gafir/45-46 ayetlerinin tefsirinde şunları söylemektedir: “Mezhebimizin âlimleri bu ayeti kabir azabının varlığına delil göstermişlerdir.

Zira ayette Firavun’un ve adamlarının sabah akşam ateşe sokul­duklarından söz edilmektedir. Bu, dünyada olan bir şey değildir. Ayetin devamında onların daha şiddetli bir azaba sokulacağı bildiriliyor. Bu da dünyada olan bir şey değildir.

Demek oluyor ki sabah akşam azaba sokulmaları, ölümden sonra, kıyametten önce olacak bir olaydır. Bu, Firavun ve halkının kabirde azap görecekleri anlamına gelir. Onlar için söz konusu olan azap, baş­kaları için de söz konusudur. Çünkü kâfirlikte Firavun ile diğerleri ara­sında bir fark yoktur.

Burada şöyle bir soru sorulabilir:

“Ayetteki sabah akşam ateşe sokulmaktan maksadın dünyada on­lara sabah akşam nasihat yapılması olma ihtimali vardır. Bu neden ca­iz olmasın? Çünkü dindarlar Firavun ve adamlarına inanmaları husu­sunda teşvik, inanmazlarsa başlarına gelecek azaptan her haber veriş­lerinde sanki onlar ateşe sokulur gibi olmuşlardır.

Ayrıca şunu da söylemek mümkündür:

Ayetteki ifadeyi kabir azabı olarak anlamaya bir engel vardır. Bu­nun açıklaması iki cihetledir:

  1. Kabir azabı var ise bunun devamlı olması gerekir. Ayetteki “sa­bah akşam” ifadesi azabın sadece bu vakitlerde olacağını, sürekli ol­madığını gösteriyor. İşte bu, ayetin kabir azabı anlamına olmadığım ortaya koyuyor.
  2. Sabah ve akşam, dünyada varolan bir olgudur. Kabirde sabah akşam diye bir şey yoktur. Bu iki noktadan dolayı ayetten kabir azabı anlamını çıkarmak mümkün değildir.

Bu soru ve itirazlara verilecek cevap şudur:

Birinci sorunun cevabı şöyledir: Firavun ve adamları için cehen­nem azabı olduğunu bildiren sözlerin sabah akşam azaba sokulmak ol­duğunu kabul edersek ayetin anlamı şöyle olur: “İnsanların durumunu hatırlatan sözler onlara sabah akşam sunuluyordu.” Böyle bir anlayış ve mana, ayetteki kelimelerin açık ve zahir anlamlarım bırakıp meca­za yönelmek olur.

Azabın sabah akşam olup, bu vakitlerin kabirde olmayacağı itira­zına gelince: Kabirde verilecek azabın bu iki vakitte olup, cehennem azabına atıldıklarında sürekli azab edilmeleri niye imkansız olsun? Kaldı ki sabah akşam deyimi devamlılığın bir ifadesidir. Nitekim bir ayette: “Orada (cennette) sabah akşam kendileri için rızıklan vardır” (Meryem/62) buyuruluyor ki bu, cennette verilecek rızkm devamlılığı­nı ifade eder.

Kabirde sabah akşam yoktur, itirazına gelince: Dünyadaki sabah ve akşam vakitlerinde kabirde cezaya müstehak olanlara azap vardır, demek niçin caiz olmasın?” {Mefatih’ul Gayb, Fahreddin Râzi, 7/221)

Sanırım bu uzun açıklama soru sahibi için doyurucu bir cevap ol­muştur.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Close