İslâm tarihinde meşhur olan Hz. Ali’nin şehid edilmiş ol­duğudur. Hz. Ali’yi öldüren Haricîlerden Abdurrahman b. Mülcem’dir.

Tarihçiler Hz. Ali’nin kabrinin nerede olduğu hususunda görüş ay­rılığı içindedirler.

Deniliyor ki Hz. Ali’nin kabri Neceftedir. Fakat İbn Teymiye, ma’rifet erbabı kimselerin Hz. Ali’nin belirli bir yerde kabri olmadığın­da görüş birliği ettiklerini söylüyor. Necef te Hz. Ali’nin kabri olduğu söylenen mezar, Muğire b. Şube’nin kabridir. Bu kabrin Hz. Ali’ye ait olduğu, Hz. Ali’nin vefatından 300 yıldan fazla bir zaman sonra ortaya atılmıştır.

İbn Teymiye’nin tercihine göre Muhtar’ul Fetâva isimli eserde anlatıldığı üzere Hz. Ali Irak’ta Küfe şehrinde (o zamanın) başkanlık sarayında defnedilmiş tir. Hz. Ali’nin defnedilme işini yapanlar Haricî­lerin bir zarar vermesinden korktukları için mezarı gizlemişlerdir. Zi­ra Hariciler bunu bilselerdi Hz. Ali’nin kabrini eşer ve onu oradan çıkanılardı.

Muhtasar’ul Fetâvâ isimli kitapta bu konuda aynen şunlar yazılıdır:

Hz. Ali’nin vefat edince bir deveye veya bir hayvana bindirilip (hayvanın) salıverildiği, sonra hayvanın çöktüğü yere defnedildi­ği ve böyle yapılmasını Hz. Ali’nin vasiyet ettiği tüm ilim erbabı­nın ittifakı ile uydurulmuş bir yalandır. Sıradan herhangi bir müs-lümana dahi ölünce böyle bir şey yapılması helâl değildir. Hz. Ali gibi bir zât’a böyle bir şey yapılamaz. Kaldı ki böyle bir şeyi va­siyet etmek de hiç bir kimse için helâl değildir. Zira ölüyü hayva­na yükleyip salıvermek ölüye bir çeşit ceza vermektir.

îbn Teymiye’nin söyledikleri bize uygun gelse de gelmese de bir müslümana layık olan, bu büyük imamın, Râşid Halife’nin hayatı ile meşgul olmaktır.

Bu misk kokan şahane hayat, baştan başa cihad, ihlas, yakîn, iman ve önderlik dersleri ile dopdoludur. Bu hayat her müslümanın rehberi olmalıdır; müslüman bu örnek hayatı düşünmeli, ondan ibret almalıdır. Böyle bir hayattan etkilenmek bu İslâm kahramanının hatırasını ebedî­leştirmek olur. -Allah ondan hoşnut olsun ve onu bizlerden hoşnut ey­lesin Şu kadarını bilmek yetişir ki Hz. Ali, Allah’ı ve Peygamber’i se­ven; Allah’ın ve Peygamberi’nin de kendisini sevdiği bir adamdır.

Hz. Peygamber ona şöyle demiştir:

Hoşnut değil misin ey Ali! Hz. Musa’ya göre Harun ne ise sen de bana göre öylesin. Şu kadar ki benden sonra peygamber yoktur.

 

Tarihi bir gerçektir ki Hz. Ali -Allah ondan hoşnut olsun ve ona ikram eylesin- şerefli bir şekilde öldürülmüş ve şehit olmuştur.

Hz. Ali’yi öldüren kişi Harici mezhebinden olan İbn Mülcem’dir. İbn Mülcem ve iki kişi daha aralarında anlaşarak Amr b. As, Muaviye ve Ali’yi öldürmek üzere bir plan yaptılar. Ancak Amr ve Muaviye bu suikasttan kurtuldu ise de Hz. Ali rabbine şehit olarak kavuştu.

Hariciler bu üç zât’ı kâfir kabul ediyor, ayrıca kendi görüş ve ar­zularına uymayan kimseleri de kâfir sayıyorlardı.

Soruda ifade edildiği şekilde Hz. Ali şehit edildikten sonra onun cesedinin bir bineğe bindirilmesi hikayesi, ilim ehline göre uydurul­muş bir yalandır. Çünkü Hz. Ali böyle bir vasiyette bulunmadığı gibi kendisine böyle bir işlem de yapılmamıştır. Sıradan bir müslümamn cenazesine dahi böyle bir şeyin yapılması helâl değildir. Hz. Ali gibi şerefli bir şehide böyle bir şey nasıl yapılır?

Kerbelâ olayından sonra ehl-i beytten olanların iki hörgüçlü bir deveye bindirildiğine dair söylenenler, İslâmiyet hakkında kötü düşün­celeri olan münafık ve zındıkların iftirasıdır.

Hz. Ali’nin Hayber’de hedef gibi tutulup, ordunun üzerinden geç­tiği, bu arada bir kâfirin Hz. Ali’yi katınyla çiğnemesi üzerine Hz. Ali’nin “Allah soyunu kessin” diye katıra beddua ettiği (ve bu yüzden katır cinsinin yavrusu olmadığı) da bir iftiradır. Zira aklı olan herkes bilir ki Allah’ın yarattığı zamandan beri katırın yavrusu olmaz. Bundan başka Hayber savaşı sırasında (hayvanlar arasında) katır yoktu.

Hz. Ali’nin kabrinin nerede olduğu hususunda âlimler ihtilaf etmiş­lerdir. Fakat meşhur olan, Hz. Ali’nin Küfe’deki (o zamanın) başkanlık sarayına defnedilmiş olmasıdır. Hz. Ali’nin cenazesini gömenler kabrin nerede olduğunu açıklamamışlardır. Bunu, Haricilerin bir kötülük yap­masından çekindikleri için saklamışlardır. Zira Hariciler Hz. Ali’ye baş-kaldırmış ve onun kâfir olduğunu iddia etmişler, bu sebeple Hz. Ali ile savaşmayı ve onun öldürülmesini helâl saymışlardır. Tüm bu söyledik­lerimiz Muhtasar’ul Fetâvâ el-Mısriyye isimli eserden alınmıştır.

İbn Teymiye de şöyle diyor:

Hz. Ali’ye ait olduğu söylenen Necef teki kabir gerçekte Hz. Ali’ye ait değildir. Zira bü kabrin Hz. Ali’nin kabri olduğu, onun vefatın­dan 300 yıl kadar sonra söylenmeye başlamıştır.

Hz. Ali’nin kabrinin nerede olduğunun hiç bir önemi yoktur.

İstikameti doğru bir müslümana göre önemli olan bu büyük mü­cahit ve İslâm liderinin hayatından istifade etmektir. O Hz. Peygamber’in amcazadesi ve Rasûlullah’m tertemiz kızı Fatıma-i Zehra’nın, Fâtıma-i Betül’ün eşidir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Close