Dâvud oğlu Hz.Süleyman Allah’ın peygamberlerinden biridir.

Allah Teâlâ bu peygamberine ve babasına lütuf ve kereminden, nime­tinden bol bol vermiştir.

Nevevi Tehzib’ul Esma ve’s-Sıfât isimli kitabında söyle diyor:

Hz. Süleyman peygamberlikle görevlendirildiği sırada çok savaşa çıkardı. O derecede ki neredeyse savaşı hiç bırakmayacaktı. Bir yere gitmek istediği zaman kendisini, askerini ve hayvanlarını rüzgar alır ve dilediği yere bırakırdı. Hz. Süleyman’ı ve adamları­nı bir yerden bir yere götüren rüzgar ekin tarlası üzerinden geçer, fakat ekin kımıldamazdı.

Kur’an’da Hz. Süleyman’ın rüzgarından üç yerde söz edilmiştir:

Süleyman’a da kasırga (gibi esen) rüzgârı (boyun eğdirdik) ki, onun emriyle içinde bereketler yarattığımız yere doğru eserdi. Biz her şeyi biliriz. (Enbiya/81)

Süleyman’a da sabah gidişi bir aylık, akşam dönüşü de bir aylık mesafe olan rüzgarı.verdik (emrine amade kıldık)… (Sebe/12)

Bunun üzerine biz de istediği yere onun buyruğu ile kolayca gi­den rüzgârı emrine verdik. (Sâd/36)

Müfessirler bu rüzgârın özel bir rüzgâr olduğunu söylemektedir. Bu rüzgâr bizim bildiğimiz ve alışık olduğumuz rüzgâr değildir.

Peygamberlerinden birisi olan Süleyman’a Allah’ın böyle bir rüz­gârı musahhar (emrine âmâde) kılması, Allah’ın yardımı ile onun pey­gamber olduğunu gösteren bir delildir. Nitekim Hz. Allah her peygam­berinin peygamberliğini mucizeleri ile desteklemiştir.

Taberi, tefsirinde özetle şöyle diyor:

Hz. Süleyman askerleri ile birlikte bir yere gitmek veya savaşa ka­tılmak istediği zaman, ağaçtan yapılmış bir yerde toplanırlardı. Sonra Hz. Süleyman kasırga gibi esen rüzgara zaman zaman ılım­lı olmasını emrederdi. Rüzgâr tahtadan yapılan platform ile yer arasına girerek, Hz. Süleyman’ın emrine göre eser, onu dilediği yere götürürdü. İşte Enbiya/81 ve Sad/36 ayetlerinde ifade edilen rüzgarın durumu budur.

İbn Kesir tefsirinde şunları görüyoruz:

Hz. Süleyman’ın tahtadan yapılmış halı (gibi bir sergi)si vardı. İh­tiyacı olan her şeyi onun üzerine koyar sonra rüzgârın esmesini emrederdi. Allah’ın izni ile rüzgâr serginin altına girer ve onu yük­seklere çıkararak uçururdu. Güneşten korumak için Hz. Süley­man’ın başında bir kuş bulunur, (kanatları ile) onu gölgelendirirdi. Sonra rüzgâr Hz. Süleyman’ı dilediği yere indirirdi.

Ubeyd b. Umeyr de şöyle rivayet ediyor:

Hz. Süleyman rüzgâra emrettiğinde, rüzgâr büyük ve yüce bir dağ gibi toplanırdı. Hz. Süleyman döşeğinin bu dağın en yüksek yeri­ne konulmasını emrederdi. Sonra kanatları olan atını çağırır, atı da döşeğin üzerinde yerini alırdı. Sonra Hz. Süleyman rüzgâra emre­der, rüzgâr onu gök kubbenin altında en yüksek noktaya çıkarır ve onu indirilmesini arzu ettiği yere indirirdi. Bu sırada Hz. Süley­man Allah’ın mülkünün yanında küçüklüğünü bilir ve Allah’a şü­kür ve saygısından başım önüne eğer, hiç bir şekilde sağa sola bakmazdı.

Hasan Basrî şöyle diyor:

Hz. Süleyman halısı üzerinde, sabahleyin Şam’dan Istahr’a uçar, oraya inip öğle yemeğini orada yerdi. Istahr’dan dönüşte Kabil’de gecelerdi. O zaman en süratli yol alan kimseye göre Şam ile Istahr, Istahr ile Kabil arası bir aylık uzaklıkta idi.

Bu bilgilerden Hz. Süleyman’ın bindiği halıyı veya halıya benzer nesneyi harekete geçiren şeyin Allah’ın izni ile, onun emrine verilen rüzgar olduğunu anlıyoruz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Close