Ezher Üniversitesi , uzun zaman boyunca pek çok olaylar yaşayan büyük bir İslâm Üniversitesidir. İslâm dinini savunmak, Kur’an diline özen gös­termek ve Arab kültürünü kıskanırcasına korumak bu üniversitenin özelliğidir.

Bu üniversitenin (yetki ile donatılan) evlatları bir grup insandır. Bunlar Ezher’in mesajını yerine ulaştırmak için altına girdikleri yükün üstesinden gelme gayreti içindedirler.

Bunlar günahsız olan kimseler değildir. Herkes gibi onlar da mut­lu ve kara talihli olabilirler. Onlar da diğerleri gibi hata ve doğru şey­ler yapabilirler.

Cenab-ı Hak Ezher’e ilahi ruhtan üfleyecek kudretli kullarını za­man zaman göndermiştir.

Bu seçkin insanlar Ezher’e bir azim katmış, gençliğin rengini ve heybetini kazandırmıştır. Bu güçle Ezher, ileri atılmış. Kendisini saran gece uykusu ve engeller döneminde yitirdiklerini tekrar kazanmıştır. İş­te Abduh da Ezher’e hizmet veren yenilikçilerin ileri gelenlerindendir.

Muhammed Abduh’un yenilik ve ıslahat yapmak istediği Ezher, içine kapanmış bir halde olup, önündeki yolu göremiyor, üzerinde yü­rüyeceği yeni bir yolu oluşturamıyordu.

Ezher’in bu dönemdeki yalnız kalmışlığını eleştirenler çok olma­sına rağmen, bu özelliğin kendine has bir faydası da vardır.

Çünkü dışarıdan gelen ve üzerine yıkılan tufanın etkilerinden İs­lâm ve Arab kültürünü korumuştur.

O dönemde dış güçlerin işgali tüm belâları (ile ülkenin üzerine) çökmüş, yabancı eğilimler çirkinliklerini sergiliyorlardı. Müslümanlar ve Arablar üzerine hem duygusal yönden, hem ruhsal yönden belâlar yığılmış bulunuyordu.

O sırada Ezher çok değerli bir sermayenin patronu gibi idi. Fakat bu patron, malının revaçta olacağı bir çarşı bulamıyor, sermayesine ka­zanç sağlayamıyordu. Her ne kadar belli bir zamana kadar durgunluk ve donmuşluk Özelliği taşıyor idiyse de bu sermayeyi depolayıp koru­yordu. Ta ki hareket ve çıkış yapma zamanı gelip alana çıkması için gerekli ortam oluşana kadar.

Abduh’un Ezher’i ıslaha giriştiği zaman Ezher çeşitli sıkıntıların pek çoğu için çıkış yolu tıkalı, savuşturulması için kullanılacak bir araçtan yoksun bulunuyordu.

Sefalet derecesinde bir fakirlik kol geziyor, toplum tam anlamı ile bu kuruma yüz çevirmiş, fırsat düşkünleri, fırsatları kötüye kullanıyor, işgalcilerin günahkar tuzakları işliyordu. Öte yandan doğru bir yönlen­dirme yok, azimli ve kararlı davranışlar devre dışı kalmış, çevreyi sa­ran ufuklar gayet dar bir şekildeydi.

Tüm bu sıkıntılar ve pis düşmanlar Ezher ve ezherliler için; Ez­her’e ve ezherliye iyilik düşünenler için toplanıp bir araya gelmişlerdi.

Bununla beraber Abduh bir ıslahatçının kendine olan güvenini bir zırh gibi giyinen kimsenin kesin imanıyla Ezher’de ıslahat hareketleri­ne girişmiştir. Böyle bir ortamda intikam duygusu içinde olanlardan çok şeyler kazandı. Az da olsa kendisini destekleyenlerden de kazancı oldu. Ezher’lüerin hepsinin bu kuruma adeta savaş açmış gibi davran­dığı doğru değildir. Aksi halde Abduh’un haykırırcasına yaptığı çağrı­lar boşa giderdi.

Şeyh Alliş gibilerin Abduh’a karşı tutumu katı idiyse de, Şeyh Ab­basi gibilerin tutumu insaflı ve lütufkar idi.

Abduh’un üniversitedeki dersleri üniversite çevresine göre yeni bir şeydi. Zira bu dersler bilinen ders verme yollarına göre garip kar­şılanan bir üslup, alışılmış ve tutucu usullere göre cüretkar bir süpriz idi.

Pek çok kimse bu derslere karşı çıkmış ise de, çokları da ilgi gös­termiştir. Abduh’un üslubuna karşı çıkanların pek çoğunun şaşkınlıktan içine düştükleri sarsıntı yok olmuş, karşı koyma eğilimi ortadan kalk­mış, bir süre sonra ona karşı koyanlar, onu dinlemeye koyulmuşlar, metodundan faydalanmaya başlamışlar ve Ezher’in yeniden diriliş ha­reketinde öncüler olmuşlardır.

Abduh merhuma göre Ezher’in kalkınması İslâm’a yapılacak en büyük hizmet idi. Zira Ezher’in ıslahı tüm müslümanlann ıslahı de­mekti. Ona göre Ezher’in düzeltilmesi uzun zaman alacak ve çeşitli aşamalardan geçecekti.

O hükümetçe verilen görevi, kendisini Ezher’i ıslaha götürecek se­beplerin gözonünde olmasını sağlamak için kabul etti.

Ezher üzerinde düşündüğü ıslahatı ölmeden gerçekleştirmesi ken­disini mutlu edecekti.

Ezher rektörü olarak dini ıslahatı üç alanda görüyordu: Ezher Üni­versitesi, vakıflara ait camiler ve şer’i mahkemeler. Aslında onun yeni­lik ve ıslah çalışmaları sadece Ezher’le sınırlanmıştı.

Çünkü vakıflara bağlı camilerin görevlileri Ezher’den mezun olu­yor. Şer’i mahkemelerin hakimleri de Ezher’den mezun oluyordu. Ez-her’deki yenilik ve ıslahat eğitim ve öğretimin ıslah olması sonucunu doğuracaktı.

Öte yandan vakıfların ve camilerin ıslah edilmesi, va’z ve irşad hizmetlerini ıslah edecekti. Şer’i mahkemelerin ıslah edilmesi, aileleri ıslah edecekti.

Abduh, bu alanların ıslahının tüm toplumu ıslah edeceği görüşün­de idi.

Muhammed Abduh, Ezher Üniversitesi Yönetim Kurulu’nda Ez-herlilerin şerefini yeniden kazanması, hayati değerlerini elde etmeleri için çok büyük gayretler sarfetmiştir. Halktan önce yöneticilere açık açık Ezher’in ıslah edilmesi gerektiğini ve bunun her şeyden evvel Ez-her’deki hocaların eliyle ve onların buna razı olması ile gerçekleşece­ğini söylemiştir.

O, bu gayreti ile iki gayenin peşinden gidiyordu. Birincisi Ezher Üniversitesinin şerefini ve Ezher mensuplarının değer ve itibarını ko­rumak. Zira onlar dinin davetçileri ve dini başlarına taşıyan kimseler­dir.

İkincisi, girişilen ıslahat hareketlerinin amacına ulaşmasının ga­ranti altına alınması. Çünkü bu girişimler baskı ve zorlama altında olursa, sağdan ve soldan bir takım tuzaklar ve engellerle amacından sa­pabilirdi.

Abduh’un açık bir şekilde savunduğu bir diğer husus da bu giri­şimlerin temel eksenini, Ezher mensuplarının ekonomik düzeyinin yükseltilmesi olmuştur.

Abduh’un zamanına göre yaklaşık yetmiş yıldan beri Ezher’in büt­çesi cüneyh[4] bazında yüzler basamağı ile oluşturuluyordu. Abduh gi­rişimleri ile bu bütçeyi iki bin cüneyhe çıkarmayı başarmıştır.

Ezher’in bütçesi böyle mütevazı düzeylerde iken o günlerde dev­letin bütçesi ne acıdır ki korkunç denecek rakamlara ulaşıyordu.

Her şeye rağmen Abduh, Ezher dışındaki ortamlarla ilişki kurmuş, Ezher’in dışındaki kültürleri tanımış ve Ezher dışı ortamlarla içli dışlı olmuştur.

Abduh bazı yabancı dilleri öğrenmiş, çeşitli yerlere seyahatlar yapmış, resmi görevlere girmiş ve siyasetle uğraşmıştır. Tüm bu gay­retler içerisinde asil Ezherli Ruhu kendisi üzerinde hep ağır basmış, seçkin Ezherli olma Özelliğinin hakkını tam olarak vermeye devam etmiştir.

Kendisinin Basın Yayın Genel Müdürü olduğu sırada bu söyledi­ğimizi adeta belgeleyen bir olay meydana gelmiştir.

Kendisi bu görevde iken, basında kullanılan dil hususunda aşın ti­tizlik göstermiştir. Meşhur bir gazetenin sahibine gazetenin haber ve yazılarında yapılan gramer hatalarının önlenmediği takdirde gazetesi­nin kapatılacağı uyarısında bulunmuştur. Gazete için dili iyi bilen ve kullanan yazarlar bulunmadığı takdirde bu kararın uygulanacağını bil­dirmiştir. Gazetenin sahibi bu uyarıdan sonra -gazetesinin kapatılma korkusundan dolayı- süratle istenileni yerine getirmiştir.

Ezherlilik eğitimi ve Ezherli olmanın hakkını verip Ezher’in gele­neğine bağlı kalma örneğini şu olayda da görüyoruz:

Abduh hükümetçe görevlendirildiği sırada büyük devlet yetkilile­ri ona sank giymekten vazgeçip fes giymesi yönünde teşviklerde bu­lundular. Abduh -Ezher mensubu oluşuna ters düşen- bu teklifi kabul etmeyip reddetti. Ona bu teklifi sunanlar Riyaz Paşa’nın yardımı ile bu­nu gerçekleştirmeye giriştiler. Paşaya “Abduh’un aslında sank giyme­yi bırakmak istediğini, fakat bunu teşvik eden birine ihtiyacı olduğunu veya bunu istediğini” söylemişler.

Riyaz Paşa kendine verilen bilgi ışığında Abduh’la konuşur. Ab­duh Paşa’ya da red cevabı verir. Paşanın ısrarı üzerine Abduh şunlan söyler: “Eğer mutlaka sarığımı çıkarmam gerekiyorsa, görev sırasında çıkanr, görev dışı zamanlarda giyerim!”

Abduh’taki bu karakteri gören Paşa: “Asla! Ben senin sarığını çı­karmana razı değilim. Çünkü insanların, fes altında akıl ve anlayış bu­lunduğu gibi sank altında da böyle kafaların olduğunu bilmelerinden hoşlanıyorum” der.

Bu noktadan hareketle, Abduh’un hayatını kaleme alan Reşid Rı-za’nın şunu söylemekte haklı olduğunu ifade edebiliriz: “O ne sarıktır ki sahibinin başını şereflendirmiştir. Fesler o sarığı kıskanmış, taçlar o sarığın heybetinden sarsılmış, şapkalar ona saygı duymuştur.”

Abduh, Ezher’in görevini yerine getirmesi hususunda titizlik gös­termekte zirveye ulaşmıştır. Onlarca yıl din adamlarının partinin, siya­setin ve yöneticilerin emrine girmesinin İslâmiyet’e ve müslümanlara aşırı derecede zarar vereceğini açıktan açığa söylemiştir. Emri altına girilen kimse Hidiv Paşa da olsa durum aynıdır. Çünkü onlar bir takım vaatlerle din adamını (yanlış yapmaya) kışkırtır, tehditlerle (yapması gereken işten) vazgeçirirler.

Din adamı bu özelliğe sahip olursa, öyle bir koruma altına girer ki, bu özellik onu bir saldırıya uğramaktan veya bir taşkınlığa maruz kal­maktan korkmadan gerçeği söylemeye gücü yeter hale getirir.

Bu bilgilerden sonra şunu söyleyebiliriz: Muhammed Abduh’un Ezher’de başlattığı hareket meyvesini vermiş ve Ezher Abduh’un arzu ettiği noktaya ulaşmıştır.

Abduh’un başlattığı hareketlerin sonucu olarak Ezher’de yeni bil­giler öğretilmeye, yabancı diller okutulmaya başlanmıştır. Gene Ez­her’de sosyal iletişim başlamış başka üniversitelerle Ezher arasında Öğ­renci ve öğretim üyesi takası yapılır olmuştur. Fakat yenilik ve ıslahat hareketi, sürekli hareket halinde bir kortej gibidir. Ezher’in yeniden, meyve verecek atılımlar yapabilmesi için, devamlı yeni Muhammed Abduh’lara ihtiyacı vardır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Close