Kabir ziyareti öğüt ve ibret almak, ölümü hatırlatmak üze­re İslâm dininde meşrudur. Fıkıh âlimleri kabir ziyaretinin erkekler için müstehab olduğunu söylemişlerdir. Delilleri şu hadistir:

Ben size kabir ziyaretini yasaklamıştım. Artık kabir ziyareti yapı­nız. Zira o size âhireti hatırlatır. (Müslim ve Ahmed b. Hanbel)

İhtimal ki ilk zamanlarda bu yasağın sebebi cahiliye döneminin yakın olmasıdır. Zira o zamanlar müslümanlar İslâm edebini henüz ge­reği gibi öğrenememişlerdi.

Rivayet edildiğine göre Hz. Peygamber, annesinin kabrini ziyaret edip ağlamış ve çevresindekileri de ağlatmıştı. Burada Hz. Peygamber şöyle buyurdu:

Rabbimden annem için istiğfar etmek üzere izin istedim. (Buna) izin verilmedi. Rabbimden annemin kabrini ziyaret izni istedim. Buna izin verildi. Artık siz de kabirleri ziyaret ediniz. (Müslim ve Ahmed b. Hanbel)

Dini yönden bir müslümanın kabrini ziyaret etmek caizdir. Şu ka­dar ki ziyaretten maksat ölümü hatırlamak, dünyanın fani oluşundan ibret almak olmalıdır.

(Ziyaret edilen kabir müslüman olmayan birinin kabri ise) kâfirle­rin ve Allah’a isyan edenlerin sonunun ne olacağını düşünmek kabir zi­yaretinin amacı olmalıdır.

Kur’an’da Lût kavminin kalıntılarından söz edilirken şöyle buyuruluyor:

Geridekiler arasında kalan yaşlı bir kadın dışında, Lût’u ve ailesi­nin hepsini kurtardık. Sonra diğerlerini yok ettik. (Ey insanlar!) Elbette siz sabah ve akşam onlar(ın yıkılıp yerle bir edilmiş kalın­tılarının bulunduğu yer)e uğruyorsunuz. Hâlâ akıllanmayacak mı­sınız? (Saffat/134-138)

Ayetteki “Hâlâ akıllanmayacak mısınız?” ifadesi sanki bir müslü­manın, müslüman olmayan birinin kabrine uğrar veya onu ziyaret ederse ne yapması gerektiğine işaret etmektedir. Yapılacak şey, düşün­mek ve ibret almaktır.

Bundan dolayıdır ki fıkıh âlimleri, Allah tarafından cezalandırıl­mış kâfir ve zalimlerin kabri ziyaret edildiği takdirde, müslümanın bu ziyarette ağlamasının, korku belirtisi göstermesinin ve Allah’ın rah­metine muhtaç olduğunu düşünmesinin müstehab olduğunu söylemiş­lerdir.

Buharî’nin Abdullah b. Ömer’den rivayet ettiğine göre Hz. Pey­gamber, arkadaşları ile birlikte zulümleri ve azgınlıkları sebebiyle Al­lah’ın helak ettiği Semud kavminin yurduna, Hıcr denilen yere geldi­ğinde şöyle buyurdu

Bu azaba uğramış insanların yurduna ancak ağlayarak giriniz. Ağ-layamıyorsanız bunların yaşadığı yere girmeyin. Tâ ki bunların başına gelen sizin başınıza gelmesin.

Saygı göstermek veya onun için istiğfar etmek üzere bir kâfirin kabrini ziyaret etmek haramdır. Bu konuda Kur’an’da şöyle buyurulmaktadır:

(Kâfir olarak ölüp) cehennem ehli oldukları onlara açıkça belli ol­duktan sonra, akraba dahi olsalar (Allah’a) ortak koşanlar için af dilemek, ne Peygamber’e, ne de inananlara yaraşmaz. İbrahim’in babası için af dilemesi, sadece ona verdiği sözden dolayı idi. Yok­sa onun Allah’ın düşmanı olduğu kendisine belli olunca, (af dile­mekten vazgeçip) ondan uzaklaştı. Şüphesiz ki İbrahim çok yu­muşak huylu ve pek sabırlı idi. (Tevbe/113-114)

 

 

Hz. Peygamber ve sahabe döneminde hiç bir kimsenin, müslüman olmayan birinin kabrine çelenk veya çiçek buketi gibi bir şey koyma­sı söz konusu olmamıştır.

Sosyal ve insancıl ilişkilerin gerektirdiği müslümanlarla müslü­man olmayanlar arasındaki nazikâne ilişkiler, inanç ve dini nişanelere aykırı olmaksızın karşılıklı hoşnutluk çerçevesinde olmalıdır.

Allah doğruyu söyler ve doğru yola ulaştıran O’dur.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Close