Ahlâk, aslında Arapça bir kelime olup huy, tabiat, karakter, seciyye anlamlarına gelen “huluk” veya “hulk” kelimesinin çoğuludur. İnsanın huy ve davranışları iyi ve güzel olabileceği gibi, kötü ve çirkin de olabilir. Bunlardan birincisine “güzel ahlâk”anlamında “ahlâk-ı hamîde” veya “ahlâk-ı hasene”, ikincisine de “kötü ahlâk” anlamında “ahlâk-ı zemîme” veya “ahlâk-ı seyyie” denilir. Ancak dilimizde mutlak olarak ahlâk denilince “güzel ahlâk”, ahlâklı denilince de “güzel ahlâk sahibi” anlaşılır.
Istılâhî anlamı: Ahlâk bilginleri ahlâkı çeşitli şekillerde tarif etmişlerdir. Bunlar içerisinde en benimsenen ve yaygın tarifi şöyledir:
“Ahlâk insanın nefsinde yerleşen öyle bir melekedir ki, fiiller, hiçbir fikrî zorlama olmaksızın, düşünüp taşınmadan bu meleke sayesinde kolaylıkla ve rahatlıkla ortaya çıkar.” (1) Şu halde yapılan bir hareketin ahlâkî bir nitelik kazanabilmesi için o hareketin nefiste iyice yerleşmiş olması, insanda meleke haline gelmesi, çeşitli sürprizler karşısında yüzümüzün renginin değişmesi,
titreme ve heyecanlanma gibi gelip geçici bir hal olmaması, düşünce ve hiç bir fikrî zorlamaya ihtiyaç duymaksızın kendiliğinden meydana gelmesi gerekir.
Bir başka tarife göre ahlâk: İnsanın yaratılışından gelen ve cemiyet içinde yaşanarak kazanılan iyi ve güzel huylardır.
Dinimizin Ahlâka Verdiği Önem
İslâm dini güzel ahlâka büyük önem verir. Bir bakıma Müslümanlık edep, ahlâk ve faziletten ibarettir. Bunun içindir ki sevgili Peygamberimiz: “Ben güzel ahlâkı tamamlamak için gönderildim.” (2) buyurmuştur. İnsan, güzel ahlâkı sayesinde yüce manevî mertebelere ulaşır. Nitekim Peygamber efendimiz: “Kişi, ahlâkının güzelliğiyle, geceleyin namaz kılan ve şiddetli sıcakta oruç
tutarak susuz kalan kimsenin derecesine yükselir.” (3) buyurmuştur.Güzel ahlâka sahip olan kimseleri hem Allah sever, hem Peygamber sever ve hem de insanlar sever. Bu konuda Peygamber efendimiz şöyle buyurmuştur: “Allah’a kullarının en sevgilisi, ahlâkça en güzel olanlarıdır.” (4), “Sizin bana en sevgili olanınız ve ahirette bana en yakın olacak olanınız ahlâkı güzel
olanlarınızdır.” (5)
Güzel ahlâka sahip olmak imanın gereğidir. Onun için hadis-i şerifte: “Müminlerin iman bakımından en mükemmel olanları, ahlâkları en güzel olanlarıdır.” (6) buyrulmuştur. Demek ki ahlâkın güzelliği îmandandır; ahlâkı güzel olanın imanı da güzeldir.
Ahlâk bakımından kusurlu olan kimse iman ve ibadet bakımından da kusurlu olur.
Peygamber efendimiz yüce bir ahlâka sahipti. Kur’an-ı Kerim’de ona hitaben: “Şüphesiz ki sen yüce bir ahlâk üzeresin.” (7)
buyrulmuştur. Peygamber efendimizin ahlâkı Kur’an idi. Onun yüceliği ve üstünlüğü buradan kaynaklanmaktadır. İslâm ahlâkının kaynağı da vahiydir.
Peygamber efendimiz kendisi güzel ahlâka sahip olduğu gibi ümmetinin de güzel ahlâka sahip olmasını isterdi. Nitekim büyük sahabî Ebû Zerr’e hitaben: “Her nerede olursan ol Allah’tan kork, kötülüğün arkasından iyilik yap, bu onu yok eder.
İnsanlara iyi ahlâkla muamele et.” (8) buyurmuştur.
Hz. Peygamber’e insanları en çok cennete girdirecek şey soruldu: “Allah korkusu ve güzel ahlâk” (9) buyurdular.
Peygamber efendimiz kötü huy ve amellerden Allah’a sığınır, dualarında: “Yâ Rabbî! Çirkin huylardan, kötü amellerden ve nefsânî arzulardan sana sığınırım.”(10) derdi.
Kötü ahlâktan ümmetini de sakındırarak: “Sirkenin balı bozduğu gibi kötü ahlâk da güzel amelleri bozar.” (11) buyurmuştur.
İnsanlar arasındaki münasebetlerde güzel ahlâkın rolü çok büyüktür. İslâm dini sadece inanç ve ibadet esaslarından ibaret değildir. Aslında bunlar yüce yaratanımıza karşı temel görevlerimizdir. Bunun yanında bir de insanlara karşı görevlerimiz vardır.
Bu bakımdan güzel ahlâkın da dinimizdeki yeri çok önemlidir. Peygamber efendimiz hadis-i şeriflerinde bir müminde bulunması gereken özelliklerden bahsederken: “Mümin başkalarıyla iyi geçinir ve kendisiyle iyi geçinilir. Ülfet etmeyen ve kendisiyle ülfette
bulunulmayan kimsede hayır yoktur.” (12) buyurmuştur.
Ülfet; başkalarıyla iyi geçinme, dostluk ve arkadaşlık kurabilme, demektir. Güzel ahâka sahip olmayanları kimse sevmez; kimse ile dostluk kuramazlar, insanlarla güzel geçinemezler.
İmam Gazali’ye göre güzel ahlâkın üç sebebi vardır:
1- Yaratılıştan gelir: Peygamberler böyledir.
2- İyilikleri ve güzel fiilleri âdet haline getirmek suretiyle,
3- Güzel fiilleri yapan iyi kimselerle arkadaşlık etmek suretiyle elde edilir. (13)
Ömer Nasûhi Bilmen de insanların olgunluk, fazilet ve erdemlerinin güzel ahlâk ile kaim olduğunu, ahlâkın ise eğitimle güzelleştirilebileceğini, insanların kadrini yücelten, Yaratıcımızın ahlâkımızı güzelleştirmek için bize gereken istidadı verdiğini bir dörtlüğünde şöyle belirtir:

Hüsn-i ahlâk kaimdir kemâlât-ı beşer
Kâbil-i tehzibdir her vechile ahlâkımız
Müstaid kılmış bizi kesb-i kemâl-ü hikmete
Kadr-i insâniyyeti i’lâ eden Hallâkımız.
Güzel Ahlâkın Önemi

Ahlâkî esaslara bağlılık hem fert ve hem de toplum için çok önemlidir. Çünkü ferdin ıslahı ve toplumun düzeni ahlâkî kurallara uymakla mümkündür. Toplum fertlerden meydana geldiğine göre önce ferdi düzeltmek, edepli, terbiyeli ve ahlâklı yetiştirmek gerekir. Şu kesinlikle bilinmelidir ki ahlâksız edep ve terbiyeden yoksun kimselerin kötü hareketleri sadece kendilerini
ilgilendirmekle kalmaz, zararları sadece kendilerine değil, bütün bir topluma dokunur. Bu gerçeği şair ne güzel ifade etmiş:

Edebe uygunluk dile Tanrıdan.
Lütfundan uzaktır edepsiz olan,
Zararı kendine değil yalnız,
Dünyayı ateşe verir ahlâksız.

Tarihen sabittir ki üstün ahlâkî değerlere sahip olan milletler varlık ve birliklerini korumuşlar, parlak medeniyetler kurmuşlardır.
Bunun en güzel örneklerini ecdadımız vermiştir. Ecdadımız her gittiği yere doğruluk, dürüstlük, hak ve adalet götürmüştür. Kılıçla ülkeleri fethetmeden önce hak ve adalet, merhamet ve şefkatle kalpleri fethetmişlerdir. Şairin dediği gibi insanın kemali ve âlemin nizamı ancak ahlâkla mümkündür.

Ahlâk iledir nizâm-ı âlem.
Ahlâk iledir kemâl-i âdem.

Bir milletin ahlâkının dejenere olması, faziletlerin yerini rezaletlerin, hakkın yerini batılın, adaletin yerini zulmün, sevgi, şefkat ve merhametin yerini kin, adavet ve buğzun alması, topyekün o toplumun süratle yok olmaya gitmesi, tarihe karışması demektir.
Şair ne güzel söylemiş:

Oyuncak sanmayın ahlâk-ı milli rûh-i millîdir.
Onun iflası en korkunç ölüm, mevt-i küllîdir.
Evet bir milletin ahlâkı o milletin ruhudur. Millete hayatiyet verir, güç verir, kuvvet verir. Devletler ahlâk ve fazilet temelleri üzerine kurulur ve yükselir. Devleti meydana getiren toplumun ahlâk ve fazileti ne kadar yüksekse devlet de o kadar güçlü olur.
Aksi takdirde toplumun ahlâk ve maneviyattan yoksun olması, devleti de zaafa uğratır. İşte çağımızın en önemli problemlerinden biri olan ve topyekün bütün insanlığı huzursuz kılan terörün, anarşik hareketlerin temelinde yatan en önemli hususlardan biri budur. Gerçekten terör ve anarşinin temelinde ahlâk ve maneviyat zaafiyeti önemli bir yer tutar. Bu tehlikeyi bertaraf etmek için yeni nesli her bakımdan edepli, terbiyeli, ahlâklı, millî ve manevî değerlere bağlı olarak yetiştirmemiz lazımdır. Onların bilgi ve kültürleri ile edep ve irfanlarını birleştirmemiz gerekir. Şunu hemen belirtelim ki milletimiz insanı, bilgi, kültür, makam, mevki ve malı ile değil, edep ve terbiyesi, ahlâk ve olgunluğu ile değerlendirir. Nitekim şair:

Ne câh iledir, ne mal iledir,
Beyim insanlık kemâl iledir.

diyerek yüce milletimizin bu duygusunu en güzel şekilde dile getirir. Yine bunun içindir ki “Edebü’l-mer’i hayrun min zehebih:
Kişinin edebi sahip olduğu altınlarından daha hayırlıdır.” denilmiştir. Merhum Nurettin Topçu milletimizin ahlâkını şöyle tanımlar:
“Bizim ahlâkımız hürmet, hizmet ve merhamet prensiplerini kendinde birleştiren aşk ahlâkıdır.” (14)

Ahlâkın Değişip Değişemeyeceği
Bir kısım huylar vardır ki cibillîdir, yaratılıştan gelir. İnsanın çok öfkeli, çok halim, yumuşak huylu ve sakin olması gibi. İnsanın yaratılıştan gelen bu özelliği kolay kolay değişmez. İşte: “Can çıkmayınca huy çıkmaz.” “Huy canın altındadır.” “Huylu huyundan vazgeçmez. “İnsan yedisinde ne ise yetmişinde de odur.” “Sütle giren huy, canla çıkar.” gibi atasözlerimizle ifade
edilmek istenen bu husustur.
Yoksa insanın ahlâkı güzelleşmez, diye birşey yoktur. İnsanların huyu, ahlâkı değişebilir. Şayet değişmeyecek, güzelleşmeyecek olsaydı, Allah peygamberler göndermezdi, kitap göndermezdi, terbiye ve eğitimin bir anlamı olmazdı.
Sevgili Peygamberimiz yüksek bir ahlâka sahip olmasına rağmen: “Allahım! Yaratılışımı güzel yaptın, ahlâkımı da güzelleştir.”
(15) “Allahım! Ayrılıktan, iki yüzlülükten ve kötü ahlâktan sana sığınırım.” (16) diye dua ederdi.
Namazda da şöyle dua ederdi: “Allah’ım, ahlâkın en güzeline erişmek için bana yol göster; çünkü en güzel ahlâkı bana gösterecek ancak sensin. Kötü ahlâkı benden uzaklaştır; çünkü kötü ahlâkı benden uzak tutacak olan ancak sensin.” (17)
Ümmetine de: “Hassinû ahlâkaküm: Ahlâkınızı güzelleştiriniz.” buyururdu.

1- Mustafa Çağrıcı, Anahatlarıyla İslâm Ahlâkı, İst. 1985, s.16.
2- Malik, Muvatta, Hüsnü’l huluk, 8.
3- Malik, Muvatta, Hüsnü’l huluk, 6.
4- en-Nebhânî, el-Fethu’l-Kebir/ I, 54.
5- el-Heysemî, Mecmeu’z-Zevâid, VIII/ 21.
6- Buhârî, Edeb, 39; Ebû Dâvûd, Sünnet, 14.
7- Kalem, 4.
8- Tirmizi, Birr, 55.
9- Tirmizi, Birr, 62.
10- Tirmizi, Deavât, 126.
11- el-Fethu’l-Kebîr, l/ 638.
12- en-Nebhânî, el-Fethu’l-Kebîr, II/ 472.
13- İhyâ’u ulûmi’d-dîn, Kahire, 1967, III/ 74-77.
14- M. Doğan, Büyük Türkçe Sözlük, İst. 1996, s. 23.
15- el-Heysemî, a.g.e., VIII/ 20.
16- Nesâî, İstiâze, 21.
17- Ahmed b.Hanbel, Müsned, I/ 94-95.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Close