Hemen hemen bütün dinî hükümlerin emir ve yasaklar olarak konmasında yukarıda sayılan temel zorunlukları korumak hikmet ve amacı yatmaktadır.

Bütün bu haslet ve zaruretleri; ülkeyi , vatanı, mukaddesatı korumak ve toplumda huzur ve nizamı sağlamak üzere otoriter bir gücün bulunması temel zaruretlerdendir. Devletin mevcudiyeti ve yaşatılması da aynı temel zorunlukların, toplumsal ve zımnî mutabakatların, genel kabullerin sonucudur. Özü, mahiyeti ve hükümleri itibariyle disiplini ve hukuka riayeti emreden İslâm dini, sosyal ve teşkilatçı bir dindir. Ülkenin, vatanın ve kutsal değerlerin korunup, yaşatılması, milletin ve devletin her türlü tecavüz ve saldırılardan korunması ancak Silahlı Kuvvetler (Ordu) sayesinde mümkün olur.

Bin senelik kültür ve eğitim sayesinde askerlik ve vatan savunması şuuru milletimizin şuurunda “dinamik” bir ruh olarak yerleşmiştir. Dinî-millî ve folklorik kültürümüzün önemli bir kısmım bu amaçlı eserler oluşturmaktadır Anadolu annesi, çocuğunu emzirirken söylediği ninnilerde bile dinî, hâmasî duygu ve fikirleri terennüm etmiştir.

Son iki asra yakın zamandan beri yaşanmış olan bütün kültürel değişimlere ve kutsal değerlerin gelenekçilikle özdeşleştirilmesi sonucu yaşanan bütün paradokslara rağmen; milletimizin ruh kökündeki “dinî-millî-hamâsî” ruhun dinamizmini korumuş olması önemli bir husustur. Bu yüce ruhun ve erdemli anlayışın korunup, yükseltilmesi için herkes elinden geleni yapmalıdır. Bunun yolu milletin ve bütün kurumların birbirleriyle kaynaşması ve bütünleşmesidir.

Şehitlik Mertebesi ve Gazilik Unvanı:

Şehitlik; dinimizin çok üstün ve şerefli bir yer verdiği bir kavram ve rütbedir. Bu yüce kavram, sadece hamâsî edebiyatımızda yer alan bir unsur değil; bilakis Kur’an-ı Kerim’de; Hz.Peygamberin sünnetinde, fıkıh kaynaklarında önemli bir derecede yer verilen bir şerefli statüdür. Özü itibariyle seçkinliğe ve ayrımcılığa karşı olan İslam dininin; şehitlere; gazilere dünya hayatında ve ahiret yurdunda üstün, şerefli ve ayrı bir yer vermesi, onların gösterdikleri özverili davranışların Allah ve peygamber katında övülmüş ve takdir edilmiş olmaları sebebiyledir.

Bununla ilgili âyet-i kerimenin meâli şöyledir;

“Allah yolunda öldürülenleri (şehitleri) ölü sanmayınız! Bilâkis onlar diridirler. Allah’ın lütuf ve kereminden kendilerine verdikleri ile sevinçli bir halde Rablerinin katında rızklara mazhar olmaktadırlar…” (Âl-i İmran 169-170)

Gazilik de; İslâm Dininin ve Müslüman toplumumuzun en çok değer verdiği yüce mertebelerden biridir. Türk toplum geleneği içinde “Gazilik” bir unvan olarak yer almıştır. Nitekim Devletimizin kurucusu Mustafa Kemal Paşa, 1921 yılında Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı ve Başkumandanı iken kendisine Sakarya Harbinden sonra Meclisin kararıyla Mareşal rütbesive“Gazilik” unvanıverilmiştir. O da bu unvanı, 1934 yılında soyadı kanunu çıkıncaya kadar şerefle kullanmıştır. Resmî unvan olarak “Gazi Hazretleri” ifadesi yıllarca kullanılmış ve yazılı olarak zikredilmiştir. Bu husus dahi, milletimizin kültüründe; (dinî-millî) unsur ve ilke olarak yerleşmiş bulunan değer ve kavramların; “Din ü Devlet-Mülk ü Millet” kavramı altında nasıl bütüncül bir yapı niteliği arz ettiğini açıkça göstermektedir.

Milletimiz; kendi ülkesini, kutsal değerlerini, devletini korumak için vatan savunması uğrunda fedakâr ve hazırlıklı olmalı, bunun manevi, moral ve kültürel dinamikleri hiçbir zaman ihmal edilmemelidir.

ORDUMUZ VE MEHMETÇIK

Jeopolitik ve jeostratejik değeri çok yüksek olan ülkemiz, tarihin birçok devirlerinde görüldüğü şekilde bu gün de bazı dış mihraklar tarafından cazip bir hedef olarak algılanmakta ve halkımızın arasına nifak sokularak kargaşa ortamına sürüklenmek istenmektedir. Yıllardır masum insanları katleden, devletimizi parçalamak için güvenlik kuvvetlerimizle çarpışan terör örgütü hep bu dış merkezlerin faaliyetleri ile ortaya çıkmış milletimizin düşmanlarıdır. Gene hepinizin şahit olduğu gibi; zaman zaman milletimizi Sağcı-Solcu, Kürt- Türk, Alevi-Sünni, Laik-Antilaik diye kamplara ayıranlar, şimdi de halkımızı güvenlik kuvvetlerimiz ve ordumuz ile karşı karşıya getirmek gayreti içerisine girmişlerdir.

Kabul etmek gerekir ki, ülkemiz son yirmi beş yıldan beri bir yandan anarşinin, bir yandan bölücülüğün, bir yandan da ağır ekonomik sıkıntıların verdiği tahribatı gidermekle meşguldür. Böyle ortamlarda meşru hak ve hürriyetlerimiz için mücadele ederken bile milli birlik ve bütünlüğümüzü bölmeye yönelik tahriklere fırsat vermemek konusunda son derece hassas olmalıyız. Vatanımızı ve Müslüman milletimizi bölmek isteyen kişi ve grupların tuzağına düşmeyelim. Özellikle devletimizin ve milletimizin geleceğinde hayati öneme haiz olan kahraman ordumuz, güvenlik kuvvetlerimiz ve diğer kamu kurum ve kuruluşları yıpratmaya yönelik her türlü davranışlardan kaçınmalıyız.

Tarih boyunca Aziz Türk Vatanını, milletin namus ve bütünlüğünü, İslamiyet’in bütün kutsal değerlerini korumak için, canını seve seve veren Türk ordusu, inançlarıyla, gelenekleriyle, bütün İslam ülkeleri içinde üstün iman gücünü ortaya koyan bir peygamber ocağıdır.

Çünkü mehmetçik, peygamberimiz Hz.Muhammed (s.a.v)’in : “Allah rızası için bir gün nöbet beklemek, dünya ve dünyadakilerden hayırlıdır”.(Buhari, Cihad:72) hadis-i şerifindeki bereketin şuurunda olarak hudut boylarında nöbet tutmanın kutsallığını canından aziz bilmiş bir askerdir.

Tamamı kahraman olan bir milletin fertlerinin kahramanlıklarını sayabilmek imkansızdır. Onların hepsini bir tek adla bağrına basmak için Türk Milleti, bu, adları ayırt edilemeyen evlatlarının hepsine birden Peygamberimize izafeten bir sevgi ifadesi olarak “Mehmetçik” demiştir. Mehmetçik, bütün Türk ordusunun sembolüdür ve Türk Milleti’nin şerefini tarih boyunca gerektiğinde kanıyla kurtarmış bir kahramandır. Mehmetçiğin varlığında mertlik, dürüstlük, büyüklerine saygı, küçüklerine sevgi, cesaret, kahramanlık, fedakarlık, alçak gönüllülük, Allah, din, vatan, bayrak, şehitlik ve gazilik sevgisi birleşmiştir. Mehmetçik tarih boyunca zaferden zafere koşmuş, ama gittiği her yere medeniyet, insanlık, hak, adalet, eşitlik ve barış götürmüştür.

Vatan topraklarımızın her köşesinde aziz yurdumuzu koruyan şanlı Türk Silahlı Kuvvetlerimiz, hürriyet ve bağımsızlığımıza ve ülkemize, kimden, nereden ve hangi yönden bir saldırı gelirse gelsin, dün olduğu gibi bu gün de onu önleyecek, dostlarını sevindirip, düşmanlarını kahredecek kuvvet ve kudrete sahiptir.

Her zamankinden daha çok dikkatli ve uyanık olmak zorunda olduğumuzu hiçbir zaman unutmayalım. Tarihte kurduğumuz devletlerin yıkılış ve yok oluş sebebi iç ve dış düşmanlardır. Tefrika sebebiyle tarih sahnesinden silinmiş, hürriyetini ve istiklalini kaybetmiş bu devletler bize ibret olmalıdır. Şayet onların batışı ve felaketlerinden ibret almazsak, Allah korusun, gelecek nesillere ibret teşkil edecek felaketlere maruz kalabiliriz. Düşman oyunlarına gelmez, fitne ve tefrikaya düşmez, ele geçirdiğimiz bu altın fırsatı iyi değerlendirirsek, tarihteki ihtişamlı gücümüzü yeniden yakalayabiliriz. Bu bize aynı zaman Yüce Allah’ ın bir emridir.

Unutmamalıyız ki; ülkemizin aydınlık geleceği, huzuru ve mutluluğu; kin, nefret, husumet, şiddet, kavga ve çatışmaların kökünün kesilmesine, aramızda hoşgörü ve kardeşlik anlayışının kök salıp yaygınlaşmasına, farklı anlayış ve düşüncelerle birlikte birbirimizi kabullenmemize, farklı kulvarlarda bulunan insanlarla asgari müştereklerde buluşarak toplumsal uzlaşmayı sağlamamıza, kamplaşmalara ve ideolojik çatışmalara imkan ve fırsat vermeden milletimizin kalkınması, ilerlemesi ve yükselmesi için hep birlikte el ele, gönül gönüle vererek çalışmamıza bağlıdır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Close