Âlimlerin önderi olarak bilinen zâtın adı Muaz bin Cebel bin Amr el-Ensarî olup künyesi Ebu Abdurrahmân’dır. Kendisi değerli bir sahâbidir. Hz. Muaz on sekiz yaşında iken müslüman olmuş, Rasûlullah ile birlikte tüm savaşlara katılmıştır. Hicretin 18. yılında Şam’da Amvas adı verilen taun salgınında ölmüştür. O sırada 38 yaş­larında idi.

Kendisine “Âlimlerin önderi” denmesinin sebebi Hz. Peygamber’in hakkında söylediği bir hadistir. Rasûlullah bu hadisinde şöyle buyurmuştur:

Cebel kıyamet gününde bir ok atımı -veya bir taş atımı ilerde âlimlerin önderi olacaktır.

Hz. Muaz hakkında bir başka hadiste şöyle buyrulmuştur:

Ümmetimin haramı ve helâli en iyi bileni Muaz b. Cebel’dir.

Rivayet olunuyor ki Hz. Peygamber Muâz’ın elini tutarak şöyle buyurdu:

Ey Muâz! Vallahi ben seni seviyorum. Her namazın arkasından (Allâhümme einnî alâ zikrike ve şükrike ve husn’i ibadetik) duası­nı yapmanı tavsiye ederim.

Abdullah b. Mes’ud diyor ki: Gerçekten Muaz bir hanîf olarak Al­lah için kânit ve tek başına ümmet idi. Abdulah b. Mes’ûd’a “Kânit ve ümmet olan Hz. İbrahim idi” denildiğinde, Abdullah b. Mes’ud şöyle dedi: “Ümmet nedir, kânit nedir biliyor musun?” Adam: ‘En iyisini Al­lah bilir, cevabını verdi. Bunun üzerine Abdullah b. Mes’ud şöyle bu­yurdu: “Ümmet hayır öğreten, Kânit ise Allah’a ve Rasûlüne itaat eden­dir. Muaz da insanlara hayrı Öğreten, Allah ve Rasûlüne itaat eden bir kimsedir.”

Hz. Muaz gece namazı kıldığı zaman şöyle dua ederdi:

Allahım! Gözler uyudu, yıldızlar yerinden uğradı. Sen hayysın, kayyumsun. Allahım! Cennete olan isteğim ağırdır, cehennemden ka­çışım cılızdır. Allahım! Katından bana öyle bir hidayet ver ki beni cen­nete götürsün. Sen va’dinden dönmezsin.

Bir adam Hz. Muâz’a gelerek: ‘Bana (bir şeyler) öğret’ dedi. Hz. Muaz ona: ‘Sözümü tutacak mısın?” buyurdu. Adamın: “Sana titiz bir şekilde itaat edeceğim” demesi üzerine Hz. Muaz adama şunları söy­ledi:

(Bazen) oruç tut, (bazen de) gününü oruçsuz geçir. (Gece) namaz(ı) kıl, fakat (aynı zamanda) uyumayı da ihmal etme. Kazanmak için çalış fakat günaha girme. Ancak müslüman olarak vefat et. Mazlumun bedduasından sakın.

Hz. Muaz (birgün) oğluna şöyle dedi:

Oğlum! Namaz kıldığın zaman veda eden biri gibi kıl. (Yani ebediyyen bir daha o namaza döneceğini sanmadan namazını kıl). Bil ki mü’min kimse iki iyiliğin arasında; yapıp gerçekleştirdiği iyi­likle geciktirdiği iyilik arasında ölür.

Hz. Peygamber Muaz’ı insanlara (İslâmiyet’i) öğretmek için Yemen’e gönderdi; gönderirken kendisine öğüt(ler) verdi.

Hafız Isbehâni’nin Hılyel’ui Evliya isimli kitabında ifade ettiğine göre Rasûlullah Muaz b. Cebel’i Yemen’e gönderirken şöyle buyur­muştur:

Ey Muaz! Git (yola çıkmak) üzere hayvanını hazırla. Sonra bana gel. Seni Yemen’e göndereceğim.

Hz. Muaz olayın devamını şöyle anlatıyor:

Gidip hayvanımı hazırladım. Sonra mescide gelip kapının önünde Rasûlullah izin verene kadar durdum. Hz. Peygamber elimden tut­tu ve benimle birlikte yürüdü ve bana (şunları) söyledi:

Ey Muaz! Sana tavsiyem şudur: Allah korkusundan ayrılma. Doğ­ruyu söyle, verdiğin sözü yerine getir. Emaneti sahibine ver, hain­lik yapma, yetimlere merhamet et, komşu haklarını koru (gözet) ve öfkeni yen. Alçak gönüllü ol, herkese selam ver ve yumuşak sözlü ol. İmandan ve Kur’an’i iyi anlamaktan ve ahireti sevmek­ten ayrılma. Bir gün çekileceğin hesaptan çekin. Çok uzun gele­ceği düşünme, iyi işler yap. Sana bir müslümana sövmeyi, yalan söyleyen birini tasdik etmeyi, doğru söyleyen birini de yalanlama­yı, dinin yolunda olan bir başkana başkaldırmayı yasaklıyorum. Ey Muaz! Her taş ve ağaç yanında (yani her yerde) Allah’ı an. İş­leyeceğin her günahın bir tövbesi olsun. Gizli günaha gizli tövbe, açık günaha açık tövbe et.

Rivayet olunur ki (bir gün) Muaz b. Cebel Hz. Peygamber’in hu­zuruna girmiş. Rasûlullah şöyle sormuş:

Nasıl sabahladın ey Muaz?

Allah’a iman ederek sabahladım.

Her sözün bir doğrulayıcısı, her hakkın bir gerçeği vardır. Sözü­nün doğrulayıcısı nedir?

Ey Allah’ın Rasûlü! Her gün sabah olunca akşama çıkmayacağı­mı, akşam olunca da sabaha çıkmayacağımı düşünürüm. Yolda yürür­ken her adım atışımda diğer adımımı atamayacağımı sanırım. Sanki mahşerde toplanan insanlara bakıyorum: görüyorum da her ümmet ki­tabına çağırılıyor, ya beraberinde Peygamber’i var veya Allah’tan baş­ka taptığı putları var. Onlar ise diz çökmüş vaziyetteler. Bir yandan da cennet ehlinin sevabına ve cehennem ehlinin cezasına bakıyorum.

Ey Muaz! Sen gereken ilme sahipsin. Yolunda devam et.

Muaz b. Cebel ölüm döşeğinde hasta iken Cenab-ı Hak’ka şöyle yakarıyordu:

Allahım! Ben senden korkardım, şimdi ise (rahmetini) ümit edi­yorum.

Allahım! Biliyorsun ki ben dünyayı sevmezdim. Nehirler açmak, ağaçlar dikmek için dünyada çok kalmak istemezdim. Dünyada kalmak isteyişim öğle vaktinin şiddetli sıcağından meydana gelen susuzluğu gidermek, karşıma çıkan güçlükleri göğüslemek ve ki­bir topluluklarında âlimler kafilesine yakın olmaktan ibaret idi.

Allah’ın hoşnutluğu âlimlerin önderi Hz. Muaz’m üzerine olsun.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Close