Hz. Ömer zamanında müslümanlar İran şahı Yezdicerd’in kızlarını esir aldıklarında Hz. Ömer onlara diğer esirlere yapılan mu­amele gibi muamele edilmesini istemişti. Hz. AH şöyle dedi: ‘Ey mü’minlerin emiri! Kralların kızlarına sokaktaki kızlar gibi davranılmaz.

Bunun üzerine Hz. Ömer ‘Onlara ne yapalım?’ diye sordu. Hz. Ali şöyle cevap verdi: ‘Her birine bir değer biçelim, değerlerini de yüksek tutalım. Ayrıca onları diledikleri erkeğin emrine girmekte serbest bırakalım.’  Hz. Ömer bu teklifi kabul etti. Bu sırada kızlardan Şâh-ı Zenân isminde olanı öne çıkarak Hz. Ali’nin oğlu Hüseyin’i ter­cih ettiğini bildirdi.

Hz. Ali bu gelişme üzerine oğluna şöyle dedi: “Ey Abdullah’ın ba­bası! Bu hanım sana yeryüzünün en hayırlısını doğuracaktır.”

Çok geçmeden müslüman olan bu hanımla Hz. Hüseyin evlendi. Kendisine çok iyi muamele etti ve bu hanım efendinin müslümanlığı gayet güzel oldu. İsmi de değiştirildi. Havle, Gazele, Selafe gibi isim­lerle çağrılır oldu.

İşte bu hanımlar şahmın ısrarla rabbinden bir dileği vardı: Hz. Hü­seyin’den bir oğlunun olması. Nihayet Yüce Allah bu dileği kabul eyledi. Dünyaya getirdiği oğluna Hz. Hüseyin, Ali adını verdi. İşte bu, Zeyn’el Âbidin idi.

Zeyn’el Âbidin’in annesi doğumdan sonra yakalandığı sıtmadan kurtulamayarak vefat etti. Küçük Ali’nin gözetimini ve yetiştirilmesi­ni, emrine tahsis edilen bir hanım kölesi üstlenmişti. Bu kadıncağız Hz. Hüseyin’in (bu öksüz) oğlunu aşırı derecede seviyor ve ona şefkat gösteriyordu.

Zeyn’el Âbidin on yaşına varır varmaz Medine’deki Peygamber’in mescidine gitmeye başlamıştı. Orada babasından Kur’an dinliyor, ha­dis ve ilim öğreniyord^u.

Zeyn’el Âbidin kalp gözü açık, zeki ve yaptığı işi maharetle yapan biri idi. Zeyn’el Âbidin ilimde yüce payelere erişti. Artık insanlar çeşit­li ilimlerde ona danışır olmuşlardı.

Hz. Muaviye’nin oğlu Yezid idareyi ele alınca Hz. Hüseyin karşı çıktı. Çocukları ile birlikte Medine’den ayrıldı. Yolda Zeyn’el Âbidin şiddetli bir hastalığı yakalandı. Babası Hz. Hüseyin “Oğlum! Arzun nedir?” diye sorduğunda Zeyn’el Âbidin şu cevabı verdi: “Babacığım arzum Allah Teâlâ’ya benimle ilgili bir şey yapmasını teklif eden biri olmamaktır.”

Hz. Hüseyin oğlunun bu cevabını pek beğendi. Ona: “Güzel söy­ledin oğlum. Hz. İbrahim’e: “Bir isteğin varsa yerine getireyim” de­mişti de, Hz. İbrahim: ‘Ben rabbime bir şey teklif etmem. O bana ye­ter, O, ne güzel vekil’dir’ cevabını verdi” dedi.

Hz. Hüseyin ile hasımları arasında savaş bir süre devam etti ve Hz. Hüseyin şehit edildi. Çocukları Yezid’e götürüldü. Aralannda Zeyn’el Âbidin de vardı. Orada (küçüklüğüne rağmen) herkesin önün­de Yezid’e hoşlanmayacağı sözleri gayet edebi bir şekilde ve cesaretle söyledi.

Zeyn’el Âbidin amcası Hz. Hasan’ın kızı Fatıma ile evlendi. Ken­disini ibadet ve zühd hayatına verdi. İlim meclislerine gider gelirdi. Özellikle Zeyd b. Eslem’in toplantılarına katılırdı. Zeyd, önceleri köle idi. Daha sonraları hürriyetine kavuşmuştu. Na’fi b. Cübeyr, Zeyn’el Âbidin’e (bir gün) şöyle dedi: “Ne tuhaf şey? Sen insanların en fazilet­lisi ve efendisisin. Oysa köle olan Zeyd’in meclisine gidiyor ve onun­la oturuyorsun?”

Zeyn’el Âbidin bu sözü şöyle bir cevapla karşıladı: “Ey Na’fi! Bi­ze layık olan, ilim nerede ise onun olduğu yere gitmektir.

Rivayet olunduğuna göre Zeyn’el Âbidin bir gecede bin rekat na­maz kılar, bir taraftan da dua eder ve göz yaşı döker ağlardı.

Çok ibadet etmesinden dolayı halk kendisine “Zeyn’el Âbidin” la­kabını verdi. İbadetlerinde fazlaca secdede durduğu için “çok secde eden” de denmişti. Bu özelliklerinden dolayı “Seyyid’ul Âbidin” ve “Zekiyy’ül Emin” de denmiştir.

Said b. Müseyyeb onun hakkında şöyle diyor: “Hz. Hüseyin’in oğ­lu Ali’den (Zeyn’el Âbidin) daha faziletli bir kimse görmedim.”

Zühri de onun hakkında şöyle demiştir:

Zeyn’el Abidin’den daha çok fıkıh bilen birini görmedim.

Zeyn’el Âbidin hazretleri kölelik meselesine dikkati çekecek dere­cede özen göstermiş, kölelerin hürriyetine kavuşması için fevkalade gayret göstermiştir. Bizzat kendisi pek çok köleyi âzad etmiştir. Hatta bu konuda abartılı rivayetler vardır. Bir rivayete göre yüzbin köleyi azat ettiği söylenir. Köleleri satın alır ve azad ederdi. Diğer insanlara da kölelere iyi muamele etmeleri çağrısında bulunur, köleleri hürriye­tine kavuşturmaya teşvik ederdi. Bu özelliği sebebiyle nesiller boyun­ca köle azad edici bir insan sayılmıştır. Köleler, Zeyn’el Abidin’in iyi muamele ettiğini ve onları hürriyetine kavuşturduğunu bildikleri için türlü yollara başvurur onun kölesi olmak isterlerdi.

Zeyn’el Âbidin çok affedici ve yumuşak huylu bir zât idi. Bir gün kendisine çok çirkin şekilde söven bir adama: “Sen bildiklerine göre bunları söyledin. Senin daha bilmediğin pek çok halimiz vardır. Bir ih­tiyacın varsa sana yardım edeyim” dedi. Adamcağız sustu kaldı. Zeyn’el Âbidin adama bir kese attı içerisinde bin dirhem vardı.

Zeyn’el Âbidin’in kölelere gösterdiği yumuşaklık, ikram ve yaptı­ğı şeyler hususunda pekçok rivayet bulunmaktadır.

Abdulmelik b. Mervân Zeyn’el Âbidin ile Kabe’de karşılaşmıştı. Ona: “Bir ihtiyacın var ise yerine getireyim” dedi. Zeyn’el Abidin’in cevabı şu oldu: “Allah’ın evinde başkasından bir şey istenmez!”

Bundan sonra Zeyn’el Âbidin Kabe örtüsüne sarılarak şöyle yaka­rışta bulundu: “Hükümdarlar bize kapısını kapadı. Onların kapılarında korumalar var. Senin kapın ise açıktır. Bana bakman için sana geldim Allahım!”

Hişam b. Abdulmelik büyük bir kalabalığın Zeyn’el Âbidin’in et­rafını çevirdiğini görünce: “Kim bu adam?” diye sormuş. Meşhur şair Ferazdak onun kim olduğunu anlatmak üzere şu beyitlerle başlayan uzun bir kaside söylemiş:

Bu gördüğünü Batha ayak sesinden tanır Onu beytullah, hıll ve harem nefesinden tanır

Selam verince Kabe’ye bilsem neler olacak? Neredeyse mübarek elini Kabe’nin hatimi tutacak!

Onu gören her Kureyşli şöyle deyip şerefli olur: Ne kadar iyilik varsa onda nihayet bulur.

Zeyn’el Âbidin bunun üzerine Ferazdak’a bin dinar hediye gönder­miş. Ferazdak ise “Ben kasidemi Allah için söyledim, hediye almak için değil” diyerek hediyeyi almamış. Zeyn’el Âbidin ise: “Biz ehl-i beyt’iz, bizim verdiğimiz geri çevrilmez” diyerek ısrar edince Ferazdak hediyeyi kabul etmiş.

Zeyn’el Âbidin hicri 94 yılında 58 yaşında vefat etmiştir.

Allah on­dan razı olsun.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Close