Fetihten Önce Şehrin Durumu

Kaynaklara göre Bursa’nın kuruluşu M.Ö. 2000 yıllarına kadar uzanmaktadır. Osmanlılara kadar; Thyni’ler, Mysi’ler,Meoenies’ler, Trova’lılar, Lidya’lılar, Bitinya’lılar, Makedonya’lılar ve Roma’lıların hâkimiyet dönemlerini geçirmiştir.

Osmanlı Devleti tarafından fetholunmazdan evvel en son, Doğu Roma İmparatorluğu’nun (Bizans’ın) gezinti ve aynı zamanda Anadolu üzerindeki ticaret kervanlarının uğrak yeri idi. Bizans İmparatorları, maiyetleriyle Bursa’ya gelirler, Çekirge’de zevk-u sefa yaparlardı. Kraliçe Teodor’un 4.000 kişilik maiyetiyle Bursa kaplıcalarına gelerek aylarca eğlendiği meşhurdur.

Şehir, küçük-dar bir alana inhisar ediyordu ve surlarla çevriliydi. Surların yapılışının fetih tarihi itibariyle 1.000 yıl öncesine kadar uzandığı belirtilir. Surların 67 kulesi vardı, beş kapısı ile dışarı açılıyordu. Şehrin altından dışarı açılan gizli, geniş ve kemerli yollar vardı. O zaman şehir dışı fundalık halinde idi. Gökdere, Çakır Hamamı önünden akardı. Orhan Camii’nin yerinde de bir çay
vardı. Hisar içinde 2.000 ev, 7 mahalle, 7 kilise, bir hamam, bir çarşı ve 20 dükkânın olduğu kaydolunur.(1)

Şehrin Osmanlılar Tarafından Kuşatılması

Bursa’nın kuşatılması1314 tarihinde başladı. 1326 yılına kadar tam 12 yıl devam etti. Bursa’nın Marmara’ya doğru kuzeye uzanan kısmı dışında üç yanı Osmanlıların eline geçmişti. Buna rağmen Bursa şehri, surlarla çevrili olduğundan ortada kalmıştı.
Osman Gâzi kuşatmaya iki havale hisarı yaptırmakla başladı. Birincisi Kaplıca (Kükürtlü) tarafına yaptırmış olduğu hisardır ki, oraya kardeşinin oğlu Ak-Timur’u bir grup askerle bıraktı. İkincisi ise dağ tarafına (Bugün Molla Arap’taki Balabancık İlkokulunun bahçesine tesadüf ediyor) yaptırmış olduğu hisar idi ki, oraya da bir grup asker bıraktı ve kumandanlığına da Balabancık Gâzi’yi getirdi. Böylece şehre giriş çıkışlar tamamen kontrol altına alınmış oluyordu. Halk, kaleden dışarıya
çıkamadığı gibi, dışarıdan içeriye de erzak taşınamıyordu. Âşıkpaşazâde tarihinde belirtildiği gibi şehir ahâlisi âdeta kaleden dışarıya parmaklarını bile uzatamaz olmuşlardı.(2)

Osman Gazi’nin Hastalanması

Osman Gâzi iki havale hisarı ile şehrin kuşatmasını plânlı bir şekilde başlattıktan sonra bir yandan da Bursa çevresinde henüz fethedilmemiş sahaların Osmanlı yönetimine katılması politikasını uygulamaya çalıştı. Hatta onun emeli bir yandan Marmara’ya bir yandan da Karadeniz’e ulaşmaktı. Plânladığı fetih emellerine ulaşmak için Bizans arazisinin içinde ince-uzun kamalar (girintiler) yaparak belli sahalarda temerküz etmiş düşman kale ve askerî kuvvetlerinin, mühimmat kaynaklarının arasındaki irtibatı kesmeye çalışıyor, her birinin kendi başına-yalnız kalmasını sağlıyordu. Şüphesiz bu fetih siyâseti tesadüften uzak olup tamamen ince bir plânın eseri idi.(3) Neticede Osman Gâzi devrinde ülkenin yüzölçümü 4.800 km2 den 16.000 km2’ye
çıkmıştı. Artık Osman Gâzi, hastalanmıştı. Söğütte hasta yatağında yatarken oğlu Orhan Gâzi’yi Dinboz Gazası’nda Bayhoca’nın düşmesine sebep olan Atranos (Orhaneli)’a gönderdi. Önce orayı hallettikten sonra Bursa ile yakından ilgilenmesini tenbih etti. Yanına Turgut Alp ve Köse Mihal’i koştu. Ayrıca bu seferde Edebâli’nin kardeşi oğlu Ahî Hasan da bulunuyordu. Böylece Mudanya’dan sonra Gemlik ve Orhaneli’nin (Atranos) fethiyle Bursa’nın Marmara tarafından da
kuşatılması tamamlanmış oluyordu. Bursa sanki bir daire içindeki merkez nokta durumunda kalmıştı.

Bursa Kuşatmasında Erenler-Evliyalar

Moğol istilasının Uzak Doğu’yu yakıp yıkması üzerine Mâverâünnehir’den Buharâ’dan Horasan’dan derviş-gaziler, âbdâllar, erenler-evliyalar o sırada kargaşa içinde olan Anadolu’yu geçerek Osman Gâzi’nin yurduna yerleşiyorlardı.

Âşıkpaşazâde ve Neşrî gibi ilk Osmanlı tarihçilerinin verdiği bilgiye göre ve Baldırzâde Muhammed b. Mustafa, Gazzizâde Şeyh Abdüllâtif, İsmail Beliğ, Mehmed Şemseddin gibi zâtların Vefeyât Kitaplarında (bunlardan Beliğ’in Güldestesi ile, M. Şemseddin’in Yadigâr-ı Şemsî adlı eserleri matbudur) yer alan malûmata göre hâlen Bursa’da türbeleri olan Âbdâl Murad,
Mûsa Baba, Dûğlı Baba, Geyikli Baba (İnegöle giderken sağda Babasultan köyünde gömülüdür) gibi erenler ellerinde kılıç, askerin arasında Bursa fethine katılmışlardır. (4)

Şehrin Osmanlılara Teslim Edilmesi

Yukarıda belirtildiği gibi Orhan Gâzi, babasının tavsiyesine uyarak Orhaneli’ni fethettikten sonra oradan Bursa’ya geçti, Pınarbaşı mevkiindeki suyun başına kondu, ordugâhı orası oldu. Burası o günkü Bursa’nın güneyine rastlayan bir yer olup şimdi şehrin ortasında kalmıştır. Orhan Gâzi, babasının emirlerini düşündükten ve ordusunun ileri gelen komutanlarıyla istişâre ettikten
sonra Bursa Tekfuru’na, şehri teslim etmesi için elçi göndermeye karar verdi. Aslında halkın açlıkla karşı karşıya kalmasından dolayı Tekfur’un şehri teslim etmek için bir yol aradığı duyulmuştu, fakat sadece Osmanlı Devlet Başkanına teslim etmeyi düşünüyordu. Orhan Gâzi, vaktiyle Harmankaya tekfuru iken Müslüman olup kendisine Bey’lik hil’ati giydirilen Köse Mihal’i elçi olarak Bursa Tekfûru’na gönderdi, şehrin teslimini istedi. Şehrin teslimi hususunda aşağıda sıralanan şartlarda mutabakat sağlandı.
1- Halkın canına dokunulmayacaktı,
2- Şehirden çıkmaya müsade olunacaktı,
3-Şehirden çıkarken hiç kimseye zarar verilmeyecekti.
4- Bunu sağlamak için şehirden çıkan halkın başına Türk yetkililer verilecekti,
5- Bizans Tekfur’u, 30.000 filori altın ödeyecekti.

Bursa Tekfûru Evrenos(veya Burus); güven içinde, halkın çoğunluğu ile Gemliğe kadar Türk yetkililerinin teminatı altında gittiler, oradan gemilerle İstanbul’a hareket ettiler. Öte yandan Orhan Gazi, bugün fetih kapısı diye bilinen kapıdan (halen Pınarbaşındaki fetih kapısı) askerleri ile şehre girdi. Kaynaklara göre askerler arasında surlara tırmanarak kaleye Türk bayrağını ilk diken zat Orhan Gâzînin silah arkadaşlarından Ahî Hasan idi. (5) Bu esnada askerler bir ağızdan tekbir, tehlil ve salevât getirmekteydiler, özellikle Ahî Hasan’ın elinde Türk Bayrağı ile surların üzerinde getirdiği tekbir sesleri ortalığı çınlatıyordu.(6)

Bu esnada tarih 6 Nisan 1326’yı gösteriyordu. Şehre girildiğinde halktan bazısının şehri terketmedikleri görüldü. Tekfûr’un yardımcısı da bunlar arasındaydı. Türklerin adâletli ve insâniyetli bir millet oluşu belki de onların şehirde kalmalarına yol açmıştı.
Nitekim Türk askeri, şehirde kalan yerli halkın canına, malına ilişmediler, ırz ve namuslarına saldırmadılar, vicdan ve inanç özgürlüğü tanıdılar. Tekfûr’un geride bıraktığı hazinesi, gazilere dağıtıldı.(7)

Osmanlı Devleti’nin Kuruluş ve Müesseseleşme Döneminde Bursa

Topraklarında gömülü bulunan Osmanlı Padişahları zamanında Osmanlı Devletiyle beraber Bursa şehri de kuruluş ve gelişme dönemi kaynaklarından yeteri kadar nasibini almış, kurulmasını ve gelişmesini devletin hayatı ve kaderiyle iç içe devam ettirmiştir. Fetihten hemen sonra Orhan Gâzi’nin; cami, medrese, imaretle başlayan Bursa’ya hizmeti; II. Mehmed’e (Fatih’e) kadar uzanan idareler zamanında da devam ettirilmiş ve her devlet başkanı bir öncekine nazaran bu şehrin gelişmesine mutlaka yeni müesseselerle katkıda bulunmuştur. Bu dömen içinde Bursa; Ulu Cami, Yeşil külliyesi, Muradiye külliyesi, Çekirge külliyesi, han, hamam, yol, köprü, çarşı, pazar, sıbyan mektepleri, su yolları ve çeşmeleriyle oldukça gelişmiştir. Bu hizmetler sonunda Bursa, XIV. asır sonlarına doğru Konya ve Kayseri gibi şehirlerle yarışacak seviyede idi. Bütün Batı Anadolu
Türkmenleri tarafından benimsenen ve Ege Adalarıyla Rumeli’ye akın şeklinde başlayan gaza hamlesi, XIV. asrın yarısından İstanbul’un fethine kadar Bursa’da temerküz etmiştir.(8) Keçecizâde Fuad Paşa’nın da belirttiği gibi “Bursa, Osmanlı tarihinin dîbâcesidir.”

1- Davud Zeki, Bursa Vefeyatları, 2, İstanbul Üniversitesi Türkiyat Enstitüsü Kütüphanesi Tr. 21; Neşet Köseoğlu, Tarihte Bursa Mahalleleri, Giriş Bölümü; Kâzım Baykal, Bursa ve Anıtları, 14; Albert Gabriel, Une Cappitale Turque Brousse, I, 1-2.
2- Âşıkpaşazâde, 23; Neşrî, Cihannûmâ, I, 117; Müneccimbaşı Tarihi, III, 282 vd.
3- Âşıkpaşazâde, 7 vd; İ. Hakkı Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, I, 198 vd; İ. Hâmî Danişmend, Osmanlı Tarihi Kronolojisi, I, 1-14; Yılmaz Öztuna, Türkiye Tarihi, II, 255-265.
4- İsmail Beliğ, Güldeste-i Riyâz-ı İrfan, 225 vd.; Mehmet Şemseddin, Yadiğar-ı Şemsî, 100-200; Baldırzâde, Vefeyatnâme, ilgili maddeler.
5- İstanbul’un fethinde kaleye Türk bayrağını ilk diken zâtın da Bursa Ulubat’tan Hasan adlı bir subay olması anlamlı bir olaydır.
6- Neşrî, a.g.e., I, 133.
7- Âşıkpaşazâde, 29 vd; Neşrî, I, 133; İ. Beliğ, Güldeste, 15 vd; Solakzâde Tarihi, 13-15; Tâcü’t- Tevârih, I, 28;
Müneccimbaşı tarihi, III, 278 vd; Ahmet Rasim, Osmanlı Tarihi, I, 15 vd; Hasan Taib Efendi, Mir’ât-ı Bursa, 3; Kâzım Baykal, Bursa ve Anıtları, 13-14.
8- A. Hamdi Tanpınar, Beş Şehir, 109 vd; Neşet Köseoğlu, Tarihte Bursa Mahalleleri, giriş bölümü; M. Halil Yınanç, İA, Bursa maddesi.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Close