Din; en yaygın ifadeyle, akıl sahibi insanları, kendi arzu ve istekleriyle, dünya ve ahirette huzura ve mutluluğa kavuşturan ilahi kurallar bütünüdür. Tanımdan da anlaşılacağı üzere, dinin amacı; insanların dünya ve ahirette mutluluklarını temin etmektir. Allah’ın insanoğluna, mutlu ve huzurlu yaşaması için tuttuğu bu ışığı, hangi sebep ve düşünceyle olursa olsun toplumun yarınlarını karartacak bir kavga vasıtası yapmaya hiç kimsenin hakkı yoktur.

İslam; kavgayı değil barışı, ayrılığı değil birliği emreder. Yüce dinimizi kullanarak, toplumun huzurunu bozan her hareket, öncelikle karşısında dinine bağlı samimi insanları bulacaktır. Şiddet görünümü veren davranışlar, her şeyden evvel, yüce dinimize bühtana vesile olduğu gibi ismi dahi barış anlamı taşıyan İslamiyet’in ve mensuplarının aydınlık görüntüsünü de karartmaktadır.

Din; toplumumuzun sosyal dinamiği, medeniyetimizin özü, bütünlüğümüzün harcıdır. Asırlardan beri milletimizin İslamiyet’i kavrayış ve yaşayışı, diğer milletlerden farklı olmuş; dini anlayışlarında kendine özgü bir üslup ve karakter oluşmuştur. Yüce İslam Dini’nin asırlar boyu bayraktarlığını yapmış aziz milletimizin İslam anlayışının özünde; Sevgili Peygamberimizin tavsiye ettiği Hoca Ahmet Yesevilerin, Mevlanaların, Hacı Bektaşı Velilerin, Yunus Emrelerin yoğurduğu hoşgörü vardır; birlik ve dayanışma vardır. Bu anlayışta bağnazlığa, anarşi ve teröre, otoriteye isyana, kin ve nefrete yer yoktur.

Ülkemizde dinin çıkarlara alet edilmesi, en çok dindar insanları yaralamaktadır. Din, her türlü menfaatin ötesinde kutsal bir müessesedir. Bu kutsal duyguların sömürü aracı haline getirilmesi, başta dinin kendisine ve özellikle de samimi dindarlara zarar vermektedir. Her bir karışı şehit kanlarıyla sulanarak bize miras bırakılan güzel yurdumuzda, dinin de, dini eğitimin ve yaşantının da teminatı, bizzat Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve Anayasasıdır.

Bazı çevreler, bize bu cennet vatanı ve cumhuriyeti emanet eden, “Gerçeğe nasıl inanıyorsam, dinime de öyle inanıyorum” diyen Atatürk’ü din düşmanı olarak gösterme gayretindedirler. Vatandaşlarımız, Atatürk adına din düşmanlığı, ya da din adına Atatürk düşmanlığı yaparak, çıkarlarını buna bağlamış kötü niyetli kişilere itibar etmemelidirler.

Milli egemenlik, bir milletin bağımsız olarak kendi kendine karar verip hareket etmesi ve hiç bir baskı ve etki altında kalmadan, kendi yönetimini kendisinin tayin etmesi demektir. Halkın kendi kaderini belirleme ve siyasi düzenini kurma gücüne sahip olduğu Cumhuriyet yönetimi, dinimizin emir ve prensiplerine de uygun olan bir yönetim biçimidir. Kur’an-ı Kerim’deki; “Onların iş ve yönetimleri aralarında şura iledir.” (Şura : 38) ayeti, açık olarak, bir toplumu yönetenlerin yönetim gücünü, yönettiği halkın egemenliğinden alması gereğini emretmiştir. Devlet olmadan hür olmak ve kişinin inançlarını rahatça yaşaması mümkün değildir.

Devletimize ve onun güzide kuruluşlarına sahip çıkarak, onlara zarar verici her türlü hareketten uzak durmalıyız. Unutmayalım ki, hepimiz bu devlet gemisinin yolcularıyız. Eğer bu gemi batarsa, hep birlikte helak olmaktan kurtulamayız. Bu topraklar, yüzyıllar boyu milletimize vatan olmuş, insanların dini inanç ve ibadetlerini gönül huzuru içerisinde yaşadığı bir ülkedir. Birliğimizi ve dirliğimizi muhafaza ettiğimiz sürece de böyle olmaya devam edecektir.

Milli Şairimiz Mehmet Akif’in;

“Enbiya yurdu bu toprak, Şüheda burcu bu yer,

Bir yıkık türbesinin üstüne mevla titrer.”

Sözleri ile ifade ettiği mübarek vatanımızı, bir kutsal emanet olarak korumak, dinimizin emri, hepimizin görevidir.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Close