Cuma gününün ve cuma namazının sünnet olan bir takım adapları vardır ki onlara itibar edip ihtimam göstermek gerekir.

  1. Yıkanmak. Zira Hz peygamber (sav) şöyle buyurmuştur:

Biriniz cuma namazına geldiği zaman yıkansın. [15] Bu hadiste olan emir guslün vücubu için değil, istihbab içindir.

Zira başka bir hadiste de şöyle buyurulmuştur:

Kim cuma namazı için abdest alırsa o, sünnete yapışmış de­mektir. Sünnete yapışmışsa ne güzeldir. Kimde yıkanırsa bu daha efdaldir.

  1. Bedeni yani vücudu kir ve kötü kokulardan temizlemek. Saç ve sakalı yağlayıp güzel koku sürmekki cuma namazına gelenleri kö­tü kokularla rahatsız etmemek içindir. Böyle yapan kişiye herkes yakınlık gösterir ve onunla oturup kalkmaktan hoşlanırlar. Cemaate zahmet verecek kötü kokulu bir şey yiyen kişiye cuma namazını terk etme ruhsatı vardır. Resulü Ekrem (sav) efendimiz şöyle buyurmuştur:

Bir kişi cuma günü yıkandığı halde elinden geldiği kadar temiz­lenir, saçını ve sakalım yağlayıp vücuduna güzel koku sürerek Cuma­ya gitmek üzere evinden çıkar, yavaş yavaş yürüyerek mescide gider ve mescidde kimseyi rahatsız etmeden nasip olduğu halde namaz kı­lar, sonra susup hutbeyi dinlerse iki cuma arasındaki tüm günahları bağışlanır.” [16]

  1. Güzel elbise giymek. Zira Hz Peygamber şöyle buyurmuştur:

Kim cuma günü yıkanır, en güzel elbiselerini giyerse ve eğer var­sa vücuduna güzel koku sürüp sonra mescide giderse ve hiç kimsenin üzerinden atlayıp rahatsız etmeden yavaş yavaş yürür, sonra yapa­bildiği kadar ibadet edip imamı beklerse iki cuma arasındaki günah­ları bağışlanır. [17]

Cuma günü beyaz elbise giymek en efdal olanıdır. Zira Hz Pey­gamber (sav) şöyle buyurmuştur:

Beyaz elbiselerinizi giyin. Zira beyaz elbise elbisenizin en hayırlısıdır. Ölülerinizide beyaz ile kefenleyin. [18]

1- Tırnakları  kesip  bıyıkları  kısaltmak.   Zira  Hz  Peygamber (sav)’in cuma günü tırnaklarını kesip bıyıklarını kısalttığı rivayet edilmiştir.

2- Mescide erken gitmek. Zira Hz Peygamber (sav) şöyle buyur­muştur:

Kim cuma günü cünüplükten yıkanır gibi yıkandıktan sonra (ilk saatte) cuma namazına giderse bir deve kurban etmiş gibi, ikinci saatte giderse bir sığır kurban etmiş gibi, üçüncü saatte giderse bo­ynuzlu bir koç kurban etmiş gibi, dördüncü saatte giderse bir tavuk sadaka vermiş gibi, beşinci saatte giderse bir yumurta tasadduk etmiş gibi sevaba nail olur.îmam hutbeye çıktığında melekler hazır olup zikri (hutbeyi) dinlerler. [19]

3- Mescide girince iki rek’at namaz kılmak. Zira Resul-i Sa-hibu-1 Mucizat (sav) Efendimiz şöyle buyurmuştur:

“Herhangi biriniz imam minbere çıkmışken mescide gelecek o-lursa hemen iki rek’at namaz kılsın.” [20]

Ancak bazı zamanlarda bu iki rek’at namazı kırnak caiz değil­dir. Mesela hatip hutbenin sonuna gelmişse, imamın farz namaza kalkmasını beklemelidir. Mescide girildiğinde iki rek’at namaz kıl­madan oturulursa daha sonra kılınmaz. Çünkü oturduktan sonra kalkıp iki rek’at namaz kılınması sahih değildir. Bu şekilde olursa oturup hutbeyi dinledikten sonra imamla beraber cuma namazını kılmalıdır.

Cuma günü imam hutbe okurken arkadaşına sus desen bile malayani yani lüzumsuz bir söz söylemiş olursun. [21]

Hz Ali (kerremallahu veccehu) şöyle rivayet etmiştir:

Kim uygun olmayan bir söz söylerse onun o cumadan bir seva­bı yoktur. [22]

Cuma gününde olan umumi adap; cuma günü haftanın sevap bakımından en hayırlı günüdür. Cuma gününün özelliği vardır. Yani sünnet ve edepleri vardır ki her müslümanın onları bilmesi ve müm­kün olduğu kadar da tatbik etmesi lazımdır. Bu adapların en önem­lileri şunlardır:

1- Cuma günü ve gecesinde Hz Peygamber (sav)’e çok salavat-ı şerife getirmek. Zira Allah’ın Resulü (sav) şöyle buyurmuştur:

Sizin en faziletli gününüz cuma günüdür. O günde bana çok sa-lavat getirin. Zira o günde getirdiğiniz salavatlar bana arz olunur. [23]

2- Cuma günü ve gecesinde çok dua etmek. Zira Hz Peygamber (sav) şöyle buyurmuştur:

” Cuma gününde bir saat vardırki müslüman olan bir kulun na­mazı o saate gelse ve o kul Cenah-ı Allah’tan bir şey isterse Allah (cc) ona istediğini verir. [24]

3- Cuma günü ve gecesinde Kehf suresini okumak sünnettir. Zira fahri kainat efendimiz (sav) şöyle buyurmuştur:

Kim cuma günü Kehf suresini okursa iki cuma arasındaki za­man onun için nurlandırır.

Mekke-i Mükerreme’de eğer hatip hutbeyi okumak için minbe­re çıkmışsa o zaman hiçbir namazın kılınması sahih olmadığı gibi tavaf etmkte sahih olmaz. Fakat bir kimse namaz ortasındayken ha­tip hutbenin okunması için minbere çıkarsa uzatmadan o namaz ta­mamlanmalıdır. Mekke-i Mükerreme haricindeyse hutbe okunmak­tayken camiye giren kimse hafif olarak iki rek’at namaz kılabilir.

Hatibin minbere çıkışından sonra okunan ezanın akabinde ti­caret, sanat, alış-veriş ve başka herhangi bir işle uğraşmak kesinlik­le haramdır. Şu halde abdest veya gusül suyuna veya acilen avretini örtmek için elbiseye ihtiyaç varsa alışveriş yapmak caiz olduğu gibi, ezandan sonra camiye giderken ve caminin içindede alış-veriş yap­mak caizdir.

İmamın namazı hangi sebeple olursa olsun bozulursa namaz bozulmadan evvel kendisine tabi olanlardan birisi yerine geçerse cu­ma namazı olsun veya başka bir namaz olsun caiz olur. Zira Hz Pey­gamber (sav)’in hastalığı sırasmsa Ebu Bekir (ra) cemaate namaz kıldırıyordu. Namaz esnasmdayken Hz Peygamber (sav) kendini iyi hissettiği için mescide geldi. Bunun üzerine Ebu Bekir (ra) namazı bozmadan geri çekildi ve Allah’ın Resulü cemaatin önüne geçip na­mazı kıldırdı.

İmama tabi olanların dışında birissi namazı bozulan imamın yerine geçerse cuma namazından başka bir namazsa caiz olur. Şu fark varki onun nizamı imamın nizamı gibi olmaktır. Bu nedenle i-mam ikinci rek’attayken namazı bozulursa böyle bir kimsenin ima­mın yerine geçmesi caiz olmaz. Zira cemaat ikinci rek’atta teşehhüd-de oturacak, o ise oturmayacaktır. İmama tabi olan bir mesbuk ima­mın yerine geçerse ve onun nizamı imamın nizamına uymazsa o yine de imamın nizamının aynısını yapmak mecburiyetindedir.

Mesela sabah namazının birinci rek’atına yetişmez, ikinci rek’­atta iktida eder, sonra imamın yerine geçerse birinci rek’atta olduğu ve kendisi için kunut sünnet olmadığı halde cemaat için kunutu okur teşehhüde oturur. Teşehhüde okuduktan sonra cemaate nama­zın bittiğini işaret eder ve namazını tamamlamak için kalkar. Onlar- da isterlerse selam verirler, isterlerse imamı bekleyip onunla beraber selam verirler.

Herhangi bir kimse kalabalık nedeniyle secde yapmak için ba­şını koyacak yer bulamazsa o zaman herhangi bir şeyin üzerine scde yapmak mümkünse arkası başından yüksek olduğu takdirde o şeyin üzerine scde yapar. Eğer secde yapmak mümkün değilse bekler, ce­maat secdeden kalktıktan sonra secdesini yapar. Fakat imam onu takip eden sonraki rek’atm rükusundan kalktığı halde secde yapma-mışsa mesbuk gibi imama tabi olur. Sonra bir rek’at daha kılar.

Şayet bilerek kendi nizamına göre hareket ederse namazı batıl olur. Eğer unutarak kendi tertibini takip ederse namazı batıl olmaz arna sücududa sayılmaz. İstila edilmiş bir İslam ülkesinin ahalisi cuma namazını diğer İslam beldeleri gibi kılmakla yükümlüdürler. Hatta ve hatta küfür ülkelerine yerleşen müslümanlar kırk kişi ol­duktan sonra cuma namazını kılmağa mecburdurlar.

Hutbenin sünnetleri:

1- Minbere çıktıktan sonra göğsü cemaate çevirmesi. Kıbleye yüzü dönük olarak hutbe okumak her ne kadar caizse de mekruh­tur.

2- Hatibin minbere çıktığı zaman minberin yanındakilere se­lam vermesi.

3- Caminin minberi imamın sağında bulunması.  Mihraptan minbere kadar bir metreden fazla mesafe bulunmaması.

4- Yüksek bir şeyin üzerinden okuması. O şeyin minber olması şart değildir. Zira Hz Peygamber (sav) Medine-ı Münevvere’de hurma ağacından yapılmış bir kütüğün üzerinde hutbe okumuştur. Ondan sonra kendisine dört basamaklı bir minber yapılmış ve Hz Peygam­ber (sav) bu minberin üçüncü basamağının üzerinde durarak hutbe okumuştur.

5- Minbere çıktıktan sonra yüzünü cemaate çevirerek bir daha selam vermesi. Bu selam cemaat tarafından işitilmelidir.

6- Selam verdikten sonra hemen oturması.

7- Bundan sonra ezanın okunması. Hz Osman (ra)’nm devrine kadar hatip minbere çıktıktan sonra bir ezan yeterli oluyordu. Fakat Hz Osman (ra) zamanında halk çoğalınca bu ezandan başka bir ezan daha okutulmaya başlandı.

8- Hutbenin fasih, beliğ ve açık bir lisanla okunması. Zira Hz Ali (ra) şöyle demiştir:

“İnsanların anladıkları lisanla konuşunuz. Allah ile onun Resu­lünün yalanlamasını ister misiniz?”

9- Hutbenin cuma namazına kıyasla kısa olması. Zira Hz Pey­gamber (sav) şöyle buyurmuştur:

Cuma namazım uzun yapınız. Hutbesini kısa yapınız. [25]

10- Hutbe okunduğu zaman bir kılıç veya bir bastona daya­nılması. Zira Ebu Davud’dan şöyle rivayet edilmiştir:

Peygamber (sav) cuma hutbesini bir yaya veya değneğe daya­narak okurdu.

11- İki hutbe arasında olan oturuşun miktarının ihlas suresi­nin okunacak kadar olması.

12- İkinci hutbeyi Estağfirullahe lî veleküm cümle­siyle tamamlamak. İkinci hutbeyi acele okumak ve sesini alçaltmak, hatibin hutbe okurken sağma soluna dönmesi, elini minbere vurma­sı, el yada başla işaret yapması, her basamakta dururp dua etmesi, hükümdarı medh ve sena etmesi mekruhtur.

Hatib hutbeyi bitirdikten sonra müezzin ikamete başlar. İmam da kametin bitmesiyle mihraba yetişmelidir. Birinci rek’atta Cuma ve Alak suresini, ikinci rek’atta ise El-Münafıkun veya Gaşiye sure­sini okumak uygun olur. Herhangi bir kimse cuma namazına gitmek isterse erkek-kadm, kölehür herkes için gusül almak sünnettir. Gus-lün vakti ise fecrden başlayıp cuma namazına yetişinceye kadar de­vam eder. Fakat cuma namazına gidecek zamana kadar bırakmak daha uygun olur. Bir kişi hasta ise veya su bulamazsa gusül niyetiy­le teyemmüm alması sünnettir. Zira Hz Peygamber (sav) şöyle bu­yurmuştur:

Sizden biriniz cuma namazına gelmak isterse yıkansın.[26] Baş ka bir hadistede şöyle buyurulmuştur:

Erkeklerden olsun kadınlardan olsun her kim cuma namazına gitmek isterse yıkansın.

Erken ve yaya olarak cuma namazına gitmek camide yerini al­mak sünnettir. Zira Resuli Zişan (sav) efendimiz şöyle buyurmuştur:

Cuma namazına gitmek isteyen bir kimsenin camide veya yol­da Kur’an-i Kerim okuması ve zikriyle meşgul olması sünnettir. Geç geldiği için ön saflarda yer almak cemaatin omuz ve boyunlarından atlamak caiz değildir, mekruhtur. Resulullah (sav) efendimiz birisi­nin cemaati bu şekilde rahatsız ettiğini görünce ona şöyle dedi: “Sen otur. Hem cemaate eziyet verdin, hem de geri kaldın.” Fakat cami imamının mihraba gitmek için omuzları atlamasın­da bir beis oktur. Camiye gelen bir kimsenin son saflarda bulunan çocukların omuzlarından atlamasında da bir beis yoktur. Camide oturan bir kimse yerini bir kimseye verirse o kimsede onun yerinde oturursa caizdir. Şu halde bir adamı kaldırıp yerine oturmak asla caiz olmaz.

Herhangi bir kimse abasını veya namazlığını caminin herhangi bir yerine serip dışarıya çıkarsa camiye kim gelse o adamın abasını veya namazlığını kaldırıp yerinde namaz kılabilir. Bu gibi şeyler Mescidü-i Haram’da ve Mescid-i Nebevi’de çokça olmaktadır.

Hanefilere göre cuma namazının bir kimseye farz olabilmesi için şu beş şartın bulunması lazımdır:

1- Erkek olmak. Şu halde cuma namazı kadınlara değil erkek­lere farzdır.

2- Hürriyet.  Bunun için cuma namazı kölelere farz değildir. Fakat mükateb gibi olan kölelere farzdır. Zira öyle olan köleler bir sözleşmeye bağlı olduğu için hür gibidirler.

3- İkamet. Dini hüküm cihetinde misafir (yolcu) olan kimselere cuma namazı farz değildir.

4- Sıhhat. Hasta kimsenin cuma namazına gittiğinde hastalı­ğının artmasının veya uzamasının önüne geçmek için hasta olan kimselere cuma namazı farz kılınmamıştır. Yürümeye takati olma­yan çok yaşlı olan kimselere de cuma namazı farz değildir.

Keza ayaksız, kötürüm, aciz, yaşlı, hasta bakıcı, gözü görme­yen ve emniyet nöbetçisi gibi özrü olanlar vakit bulunca öğle nama­zını kılmakla yükümlüdürler. Körleri camiye götürüp getirecek kim­seler olsa bile Ebu Hanife’ye göre yine de ona cuma farz değildir. Fa­kat her iki imama göre bu durumda olan kimselere cuma namazına gitmek farzdır. Kötürüm ve ayakları kesilmiş kimselerin kendilerini taşıyacak kişiler olsa dahi cuma kılmaları farz değildir.

5- Düşman korkusu,  şiddetli yağmur ve çamur ve bunlara benzer manilerde cumanın kılınmamasını gerektiren özürlerdendir. Bununla beraber bu altı şartı taşımayan kimseye her ne kadar cu­mayı kılmak farz olmasa da gidip cuma namazını kılacak olsa vaktin farzını yerine getirmiş olur. Kadınların, amaların ve bunlar gibi Özrü olan kimselerin cuma namazını kılmaları gibi. Bunlar daha sonra öğle namazını kılmakla mükellef değillerdir.

 Cuma Namazı

[15] Buhari, 387

[16] Buhari 843

[17] İmam Ahmed 3,81

[18] Tirmizi 994

[19] Buhari, 841

[20] Müslim 875

[21] Müslim 851

[22] EbuDavud 1051

[23] Ebu Davud, 1047

[24] Buharı 893

[25] Buhari 893

[26] Müslim

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Close