İslâm Dîni’nin mâhiyetinde varolan müsamahayı, ilmî araştırmalara ve zaman içinde meydana gelecek olumlu gelişmelere açık olma niteliğini iyice kavrayamayanlar, onu dar kalıplar içerisine sokmaya ve onun çok geniş olan ufkunu daraltmaya çalışmaktadırlar.

Şu kısa girişten sonra hemen sadede gelmek ve usulcülerin “Terk-i ademî” dedikleri konu üzerinde durmak isterim. Bazı kişiler veya gruplar; Hiç bir asla ve kâideye dayanmadan, Peygamberin veya Selef-i Salihin zamanının şartlarını ve imkanlarını göz önünde bulundurmadan herhangi bir fiil, Peygamberimiz (s.a.v.) tarafından veya Selef-i Salihîn tarafından işlenmemişse, bu şey
haramdır veya bid’attır, iddiasında bulunmaktadırlar. Şu durum, böyle kimselerin lehine değil, belki aleyhlerine bir delildir. Zira; bir şeyin yasak veya haram olması için o şeyin Cenab-ı  Allah tarafından veya Rasûlü tarafından yasaklanmış olması gerekir.

Çünkü Yüce Allah; “Peygamber size her ne emir verirse tutun, yasaklandığından da sakının ve Allah’tan korkun, çünkü Allah’ın azâbı şiddetlidir.” (1) buyurmuştur.
Peygamber efendimiz de; Tirmizî’nin rivayet ettiği bir hadislerinde helâl, Allahın kitabında helâl kıldığı şey, haram da Allah’ın kitabında haram kıldığı şeydir. Sükût ettiği (takrir) ise, affettiği şeyler cümlesindendir.” buyurmaktadır.

İmam Şâfiî hazretleri de: Ortaya konan bir yenilik Kitap, Sünnet ve İcmaa aykırı ise, o şey bid’at ve sapıklıktır. Kitap, Sünnet ve İcmaa aykırı olmayan hayırlı bir iş ise, o da övgüye lâyıktır, demiştir. Çünkü meşrudan terekküb eden şeyin meşru olduğu apaçık bir hakîkattır.

Hadis usulcüleri de sünneti; Peygamberin sözü, fiili ve takrîri olarak tanımlarlar. Bu tanıma Peygamberimizin yapmadığı şeyleri almazlar. Çünkü, Peygamberin terkettiği şey onlara göre delîl değildir.

Şu duruma göre: Peygamberimizin veya Selef-i sâlihînin o günün şartlarında yapmadıkları şeyleri o konuda kıyas ve içtihada gidilmeden, hissî olarak haramlar arasında veya mekruhlar arasında mütalaa etmek kimsenin yetkisinde değildir.

Şimdi bu konuyu, örnekler vererek biraz daha belirginleştirmek isterim:

a- Peygamberimiz, peygamberliği süresince Kur’an-ı Kerîm âyetlerini çok titiz bir şekilde yazdırmışsa da, bunları bir kitap halinde toplamamıştır. Zira, vahy gelmeye devam etmekte olduğundan buna fiilen imkân da yoktu. Bu büyük görevi, Hz. Ömer’in de teşvikiyle Hz. Ebû Bekir yerine getirmiş, İslâm’a yaptığı hizmetler arasına bunu da katmıştır. Yani; Hz. Peygamber
tarafından yapılmayan bir şey, Hz. Ebû Bekir tarafından ortaya konmuştur.

b- Peygamberimizin Ramazan Ayı’nın dışında herhangi bir ayı tam olarak oruçlu geçirdiği görülmemiştir. Ancak, şartları ve sağlığı yerinde olan bir müslümanın Ramazan ayı dışında herhangi bir ay’ın tamamını nâfile olarak oruçlu geçirmesinde hangi sakınca ortaya sürülebilir? Buna herhangi bir dinî engel var mıdır?

c- Peygamberimiz Hz. Muhammed hayatı boyunca hamama gitmemiş, yemekte kaşık kullanmamıştır. Zamanımızda hamama giderek vücut temizliğine gerekli özenin gösterilmesinin, çatal-kaşık kullanılmasının, ayrı tabaklarda yemek yiyerek, herkesin istediği kadar tabağına yemek almasının ve böylece israfı bir nebze olsun önlemeye çalışmasının hangi mahzurları ortaya
konulabilir?

d- Hz. Peygamber ve ordusu savaşlarda ok ve kılıç kullanmıştır. Zamanımızın her gün gelişen silah teknolojisi karşısında ok ve kılıç kullanarak vatanımızı, dînimizi ve egemenliğimizi nasıl koruyabiliriz? Halbuki Cenab-ı Allah bu konuda, “Siz de onlara karşı gücünüzün yettiği kadar her kuvvetten ve cihad için beslenen atlardan hazırlık yapın, onunla hem Allah düşmanını korkutursunuz
hem sizin düşmanınızı hem de onlardan başka diğerlerini ki onları siz bilmezsiniz, Allah bilir ve Allah yolunda her ne masraf verseniz ecri size tamamen ödenir, hiç de ziyan etmezsiniz” (2) buyurmak sûretiyle zamanın gerektirdiği ve gücümüzün yettiği her kuvveti hazırlamamızı emretmiştir.

e- Peygamberimizin hayatında Arap Yarımadasında yetişen sebze, meyve ve diğer gıda ürünleri çok sınırlı idi. Bunun yanında, uzak diyarlardan ithâlât yapma imkanları da yoktu. Şimdi Arabistan Yarımadasındaki devletler ziraî alanda büyük atılımlar yapmak ve sulama işlerini geliştirmek sûretiyle bu coğrafyanın kaderini değiştirmişler, bununla beraber, dünyanın her tarafından
ithâlât yapma imkanına kavuşmuşlardır. Bu sâyede de Arap ülkeleri gıda maddeleri pazarı haline gelmiştir. Şimdi çıkıp da, Peygamberin yemediği sebze ve meyveyi yemem, Peygamberin tüketmediği gıda ürünlerini ben de tüketmem, demenin hangi akılla, hangi mantıkla bağdaştığının bu iddia sahiplerine sorulması gerekir. Nitekim Allah-u Zü’l-Celâl; “Ey O Peygamber!
Sana Allah’ın helâl kıldığını niçin haram edersin? Zevcelerinin hoşnutluğunu ararsın? Maamafîh Allah gafûrdur rahîmdir.”(3) buyurarak, Hz. Peygamberin şahsında bizlere ahkâmını bildirmiş ve Allah’ın helal kıldığını kimsenin haram kılmasının kâbil olamayacağını beyan etmiştir.

Özet olarak: İslâmın ortaya koyduğu geniş müsâmahadan ve onun ihtiva ettiği kolaylıklardan yararlanmalı, İslâmın çok geniş olan ufkunu daraltmak sûretiyle dar kalıplar içerisinde olmamalıyız.

 

1- Haşr, Hak Dîni Kur’an Dili 6/4812.
2- Enfal, Hak Dini Kur’an Dili 3/2422.
3- Tahrîm, Hak Dini Kur’an Dili   6/510.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Close