Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü’nde Bulunan Ayasofya İle İlgili Arapça Vakfiyenin Tercümesi

Neşrettiğimiz bu vakfiyenin baş tarafı kesik olduğundan ilk onüç sayfa Türk ve İslam Eserleri Müzesi 2182 no’da bulunan nüshadan alınmıştır.

[1] Bismillahirrahmanirrahim

Allah’ın en yüce ismiyle başlarım ve onun âli zikriyle başarıya ulaşılır.

Hamd 0 Allah’a olsun ki; insan nev’inden bir kısım fertleri ira­de-i ilahiyyesiyle adalet ve ihsan yolunda gitmeğe tam olarak muvaffak eylemiş; cenneti, ilimler ve hayırlı amellerle nefsini tezkiye edip kemale erdirerek ona tevelli eden âbid kullarına la­yık bir vaki eylemiştir. Onun nimetleri, tahdit ile ihata etmekten yüce ve saymakla hasr etmekten alidir. “0 öyle bir ilahtır ki, kul­lar ümitlerini kesmişken feyzini (yağmuru) indirir ve rahmetini her tarafa neşreder; kullarının ·velisi (sahibi) [2] ve en çok ham­de layık olan Hamid’dir (Şura, 42/28)”. 0, kendisine sadaka-i ca­riye ile yaklaşmak isteyenlere ecir ve mükâfatını tam olarak ver­miş ve onlara kapılan kendilerine tamamen açık olarak altların­dan nehirler akan Adn Cennetlerini hazırlamıştır (Sad, 38/50)”. o Allah’a nimetlerine karşılık gelebilecek şekilde bir hamd ile hamd etmek ve bize ettiği keremine denk olabilecek bir şükürle şükretmek istiyoruz. Bunu yaparken de hakkıyla O’na hamd edebilmekten ve şükrünün hakkını yerine getirebilmekten aciz olduğumuzu itiraf ediyor ve Arap ve Acem’in seyyidi olan Hz. Peygamber’in söylediği şu kelamı söylemekle yetiniyoruz: Ey Al­lah’ımız! Seni bütün kusur ve eksiklerden tesbih ve tenzih edi­yoruz. Seni şanına layık bir ma’rifetle tanıyamadık. Ey Allah’ımız! Seni bütün kusur ve eksikliklerden ilderden tesbih ve tenzih ediyoruz. Sa­na ni’metlerine karşılık gelecek şekilde hakkıyla şükredemedik. Salat ve selam, Allah’ın kendisinin kendi nusreti ve mü’minlerle teyid eylediği; mü’minlere Allah’ın ayetlerini okuyan, daha evvel açık bir dalalette olsalar bile onlara Kitab-ı ilahi olan Kur’an’ı ve hikmeti öğreten; nebi ve resullerin seyyidi olan; Allah’ın [3] “Se­ni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik. (Enbiya, 211107)” il­tifatına mazhar olan ümmi peygambere olsun. O’nun maddi ve’ manevi kirlerden uzak ve yüce kalan, Allah’ın kendilerinden maddi ve manevi kirleri giderdiği ve onları manen ve maddeten tathir ettiği zeki ve zarif aline de olsun. Ayrıca, O’nun hayırlı ve büyük olan sahabelerine, iyi ve kerim olan etba’ına da olsun. Besmele, hamdele ve salveleden sonra; her iz’an ve akıl sahibi olanlar ile edeb ve irfan sahibi bulunan insanlara vazıh ve aşikar­dır ki, şer’ -i sahih (doğru din) ve dürüst akıl göstermektedir ki, insanın ebedi saadeti ve nefsin sermedi siyadeti, kendisi için doğru ve hayırlı olanı bilmesi ve onunla amel etmesidir. Aynı şekilde iz’an ve idraki bütün akrılara gereklii olan şer’ -i şerifde burhan (şer’i delil) ile sabittir ki, sadaka-i cariye, en güzel hayrattandır ve özellik de şer’i işlerde, hakiki ilimler ile kudsi ma’rifetlerin tahsilinde [4] kendisinden yararlanılan sadakalar, en güzel olan­lardır. Ta’atlere ve ibadetlere, hakiki ilim ve kemalatı elde etme­ye davet edenlerden; bununla da kalmayıp ibadet, ilim ve kemal sahiplerine her çeşit nimetleri ve her türlü imkanları hazırlayanlardan; onlar için temelleri semaları kutrundan daha uzun olan mescidler ve ma’bedler inşa eden; binaları yüksek, harimleri geniş, kabları bol ve görevlileri kerim olan medreseler ve hangahlar yapandan daha güzel amelli kim olabilir?

Yukarıda işaret olunan bu güzel amelleri ifa etme muvaffakıyeti, aşağıdaki vasıflara sahip olan Fatih Sultan Muhammed’e; Allah’ın kendisine geniş lütfüyle ni’metler ve büyük saltanat ihsan eyledi­ği; kendisine hikmet-i hükümet bağışlayarak “Kime hikmet veri­lir ise, ona hayr-ı kesir verilmiştir” (Bakara, 2/269) Sırrına mazhar eylediği; kendisini katında sağlam bir ip olan Din-i Mübini’ni te’yidde [5] ve kafirler ile inatçı münafıkların hilelerini darmada­ğın etmekte muvaffak kıldığı ve de kılıcı ve oku vasıtasıyla Rum diyarını küfrün zulümatından temizleyerek yerine adalet ve ihsa­nı ile emniyet, eman, uğur ve iman dolduran Sultan-ı A’zam, Ha­kan-ı A’del ve A’lem, bütün milletlerin hakimiyetlerini elinde bu­lunduran, cömertlik ve kerem mertebelerinin en yükseğine ulaş­makta eşi olmayan; bütün insanların zimmetlerine ona ita’at ve ittiba’ farz olan; manasız, boş ve gereksiz işlerden nefret eden, âli himmetleri seven, zamanın biriciği, asrının eşsiz devlet adamı, ga­libiyet ve zaferin yularlarını elinde tutan, ay ve güneşin üçüncü arkadaşı, Ömer bin Hattab ve Ömer bin Abdülaziz’in eserlerini takip ve ihya eden, kudsi bir nefse, manevi ünsiyete vesile olan ke­mâlata ve meleki melekelere malik olan, daha evvel kafirlerden başka sakinleri bulunmayan Memalik-i Rumiye’nin en uzak köşelerine kadar i’lay-ı kelimetüllah vazifesini ifa eden;

Kadir ve kıymet açısından o güneş ise, diğer melikler sadece yıldızlardır.

Cömertlik ve keremde o deniz ise, diğerleri denizin suyunu taşıyan arklardır.

[6] Eğer denilse ki, güneş her tarafı nurlandırıyor; güneşin verdiği ışık onun parlak fikrinin yanında sönük kalır; müşteri yıldızının onun isabetli re’yinden sa’adet satın alması gerekir. Sakın sakın! Güneş batıyor diye, mekarim-i adab ve mehasin-i ahlakda onun batmakla lekeli bir güneş o1duğunu tevehhüm etmeyesin ve onu çevresinde yıldızlar bulunmayan, batmaya ye sönmeye mahkum müşteri yıldızları zannetmeyesin! f

Şiir:

Onu az da olsa sicim gibi dökülen yağmurun sesi anlatıyor. Eğer yağmurun damlaları altın olarak dökülür.

Zaman ona ihanet etmez de güneş dile gelir konuşur. Arslan eğer susar ve deniz de tatlı olursa.

Mescid ve medreselerin temellerini imar eden; heykeller ve kili­selerin binalarını tahrip eden; “Mallarını Allah yolunda harca­yanların misali, yedi başak verip her başağında yüz dane bulu­nan danenin haline benzer. Allah dilediğine kat kat fazlasını da verir. Allah ihsanı bol olan, hakkıyla bilendir. (Bakara, 2/261)” ayetinde varid olan misalin en güzeli; İskender zamanından bu vakde değin zamanın benzeri bir saltanat ve mülkü kendisine as­la vermediği; adalet, iyilik,, fazl, ihsan, ilim ve irfan meydanların­da yarış çizgilerini [7] en evvel geçen; kendi zamanı içinde olan güzelliklerin en güzeli, emniyet ve emanı naşiri; Osmanoğulla­rı’nın ikbal bayraklarını yükseklere çıkaran; yani Al-i Osman’ın yedinci ceddi ve bu sebeple de kendisine dördüncü feleğin izzeti karşısında itaatle eğildiği, öyle şanlı ve şerefli birisi ki, katında başka şeref sahiplerinin şerefi işe yaramaz, onun ihsanı olmadan başka ihsanlar fayda vermez; ancak on un hizmetinde bulunmak Şeref kazandırır; öyle bir kahraman oğlu kahramandır ki, konuş­ma sırasında onun ve bahtiyar ceddinin zikri geçtiğinde, kariha­lar şu doğru söz ve yepyeni şür gelir:

Dediler ki, Ebü’l-Feth Osman’ın neslindendir. Dedim ki, Hayır haytr, ömrüme yemin ederim ki, ancak Osman onun neslindendir.

Gerçi nice babalar vardır ki, şeref sahibi oğlu ile adı yücelmiştir.

Nasıl ki, Adnan’ın adı Resulüllah ile yükseldiği gibi.

Emir’ül-mü’minin, imam’ül-müslimin, [8] gazi ve mücahidlerin seyyidi, Rabb’ül-alemin olan Allah’ın teyidine mazhar, Samed, Müheymin ve Mennan olan Allah’a güvenen, saltanat, hilafet, devlet, dünya ve din semasının güneşi Ebü’l-Feth ve’n-Nasr Sul­tan Muhammed Han- Allah Sübhanehu mülkünü ye saltanatını ebed’ül-abada kadar baki kılsın, fazl u ihsanı ile onun yardımcı­larının ve destekçilerini, Allah yer yüzüne ve üzerinde bulunan her şeye varis oluncaya kadar ki, 0, en hayırlı varistir, aziz ve galib eylesin, onun din yolunda hakkıyla cihad eden büyük baba ve de­delerine mağfiret eylesin; özellikle onların arasından onun hüş­yar babası büyük ve şevketli sultan, Arap ye Acem’in meliklerinin efendisi; yeşil kılıcı ile sarıoğullarının boyunlarını kıran; kırmızı ve siyah olanlara gönderilen Peygamber’in dinini teyid eden; “Şüphesiz Allah adalet ye iyilikle emreder” (Nahl, 90) nassının emrine [9] uyan Murad Han babası büyük, bahtiyar, şehid, mağ­fûr, hayırları kabul edilen, şerefli ve Allah tarafından teyid edilen Sultan Muhammed’e ziyade rahmet ye mağfiret eylesin-.

Bu mücahid ve yüce Sultan Hazretleri -Alemlerden onun yüce gölgeleri kalkmasın, harpler ona eğerini düşürtmesin, dünya ona firak acısını tattırmasın- Din-i Mübin’i bazen kılıç ve oklarıyla ve bazen da hüccet ve burhan ile teyid etmekte; Rabbinin yoluna hikmet, güzel mev’ıze, en güzel ve en layık bir metod olan müca­hede ile davet etmektedir. Buna en büyük delillerden biri, onun ­Allah adalet ve merhametinin gölgesini ebedileştirsin, hilafet ve saltanatının şerefini kat kat artırsın- daha evvel küfür, küfran, zulüm ve udvan ile dolu olan ve Kostantiniyye denilen kale gibi şehri feth etmesidir ki, [10] daha evvel bu şehirde sakin olan ka­firler, Allah’ın hak davetine icabet etmeyen, mü’min olmayan, Müslümanlar’a kendi elleriyle ve ita’at ederek cizye vermeyen, Müslümanlar’a savaş ve cidal yoluyla ta’arruz eyleyen, şehirlerde ve kullar arasında anarşi çıkarmak işin tedhiş estiren ve de daha evvel şok sayıda melikler ve sultanlar fethine teveccüh etmesine rağmen onlara fethi mümkün olmayıp elleri boş döndükleri bel­delerinin kale gibi oluşuna ye kalelerinin ve surlarının sağlamlına güvenen ve bundan kuvvet alan şımarık kimselerdi. Böyle bir beldeyi fetih gibi büyük bir nimet, çok azametli bir ihsan, yüce bir zafer, şerefli ye yüksek bir mertebe ve Allah tarafından ye­rilen böyle değerli bir mevhibe, Allah’ın büyük bir fazlı ve aza­metli bir feyzidir. Allah, bu feyzini ve fazlını, mü’minlere karşı şefkatli ve merhametli olan bu Sultan’a tahsis eylemiştir. “Fazl-u ihsan Allah’ın elindedir; dilediğine ihsan eder; Allah büyük fazıl ve ihsan sahibidir. (Al-i imran, 3173 )”.

[11] Sonra bu beldenin fethi, şeri’atın mahiyetini, sünnetin ru­hunu, canların kanlarını, mallarını nemalarını, haremlerin ırzını ve namusunu koruyacak özelliklere sahip bir fetihdir. Allah, bu fetihle, bütün Müslüman beldelere yeniden yaratılmış gibi yeni bir ruh ihsan eylemiş; insanlar bu fethin uğurlarıyla yeniden ta­ze bir hayat bulmuşlardır.

Bu feth-i mübin -Allah’a hamd olsun- ilahi bir lütuf olarak bu büyük şanlı Sultan’a nasib olunca, -Allah, devlet çadırının ipleri­ni devam ve ebediyet kazıklarına bağlasın, onun yükseliş günle­rini kemal ye tamamiyet ile beraber kılsın ve de onun haşmetli günlerini zeval ve çöküşten muhafaza eylesin- ki, bu fetih karşısında sadece bir olan Allah’a hamd ederiz ki, va’dinde sadık çık­mış, kuluna nusret vermiş, askerini galip ve düşmanlarını tek ba­şına mağlup ve perişan eylemiştir, feth-i mübinden hemen son­ra, küçük cihaddan büyük cihada dönmüştür. [12] Nefsin güzel ahlak ile tehzibi ve nefsin kuvvelerinin te’dibi demek olan büyük cihad, asıl zor ve acı olandır. Fetihden sonra Sultan-ı A’zam, feth edilen beldede bulunan çok sayıda kiliseyi, tevabi’i ile birlikte, biraz sonra geleceği üzere, şer’ -i şerife uygun ve sahih bir tarzda vakıf yapmıştır.

1. Bu hayra tahsis edilen yerlerden biri, Kostantiniyye beldesinin içinde bulunan, saltanat için ibka olunan Kal’a-i Sultaniye-i Ce­dide’ye (Yeni Saraya) yakın yerde bulunan ve çok büyük ilahi te­yidlerle müeyyed olan Kostantiniyye fatihinin manevi gölgesinde, yüksek meziyetler ve mevhibelerle çepeçevre sarılan ve Aya­sofya diye isimlendirilen nefis kilisedir.

Sınırları: Ayasofya Kilisesi, doğudan, Yeni Kal’a’nın suruna biti­şik Sultanın kendisi için ayırdığı boş arazi-i sultaniye ve Kenise-i Sultani ile sınırlıdır; kıble cihetinden, umumi yol ile (tarik-i am),

[13] Ahmed bin İsmail’in binası, Musa bin İlyas’ın binası, azad­lı kölelerinden Yusuf bin Abdullah’ın binası ve Hasan bin Ahi Mahmud’un binasına bakmaktadır; batıdan, adı geçen Ayasofya Camü imamının oturması içün tahsis edilen ve vakf-ı sultani olan menzile, Terzi Ali bin Hamza’nın binasına, Dellal Mustafa bin İs­hak’ın binasına ve eskiden Kenise-i Sultani olup da fetihden son­ra saatçi Hamza Bali bin Hacı Muhammed’in oturduğu binaya bakmaktadır; kuzeyden, Ayasofya ile Tetimme-i Ayasofya adı ye­rilen medrese arasında bulunan üstü örtülü umumi yola ve Sul­tan Muhammed Han bin Sultan Bayezid Han’ın – Allah kabirle­rini hoş eylesin- kızı Selçuk Hatun120 mülkü ile sınırlıdır.

2. Bunlardan biri de, Kostantiniyye’de, Mevlana Zeyrek Mahalle­si denilen mahallede bulunan ye Zeyrek Camü adı yerilen kilise­dir ki, doğudan taraf-ı saltanat için tahsis edilen boş arazi; kıble tarafından umumi yol; batıdan Zeyrek Medresesi Odaları deni­len hücrelerin sahnı ve kuzeyden ise, zikredilen odaların bir kısmı ile sınırlıdır.121• Fatih bu kiliseyi içinde cumaların ve cemaatle beş vaktin kılındığı bir mescid haline getirmiştir.

[14] 3. Bunlardan biri de, Darü’l-Feth Galata’da, iskele Kapısı’na yakın Hacı Hamza Mahallesi’nde bulunan kilisedir ki, [15] Hıristiyanlar nezdinde Mesadomenko Kilisesi diye bilinmektedir ve kuzeyden ve doğudan umumi yol, kıble tarafından özel yol, doğudan Cenderecioğlu diye bilinen Hoca Muhyiddin bin Hoca Şemseddin’in mülkü ve Dershane demekle meşhur bahçe ve Na­kışlı Kilise dedikleri kilise ile sınırlıdır.l22•

4. Bunlardan birisi de Kostantiniyye tevabi’inden Silivri diye bi­linen kal’a içinde bulunan kilisedir ki, doğudan Tüccar Nasuh bin İlyas mülkü, kuzeyden Kadi Kasım oğlu Musa Çelebi mülkü, batıdan ve güneyden umumi yol ile sınırlıdır.

Ebül-Feth Muhammed, zikredilen bu dört kiliseyi, içinde cum’aları ve cemaatle beş vakit namazın kılındığı, ibadet ve ta’ at ile sa’adet-i ebediyenin elde edildiği mescidler haline getir­miştir.I23.

[16] 5. Bunlardan biri de, Kostantiniyye içinde Eski İmaret diye adlandırılan mahallede bulunan Eski İmaret Kilisesi’dir ki, doğudan taraf-ı saltanat için terk edilen boş arazi, kıble tarafından ve kuzeyden Eski İmaret Odaları diye bilinen hücreler ve batıdan da zikredilen hücreler arasında bulunan boş sahın ile sınırlıdır. Ebül-Feth Muhammed, bu kiliseyi de içinde beş vakit namazın kılınacağı mescid haline getirmiştir.I24.

6. Bunlardan biri de, yine Kostantiniyye’nin içinde yer alan ve Kalenderhane diye bilinen kilisedir ki, yerinin şöhretinden dola­yı, tarif ve tahdidden müstağnidir. Burayı, fakirlere, yoksullara, şehre gelen giden misafirlere vakıf olarak tahsis etmiştir. I25.

7. Bütün bunlardan sonra, çok sayıda fazilet ve kemalinden çok az bir kısmına yukarıda işaret olunan bu meşhur büyük Emir ­Allah saltanatını bütün insanların toplanacağı ve bir araya geleceği kıyamet gününe kadar ebedileştirsin- sadece ve sadece Allah rızasını gözeterek, sevabını dileyerek ve O’nun azabının elemin­den kaçabilmek ümidiyle, Kostantiniyye şehrinin ortasında, şu anda Yeni Cami Mahallesi diye bilinen yerde, binası yüksek, te­melleri görülmemiş şekilde muazzam, duvarları sağlam, san’at güzelliğinde ve sağlamlıkta kemal noktasına ulaşmış, camilerde bulunması gerekeli her şeyi içinde bulunduran, için de gönüllerin arzuladığı gözlere zevk veren ve dinleyenleri doyuran her şey bulunan, şehirlerdeki mescidler arasında bedenlerin temel a’za­ları gibi yer tutan, tarif ve tahdidden müstağni bir cami daha in­şa eylemütir.

8. Bu mescidin çevresinde sekiz medrese (Medaris-i Semaniye) inşa buyurmuşlardır ki, bu medreselerin her bir köşesi, yüksek bir cennet ve devamlı sünbüllenen bir bahçe gibidir. Kim bu bah­çelere fazilet ve ilim kazanmak isti’dadı ile girerse, 0 memnu ve mesrur bir hayata girmiş olacaktır ve kim ki fıtratındaki ve kabi­liyetindeki eksiklik sebebiyle bu medreselere giremezse, onun barınacak yeri yoktur, sonu uçurumdur.

9, Bu yüksek seviyedeki sekiz medreseden her birinin arkasına da, onlardan daha küçük olan ve Tetimme diye adlandırılan birer medrese daha inşa eylemiştir ki, bunlar tamamıyla insanlar ara­sında çok meşhur olduğundan tarif ve tehditten müstağnidir. Nasıl meşhur olmasınlar ki, mesele dağın tepesindeki ateşten da­ha belirgindir.

10. Zikredilen Yeni Cami’nin batı tarafında, Sahn-ı Seman deni­len yüksek medreselerin müderrislerine ve buralarda sakin olan talebelere vakfedilmiş vakıf kitapların muhafaza edileceği bir mahzen daha bina etmişlerdir.

Bu kal’a gibi olan şehirde – bu şehir, saltanatının ve şahsiyetinin büyüklüğünün hulleleri vakar ve sekinet ile süslenmiş olan Fatih’il1in gölgesi altında, bütül1 güzellikleri ve süsleri ile çevre­lenmiş olarak varlığını devam ettirsin- iki geniş ve yüksek bina daha inşa eylemiştir.

11. Bunlardan biri, hastalar için teşkil olunan Darü’ş-Şifa’dır.

Burası o kadar güzel bir binadır ki, oraya giren sevdiği ve istediği her şeyi içinde bulabilir. Havası güzel, suyu tatlı, binası narin ve latif, içindeki görevliler sevimlidir. Burada içinde insanlar için her şifanın bulunduğu türlü türlü meşrubat ve ayaktan ba­şa kadar bütün hastalıklara sıhhat verecek her türlü ilaç bulunmaktadır.

12. Kalitede, değerde, güzellikte ve sevimlilikte Darü’ş-şifa bina­sına mümasil bir diğer bina da, Kostantiniyye şehrine gelecek misafirlerin konaklaması için tahsis edilen Daru’z-Zlyafe’dir.

Bu iki binadan birincisi, Daru’ş-Şifa diye adlandırılmıştır, ikinci­si de imaret-i Sultaniye diye ·isimlendirilmiştir. Bunlar çok meş­hur olduğundan iki kardeş gibidirler ve bu sebeple tarif ve tah­didden müstağnidirler.

13. Ve daha soma Kule-i Cedide dedikleri Rumelihisarı’de, insan­ları burada Cuma ve beş vakit namazı kılmaları için bir cami ve mescid inşa buyurmuşlardır.

Daha sonra, bu zikredilen mescidler, hangahlar ve medreselerin imar ve inşası tamamlandıktan sonra, Yüce Sultan Hazretleri, ­Saltanatı, teyidatı sübhaniyye ile ile’l-ebed devam eylesin- [17] bunlardan her birini, sırf Allah rızasını tahsil ve ”Allah’ a kalb-i selim ile gelenler dışında, malın mülkün ve evladın asla fayda vermeyeceği günde” ebedi Cennet nimetlerine kavuşmak ümi­diyle, ehil olanlara, şer’i hükümlere uygun ve sahih bir surette vakıf, kesin, lazım ve vazgeçilemez bir tarzda tasadduk eylemiş­tir. Yaptığı bu vakıf ve tasadduk, işlemi geçerli kılacak bütün şart­ları haiz olduğu gibi, vakıf işlemini bozacak hallerden ye bozucu şartlardan da uzaktır.

Kâdi de, bunun üzerine yapılan vakfın, şer’ -i şerif -Şari’ine en fa­ziletli salatlar ve en mükemmel tahiyyatlar olsun- ve din-i mü­bin-i İslam’daki hükümlere uygun olarak, geçerliliğine ve bağla­yıcılığına (sıhhatine ve lüzumuna) karar vermiştir.

Mescidler, bütün Müslüman kadın ve erkekler ile mü’min kadın ve erkeklere; hangahlar ise, bunlardan Daru’ş-Şifa diye adlandırılanı Müslüman ve mü’minlerden tedavisi mümkün bir hastalığa mübtela olmakla tedaviye muhtacı olanlara; imaret-i Sultani­ye diye adlandırılan kısım şehre gelip giden Müslürnan misafir­lere vakfedilmiştir.

[18] Yüksek medreseleri, şer’i ye akli ilimlerden istifade edebile­cek ve burada kalacak olan talebeler ile akli ve nakli ilimlere vakıf olup da tedris ve talim sırasında medreselerde hazır bulunması gereken müderrislere vakf eylemiştir126.

Küçük medreseleri ise, yüksek medreselerde sakin olan talebeler­den istifade edeceklere vakf eylemiştir. Allah vakfeden müma­ileyhe en güzel şekilde ihsanda bulunsun, hasenatını en güzel tarzda kabul eylesin, gizli ve açık işlediği bütün salih amellerini en hayırlı şekilde mükâfatlandırsın.

Daha sonra, vakfeden, -Allah mülkünü ye saltanatı bakileştir­sin, fazl u ihsan ile onun yardımcılarını ve destekçilerini aziz kılsın-, bu hüccet-i şer’iyede ve dini vesikada yani vakfiyede zikre­dilen mescidler, hangahlar ve medreselere, biraz sonra zikredile­cek olan emlaki, akarları, köyleri (kura)127, değirmenler, tarlalar, otlaklar, menziller ve saire vakıf ve tasadduk eylemiştir.

[19] 1. Vakfedilen Köyler ve Tarlalar (Kul’a ve Mezari’-i Mevku­fe ki, Arazi-i Mevkufe diye de bilinir ve tahsisat kabilinden va­kıflardır.)128

1. Bunlardan biri, Silivri adıyla bilinen kal’anın tamamıdu ki, bütün teyabi’ ve levahıkı ile ve irtifak haklan ile birlikte vakfedil­miştir,

2. Biri dahi, Tekfur Dağı’nda bulunan Banatos adlı köydür.

3. Biri dahi, Tekfurdağı’na bağlı Rados isimli köydür.

4. Biri dahi, Çorlu Nahiyesine bağlı Ereğli isimli köydür.

5. Biri dahi, Kırkkilise Nahiyesine bağlı İskoplos isimli köyün ta­mamıdır ki, buna bitişik olan ve herkes”e bilinen dört köy de vakfa dâhildir. Bunlardan birisi, Kara Hamza Köyü, ikincisi Sevi­ler Köyü, üçüncüsü Hemşehri Köyü ve dördüncüsü ise Malkoç­lu Köyü’dür.

6. Biri dahi, Kırkkilise Nahiyesine bağlı Pedra Köyü’dür.

7.Biri dahi, Kırkkilise Nahiyesine balı Ereğlice Köyü’nün tamamıdır ki, ona bağlı olan Bektaşlu Köyü ve Kara Kurşunlu Köyü de vakfa dahildir.

8. Biri dahi, Kırkkilise Nahiyesi’ne bağlı Koyun Kafiri Köyü’nün tamamıdır,

9. Biri dahi, Kurtcuğaz Viranı Müsellemliği diye bilinen ara­zi ile birlikte Vize Nahiyesi’ne bağlı Ahmed Beğ Köyü’dür.

10. Biri dahi, Vize Nahiyesi’ne bağlı ispatla Köyü’nün tamamıdır ki, ona bağlı olan Kara Yahya Müsellemliği deni1en köy de vakfa dahildir.

11. Biri dahi, Vize Nahiyesine bağlı ye biri Kurbağa Reis ye diğeri Aşağı Çeltikçi diye iki ismi bulunan köyün tamamıdır.

12. Biri dahi, Vize Nahiyesi’ne bağlı ve biri Sucuk Dere ve diğeri Kayaklı diye iki ismi bulunan köyün tamamıdır.

13. Biri dahi, Vize Nahiyesi’ne bağlı, adı geçen Sucuk Dere’ye bi­tişik Gönç <Çiftliği denilen arazidir.

14. Biri dahi, Vize Nahiyesi’ne bağlı Fekle Köyü’nün tama­mıdır.

15. Biri dahi, Çorlu beldesinin mahallelerinden gayr-i müslimle­rin sakin olduğu kefere mahallesidir ki, bu mahalleye tabi Çeribaşı Çiftliği denilen arazi de vakfa aittir.

16.Biri dahi, Çorlu Nahiyesi’ne bağlı Cando Köyü’dür.

17.Biri dahi, Çorlu Nahiyesi’ne bağlı Papaslık Köyü’nün tamamıdır.

18. Biri dahi, Vize Nahiyesi’ne bağlı Serakine Köyü’nün tamamıdır.

19. Biri dahi, Vize Nahiyesi’ne bağlı Hasboğa Köyü’nün tamamıdır ki, ona bağlı olan Ceypçi Çiftliği de vakfa dahildir.

20. Biri dahi, Kırkkilise Nahiyesi’ne bağlı, biri Dolya ve diğeri Korucu olmak üzere iki ismi bulunan köydür.

21. Biri dahi, Kırkkilise Nahiyesi’ne bağlı biri Yond Oğlanı ve diğeri Hıdırcı olmak üzere iki ismi bulunan köydür.

22. Biri dahi, Sofiler diye bilinen köydür ki, Vize Nahiye­si’ne bağlı olup bir diğer adı da İsa Çiftliği’dir.

23. Biri dahi, Vize Nahiyesi’ne bağlı Örenlü Köyü’nün tamamıdır.”

24. Biri dahi, Vize Nahiyesi’ne bağlı Kabanos Köyü’nün tama­mıdır’.

25. Biri dahi, Vize Nahiyesi’ne bağlı Çakanhoru Köyü’nün tamamıdır.

26. Biri dahi, Hayrabolu Nahiyesi’ne bağlı Brafça Köyü’nün ta­mamıdır.

27. Biri dahi, Pınarhisar’ında bulunan Çeltüklük denilen ark ile Burgos’da bulunan arktır.

28. Biri dahi Vize’ve bağlı Klavrı Köyü’nde bulunan Başağa Çel­tükçi denilen çiftliktir.

Bütün bunlar, kırk aded akar eylemektedir129; bazıları tahdid ve tarifden müstağnidir; bazılarının sınırları, yukarıda zikredilen mescid ve hangahlara vafedilen emlakin bütün ayrıntılarının kaydedildiği Evkaf defterinde zikredilmiştir.

2. Vakıf Çarşılar (Esvak-ı Mevkufe)

1. Vakıf akarlardan biri Bezzazistan’dır ki, Bezzazive Dükkânları denir. Kostantiniyve şehrinin -Her türlü beladan ilel-ebed mah­fuz kalsın- içinde merhum Mahmud Paşa imareti’nin yakınında, Çabr Ağa Mescidi Mahallesi’nde bulunmaktadır. [23] 118 san­dığı müştemil olup kendisine bitişik olan dükkânları, içinde bezzazların, takyecilerin ve terziler ile benzeri diğer esnafın oturduğu çevrede bina edilmiş dükkânları ve de Bit Pazarı denilen dükkânlar bu Bezzazistana tabidir. Dükkânların tamamı 849 aded­dir. Sınırları da adı geçen Evkaf Defteri’nde zikredilmiştir130.

2. Bunlardan biri de Sultan Pazarı diye isimlendirilen Suk-ı Ke­bir yani Büyük Çarşı’dır ki, inşa buyurdukları Yeni Cami’nin ya­kınlarında ve Kostantiniyye şehrinin -her türlü rezil ve aşağılık şeylerden korunsun ve her türlü fazilet ve mezivetle bezensin­tam ortasında bulunmakta; çevresi medreselerle çevrilmiş olup çok sayıda hücreleri ve dükkânları içinde bulundurmaktadır. Bu çarşıdaki dükkânların sayısı, 286 aded ve hücrelerin sayısı ise 33 adeddir)31.

[24] 3. Bunlardan biri de, yine Kostantiniyye’de Mahmud Paşa Dükkânları denilen Pazardır ki, merhum Mahmud Paşa imaretinin yakınında bulunmaktadır. Bu çarşı, üç blok halindedir; bir kısmı diğerine mukabildir. Bu _dükkanların arkasında ve çevrelerinde bulunan dükkanlar da vakfa tabidir. Tamamı 265 dükkan­dır ve sınıları Evkaf Defterinde kayıtlıdır132.

4. Bunlardan biri de yine, Kostantiniyye’de, Sararçlar Çarşısı de­dikleri pazardır ki, Canalıcı Kilisesi Mahallesi’nde bulunmakta­dır133 ve bu çarşı pest bir mahalde bulunmakla bir gayri mahalle düşmüştür. 110 dükkanı muhtevi olup bunlarda saraçlar otur­maktadır.134.

3. Vakıf Hanlar (Hanat-ı Mevkufe= Misafirler irçin Vakfedilmiştir

1. Bunlardan biri Han-ı Sultani dir ki, alt ve üst katlar şeklinde 98 hücreyi müştemildir. Kostantiniyye’de Bey Karbansarayı diye bi­linmekte ve Mahmud Paşa Hamamı yakınında, Daye Hatun Mescidi Mahallesi’nde bulunmaktadır. [25] Etrafında bulunan 42 aded dükkân da bu hana bağlıdır135.

2. Bunlardan biri de, Bodrum Karbansarayı demekle bilinen handır ve Konstantiniyye’de Eski Saray denilen Saray-ı Amire-i Sultani civarında bulunmaktadır. Üst ve alt kat şeklinde 31 hüc­reyi müştemildir. Duvarına bitişik olan 14 bab dükkan ve hari­cinde karbansaraya bitişik olarak bulunan 9 bab hücre de mez­kur vakfa bağlıdır136.

3. Bunlardan biri de, yine Kostantiniyye’de Kalealtı Mahalle­si’nde bulunan ve Yemiş Kapanı adıyla bilinen handır. Alt katta 11 mahzeni ve üstte ise 16 hücreyi müştemildir. Ayrıca hana bi­tişik olan 16 dükkan da vakfa aittirl37

4. Vakıf Hamamlar (Adı geçen imaretlere vakfedilen Hama­mat-ı Mevkufe

[26] Bunlardan biri, İskeleye yakın olan Kalealtında bulunan hamamdır.

Biri de, Alaca Hamam demekle marufdurl38•

Biri de, Yahudiler Hamamı diye bilinmektedir.

Biri de, Sinan Paşa Hamamı diye marufdur.

Biri de, Alaca Hamamı diye marufdur.

Biri de, Sırt Hamamı diye bilinmektedir.

Biri de Ahmed Paşa hamal diye marufdur.

Biri de, Kazasker Hamamı diye marufdur.

Biri de MeI’hum Mehmed Paşa Mahallesi’nde bulunan Mehmed Paşa hamamıdır.

Biri de, Azebler Hamamı diye bilinmektedü’l39•

Biri de, Balat Kapısı diye adlandırılan hamamdır’.

Biri de, Çavuşbaşı Hamamı diye bilinmektedir.

Biri de, Kulle Hamamı diye marufdur.

Biri de, yukarıda zikri geçen Yeni Cami’nin yanında bulunan ha­mamdır.

Bütün bu hamamlar, tamamen Kostantiniyye’nin içinde bulu­nan hamamlardır.

Galata’da bulunan vakıf hamamlar’ ise şöyledir:

Bunlardan biri Bakırcı Süleyman Mahallesi’nde bulunan ve Direklice Hamam dedikleri hamamdır.

[27] Biri de, Cami Mahallesi’nde, bulunan hamamdır.

Biri de, Tophane Kapısna yakın Karaköy Mahallesi’nde bulunan hamamdır.

5. Diğer Vakıf Akarlara Gelince;

Bunlardan bir kısmı Kostantiniyye’de ve bir kısmı da Galata’da bulunmaktadır.

5.1. Kostantiniyye’de bulunan vakıf akarlar

Bunlardan biri, Saraçlar çarşısı yakınında, Üstad Ayas Mescidi Mahallesi’nde bulunan ve Beylik Dükkânlar diye bilinen 35 dük­kandırl40•

Biri de, yine Üstad Ayas Mescidi Mahallesi’nde Kazasker Dolabı diye bilinen dolap yanında bulunan 8 dükkândır.’l41•

Biri de, acemi yeniçerilerin meskeni olup, Eski Odalar diye bili­nen mekâna yakın birbirine bitişik 10 dükkândır.

Biri de, Kazasker Hamamı diye bilinen hamamın yakınnda, yer alan 11 dükkândır.

[28] Biri de, Künfoz (Kinigos) Kapısı çarşısında bulunan 22 dükkândır.

Biri de, deniz sahilinde ve kale dışında bulunan ve debbağlar sa­kin olmakla Debbağhane diye bilinen 27 dükkândır.

Biri de, denize yakın bir mahalde ve Silahhane diye bilinen 32 dükkândır.I42•

Biri de, Ayasofya diye bilinen eski Büyük Cami Çarşında (Suk­-ı Cami’-i Kebiri-i Atik) bulunan 39 dükkândır.

Biri de, Ayasofya Mahallesi’ndeI43, zikr olunan Ayasofya çarşısı­na yakın iki zemin kat ev ile çevresi duyarla çevrilmiş bir ön bah­çeyi havi (muhavveta) bir bab menzildir.

Biri dahi, zikredilen Ayasofya Camii’ne bitişik 25 bab menzildir ki, dokuzu kuzey duyara ve geriye kalanı da kıble duvarına biti­şiktir. 141

Biri dahi, yine Ayasofya Mahallesi’nde, üç aded zemin kat ile üs­tü odalı bir dükkânı da şamil olan bir bab menzildir.

Biri de, yine Ayasofya Mahallesi’nde, bulunan ve bir birine bitişik vaziyette olan üç dükkândır.

[29] Biri de, yine Ayasofya Mahallesi’nde, kuzey taraftan Tak-ı Sultani diye bilinen kemerin yanında bulunan karşılıklı olarak in­şa edilmiş 17 aded yeni dükkândır.l4s

Biri de, Yeni Kal’a’ya yakın bir yerde, Yeni Kapı civarında, Elva­noğlu Mescidi Mahallesi’nde bulunan 4 dükkandır.l46

Biri de, Karakadı Mahallesi’nde bulunan iki zemin kat ve iki üst kat evi müştemil menzildir.

Biri de, Orea (Orye) Kapısı Mahallesi’nde bulunan bir dükkândır. Biri de, Edirneli Yahudiler Mahallesi’nde, bulunan ve Boyahane diye bilinen dükkândır.l47

Biri de, yine adı geçen mahallede ve Fildamı dedikleri mevzi civa­rında bir fırın ve bir anbarı müştemil menzildir.

Biri de, Balıkpazarı Mahallesi’nde, bulunan ve birbirine bitişik olan 10 dükkândır,

[30] Biri de, adı geçen mahallede, Balıkpazarfı Kapısının yakının­da bulunan bir dükkândır,

Biri de, Balıkpazarı Kapısında bulunan ve mutasarrıfına aylık ki­ra (müşahere) tayin edilen beş parça arazidirl48,

Biri de, Karaşems Mahallesi’nde bulunan ve bir zemin kat ve bir muhavvata (duvarla çevrili on bahçe) yı müştemil bir bab men­zildir.

Biri de, Mehmed Paşa Mahallesi’nde, Mevla Hoca Hayreddin Mescidi yakınında bulunan menzildir.

Biri de, merhum Hızır Beğ Çelebi Mescidi Mah1illesi’nde bulunan birbirine bitişik üç dükkândır.I49•

Biri de, Un Kapısı Çarşısında bulunan birbirine bitişik üç dükkândır.1SO•

Biri de, yine aynı çarşıda ve Hac! Sin an Karamani’nin mülkü ci­varında bulunan birbirine bitişik iki dükkândır.

[31] Biri de, yine aynı çarşıda, Hacı Sinan Karamani ile Hacı Os­man mülkü yakınında bulunan birbirine bitişik iki dükkândır.

Biri de, yine aynı çarşıda, bulunan bir başka dükkândır,

Biri de, yine aynı çarşı yakınında ve Mercan Ağa’nın mülkü civa­rında bulunan zemin kat menzildir.

Biri de, 35 aded menzildir ki, deniz sahilinde ve kal’a dışında inşa olunmuştur, Balıklığı diye bilinmekte ve Cebe Ali Kapısı, Gün Ka­pısı ve Künfoz kapılanın mukabilinde ver almaktadır,

Biri de, Silivrikapı civarında bulunan zemin kat bir menzildir151•

Biri de, Mustafa Paşa Hamamı yakınında, Aya Manastırı dedikle­ri yerde bulunan 12 aded hücredir1S2•

Biri de, Yeni Kal’a yakınında, Nevbethane Mahallesi’nde bulunan bir aded dükkândır.

Biri de, Hoca Üveys Mahallesi’nde, Hoca İbrahim mülküne biti­şik bir değirmendir,

Biri de, aynı mahallede, bulunan ve dört sınırı Hoca Üveys mül­küne ulaşan bir değirmendir.

[32] Biri de, Hacı Üveys Mahallesi’nde, Pir Mehmed bin Küçük Hacı mülküne bitişik, bir zemin kat ve bir üst kat! müştemil bir menzildir.

Biri de, yine aynı mahallede ve Mahzenci Sungur mülküne bitişik bir aded evdir.

Biri de, Edirneli Yahudiler Mahallesi’nde, Yahudi Arslan’ın mül­küne bitişik bir zemin katı ve üzerinde bir odayı müştemil bir menzildirl53•

Biri de, yine aynı mahallede, Yahudi Musa bin Bayram’ın mül­küne bitişik bir zemin katı ve üstünde bir odayı müştemil men­zildir.

Biri de, yine aynı mahallede ve Orea (Orve) Kapısı yakınında bu­lunan bir aded dükkândır.

Biri de, yine aynı mahallede ve Yahudiler Hamamı’nın yakınında bulunan, bir zemin kat ve bir üst katı müştemil bir menzildir.

[33] Biri de, yine aynı mahallede, Yahudi Arslan Ranbo’nun mülkünün yanında bulunan bir değirmendir.

Biri de, yine aynı mahallede, Yahudi Mordohay’ın mülkünün ya­nında bulunan zemin kat bir evdir.

Biri de, yine aynı mahallede, Yahudi Şamuel’in mülkünün yanın­da bulunan zemin kat bir evdir.

Biri de, yine aynı mahallede, Yahudi Kayde Hanımefendi’nin mülkünün yanında bulunan bir zemin katı ve üzerinde de bir odayı müştemil bir menzildir.

Biri de, yine aynı mahallede, Bor Senyör EI-Efrenci’nin mülkü­nün yanında bulunan bir zemin katı ve dükkânı müştemil bir menzildir.

Biri de, yine aynı mahallede, Mevlana Âlim Fazıl Molla Gürani Hanı’nın yakınında bulunan umumi yola bitişik bir zemin katı müştemil bir menzildir.

Biri de, yine aynı mahallede, Yahudi Yakub bin Musa’nın mülkü­nün yanında bulunan bir dükkândır.

Biri de, yine aynı mahallede, bulunan iki zemin katı ve üzerinde de iki üst katı müştemil bir menzildir.

[34] Biri de, yine aynı mahallede, Yahudi İlyas bin Musa’nın mülkünün yanında bulunan bir zemin katı ve üzerinde de bir üst katı müştemil bir menzildir.

Biri de, yine aynı mahallede, Yahudi Kostra Hanımefendi’nin mülkünün yanında bulunan iki zemin katı bulunan bir menzildir.

Biri de, yine aynı mahallede, Yahudi Hablos’un mülkünün ya­nında bulunan bir zemin katı ve üzerinde de bir odası müştemil bir menzildir,

Biri de, yine aynı mahallede, Yahudi Nişastacı Yusuf’un mülkünün yanında bulunan bir değirmendir.

Biri de, yine aynı mahallede, Yahudi Arhondise Hanımefendi’nin mülkünün yanında bulunan bir zemin katı müştemil bir menzil­dir.

Biri de, yine aynı mahallede, Yahudi Arslan Kösec’in mülkünün yanında bulunan bir zemin katı ve üzerinde de bir odası müşte­mil bir menzildir.

Biri de, yine aynı mahallede, Yahudi Musa bin Bayram’ın mülkünün yanında bulunan bir değirmendir.

[35] Biri de, yine aynı mahallede, Yahudi İstağdiya Hanımefen­di’nin mülkünün yanında bulunan bir zemin katı muştemil bir menzildir.

Biri de, yine aynı mahallede, Fildamı denilen vere yakın bir ze­min katı ve üzerinde de bir üst katı müştemil bir menzildir.

Biri de, yine aynı mahallede, Yahudi Panor’ya’nın mülkünün ya­nında bulunan zemin katı müştemil bir menzildir.

Biri de, yine aynı mahallede, Fildamı denilen mevzive yakın Ya­hudi Arhondisiyye Hanımefendi’nin mülkünün yanında bulu­nan bir zemin katı ve üzerinde de bir üst katı müştemil bir men­zildir.

Biri de, yine aynı mahallede, Yahudi Musa bin İlyas’ın mülkünün yanında bulunan bir zemin katı müştemil bir menzildir.

Biri de, yine aynı mahallede, Hıristiyan Komnati mülkünün ya­nında bulunan zemin katı müştemil bir menzildir.

Biri de, yine aynı mahallede, Hıristiyan Marmara mülkünün ya­nında bulunan zemin kat1 müştemil bir menzildir.

[36] Biri de, yine aynı mahallede, Fildamı denilen yerde Yahudi Tabib Musa’nın mülkünün yanında bulunan bir zemin katı ve bir üst katı müştemil bir menzildir.

Biri de, yine aynı mahallede, Hıristiyan Androniko mülkünün ya­nında bulunan zemin katı müştemil bir menzildir.

Biri de, yine aynı mahallede, Hıristiyan Angeline Hanımefen­di’nin mülkünün yanında bulunan bir zemin katı ve bir üst katı müştemil bir menzildir.

Biri de, yine aynı mahallede, Yahudi Kazal mülkünün yanında bulunan zemin katı müştemil bir menzildir.

Biri de, yine aynı mahallede, Hıristiyan Androniko mülkünün ya­nında bulunan bir zemin katı ve bir üst katı müştemil bir men­zildir.

Biri de, yine aynı mahallede, Yahudi Esbadiye Hanımefendi’nin mülkünün yanında bulunan zemin katı müştemil bir menzildir. Biri de, yine aynı mahallede, Selahi İlyas mülkünün yanında bu­lunan zemin katı müştemil bir menzildir.

[37] Biri de, yine aynı mahallede, Balıkpazarının yakınında, Hıristiyan Makromali mülkünün yanında bulunan zemin katı müşptemil bir menzildir.

Biri de, yine aynı mahallede, Balıkpazan’ın yakınında, Yahudi Konorti mülkünün yanında bulunan bir zemin katı müştemil bir menzildir.

Biri de, yine aynı mahallede, Öküz Damı Kilisesinin yanında bu­lunan zemin katı müştemil bir menzildir.

Biri de, yine aynı mahallede, Yahudi İlyas Zebano mülkünün ya­nında bulunan zemin katı müştemil bir menzildir.

Biri de, Burgos’lu Halil Paşa Mahallesi’nde Yahudi Havrası ya­nında bulunan bir zemin katı ye bir üst katı müştemil bir men­zildirl54.

Biri de, yine aynı mahallede, Yahudi Kostra Hanımefendi’nin mülkünün yanında bulunan bir zemin katı ve bir iist katı müştemil bir menzildir.

Biri de, yine aynı mahallede, Yahudi Mesasiye mülkünün yanında bulunan zemin katı müştemil bir menzildir.

Biri de, yine aynı mahallede, Yahudi Yusuf mülkünün yanında bulunan zemin katı müştemil bir menzildir.

[38] Biri de, yine aynı mahallede, Yahudi Dayud mülkünün ya­nında bulunan bir zemin katı ve bir üst katı müştemil bir men­zildir.

Biri de, yine aynı mahallede, İbrahim mülkünün yanında bulu­nan zemin katı müştemil bir menzildir.

Biri de, yine aynı mahallede, Yahudi Efrayim mülkünün yanında bulunan zemin katı müştemil bir menzildir.

Biri de, yine aynı mahallede, Yahudi Doktor İlyas’ın mülkünün yanında bulunan zemin katı müştemil bir menzildir.

Biri de, yine aynı mahallede, bulunan birbirine bitişik iki dükkândır.

Biri de, yine Bozahane Mahallesi’nde, Zindan’a yakın bir yerde bulunan ve Bozahane diye bilinen bir dükkândır.l55

Biri de, yine aynı mahallede, adı geçen Bozahane dükkânına bi­tişik zemin katı müştemil bir menzildir.

Biri de, yine aynı mahallede, Umumi Yolun yanında bulunan ze­min katı müştemil bir menzildir.

[39] Biri de, yine aynı mahallede, Yahudi İlya’nın mülk binasının yanında bulunan zemin katı müştemil bir menzildir.

Biri de, yine aynı mahallede, Yahudi Yuhanna mülkünün yanın­da bulunan zemin katı müştemil bir menzildir.

Biri de, yine aynı mahallede, Yahudi İsmail mülkünün yanında bulunan zemin katı müştemil bir menzildir.

Biri de, yine aynı mahallede, Yahudi Elkana Erni mülkünün ya­nında bulunan zemin katı müştemil bir menzildir.

Biri de, yine aynı mahallede, Yahudi İlyas mülkünün yanında bu­lunan zemin katı müştemil bir menzildir.

Biri de, yine aynı mahallede, bulunan bir zemin katı ve bir üst katı müştemil bir menzildir.

Biri de, yine aynı mahallede, Yahudi Bonoporto mülkünün ya­nında bulunan zemin katı müştemil bir menzildir.

Biri de, yine aynı mahallede, Muezzin Hasan Fakih mülkünün yanında bulunan zemin katı müştemil bir menzildir.

Biri de, yine aynı mahallede, Arap Abdurrahman mülk binasının yanında bulunan zemin katı müştemil bir menzildir.

[40] Biri de, yine aynı mahallede, İmam Musa Fakih’in mülk bi­nasının yanında bulunan zemin katı müştemil bir menzildir. Biri de, yine aynı mahallede, Hacı Halil Mescidi’nin yanında bu­lunan zemin katı müştemil bir menzildir.l56

Biri de, yine aynı mahallede, Şerbetçi Kenan mülkünün yanında bulunan bir zemin katı ve bir muhavvatayı müştemil bir menzildir.

Biri de, yine aynı mahallede, Hacı Seydi mülkünün yanında bu­lunan bir zemin katı, bir üst katı ve bir muhavvatayı müştemil bir menzildir.

Biri de, yine aynı mahallede, Silahi İshak mülkünün yanında bu­lunan bir zemin katı ve bir üst katı müştemil bir menzildir.

Biri de, Acemoğlu Mahallesi’nde Yemiş Kapanı diye bilinen ha­nım yanında bulunan zemin katı mü1ştemil bir menzildir.

Biri de, yine aynı mahallede, Yahudi Şamuel’in mülkünün yanın­da bulunan birbirine birbirine bitişik üç evdir.

[41] Biri de, yine aynı mahallede, Yahudi Yakub mülkünün ya­nında bulunan birbirine bitişik 4 evdir.

Biri de, yine aynı mahallede, zemin katları ve üst katları müşte­mil birbirine bitişik 7 menzildir.

Biri de, yine aynı mahallede, Yahudi Ya’ko mülkünün yanında bulunan zemin katı müştemil bir menzildir.

Biri de, yine aynı mahallede, Yahudi Tabib Avrahim mülkünün yanında bulunan bir zemin katı ve bir üst katı müştemil bir men­zildir.

Biri de, yine aynı mahallede, Yahudi Ron mülkünün yanında bulunan zemin katı müştel bir menzildir

Biri de, yine aynı mahallede, Yahudi Dayud mülkünün yanında bulunan zemin katı müştemil bir menzildir.

Biri de, yine aynı mahallede, Yahudi Saltil mülkünün yanında bulunan zemin katları ve üst katlan müştemil, birbirine bitişik 5 menzildir.

[42] Biri de, yine aynı mahallede, Yahudi Hayim mülkünün yanında bulunan her biri zemin katı ve üst katı müştemil olan bir­birine bitişik 4 menzildir.

Biri de, yine aynı mahallede, Acemoğlu Kızı Hacı İslam Hatun diye bilinen hanımefendinin mülkünün yanında bulunan birbi­rine bitişik iki zemin katı müştemil menzildir.

Biri de, yine aynı mahallede, Yahudi Aziz mülkünün yanında bu­lunan bir zemin katı ve bir üst katı müştemil bir menzildir.

Biri de, yine aynı mahallede, Yahudi Nesan mülkünün yanında bulunan zemin katı müştemil bir menzildir.

Biri de, yine aynı mahallede, Yahudi Musa mülkünün yanında bulunan bir zemin katı ve bir üst katı müştemil bir menzildir.

Biri de, yine aynı mahallede, Yabudi Ya’ko mülkünün yanında bulunan zemin katı müştemil bir menzildir.

[43] Biri de, mukata’at arazisi diye bilinen, Ka’lanın haricinde Orea (Orye) Kapısının hizasında Ağaç Pazarı diye adlandırılan mevzide bulunan yedi parça boş arazidirlS7•

Biri de, Küçük Hacı Mescidi Mahallesi’nde Sinan-ı Saydelani mülküne bitişik ve Han-ı Sultani’nin yanında bulunan zemin ka­tı ve üstünde bir odayı müştemil bir menzildir.

Biri de, yine aynı mahallede, Oğlan Sevici demekle ma’ruf Na­suh’un mülkünün yanında bulunan zemin katı ve üstünde bir odayı müştemil bir menzildir.

Biri de, yine aynı mahallede, Muhammed Mıkrazi mülkünün yanında bulunan zemin katı müştemil bir menzildir.

Biri de, yine aynı mahallede, Karı Bula mülkünün yanında bulu­nan zemin katı müştemil bir menzildir.

Biri de, Kostantiniyye’de Çelebioğlu Mescidi Mahallesi’nde Hacı Safiye Hatun mülkünün yanında bulunan zemin katı müştemil bir menzildirl58•

Biri de, Daye Hatun Mahallesi’nde bulunan bir aded değirmendir.

[44] Biri de, Kostantiniyye’de Çelebioğlu Mescidi Mahallesi’nde Çelebi Oğlu Vakfının yanında bulunan bir aded dükkandır.

Biri de, yine aynı mahallede, Musa Çelebi mülkünün yanında bulunan zemin katı ve üstünde bir odayı müştemil bir menzildir.

Biri de, yine aynı mahallede Yahudi Musa mülkünün yanında bulunan zemin katı bir menzildir.

Biri de, yine aynı mahallede, İznik’li Ramazan mülkünün yanında bulunan bir aded değirmendir.

Biri de, yine aynı mahallede, Ankaralı Hamza mülkünün yanında bulunan zemin katı ve üstünde bir odayı müştemil bir men­zildir.

Biri de, yine aynı mahallede, Yahudi Yusuf mülkünün yanında bulunan zemin katı müştemil bir menzildir.

Biri de, yine aynı mahallede, Yahudi İlyas mülkünün yanında bu­lunan zemin katı ve üstünde bir odayı müştemil bir menzildir.

[45] Biri de, yine aynı beldede ve Kara Şems Mahallesi’nde Yahu­di Yahya mülkünün yanında bulunan zemin katı ve üstünde bir odayı müştemil bir menzildir.

Biri de, yine aynı mahallede, Yahudi Perto mülkünün yanında bulunan birbirine bitişik üç menzildir.

Biri de, yine aynı mahallede, Yahudi Sarana Hanım’ın mülkünün yanında bulunan bir zemin katı ve bir üst katı müştemil bir men­zildir.

Biri de, yine aynı mahallede, Bozahene’ye bitişik bulunan bir ki­lisedir.

Biri de, yine aynı mahallede, Yahudi Sameriya mülkünün yanında ve Kale altının yakınında bulunan, birbirine bitişik ik zemin katı müştemil menzillerdir’59.

Biri de, yine aynı beldede, Hacı Timurtaş Mescidi Mahallesi’nde Kale altının yakınında, Kasap Hacı Ali bin Timurhan mülkünün yanında bulunan zemin katı müştemil bir menzildir.

Biri de, yine aynı mahallede, Bakkal Hacı Ahmed mülkünün yanında bulunan zemin katı müştemil bir menzildir.

[46] Biri de, yine aynı mahallede, Topçuoğlu mülkünün yanında bulunan zemin katı müştemil bir menzildir.

Biri de, yine aynı mahallede, Paşa Bali mülkünün yanında bulu­nan zemin katı müştemil bir menzildir.

Biri de, yine aynı mahallede, Kimya Hatun mülkünün yanında bulunan bir zemin katı ve bir üst katı müştemil bir menzildir.

Biri de, yine aynı mahallede, Kürkçü İsmail mülkünün yanında bulunan birbirine bitişik her biri bir zemin katı ve bir üst katı müştemil 5 menzildir.

Biri de, yine aynı mahallede, Bazarbaşı diye bilinen Yunusun mülkünün yanında bulunan bir zemin katı ve bir üst katı müştemil bir menzildir.

Biri de, yine aynı mahallede, Üstad Harrat Kemal’in mülkünün yanında bulunan bir zemin katı ve bir üst katı müştemil bir men­zildir.

[47] Biri de, yine aynı mahallede, merhum Murad Paşa Vakfının yanında bulunan birbirine bitişik 9 hücredir.

Biri de, yine aynı beldede, Hoca Hamza Mescidi Mahallesi’nde Kasap Yusuf bin Çağatay mülkünün yanında bulunan bir aded değirmendir’60.

Biri de, yine aynı beldede, Hacı Timurtaş Mescidi Mahallesi’nde, Kalealtının yakınında, Umumi Yol ye Kasap Hacı Ali bin Timur­han mülkünün yanında bulunan birbirine bitişik 13 babı müşte­mil hücrelerdirJ6′.

Biri de, yine aynı beldede, Bakırlar çarşısında Yahudiler Havrasının yanında bulunan birbirine bitişik 6 dükkandır,162.

Biri de, yine aynı çarşıda Vakf-ı Sultani’nin yanında bulunan bir dükkandır.

Biri de, yine aynı çarşıda merhum Murad Paşa Vakfının yanında bulunan bir aded dükkandır.

[48] Biri de, yine aynı çarşıda Hacı Timurtaş mülkünün yanında bulunan üç hücreye müştemil bir menzil ve 4 dükkandır.

Biri de, yine aynı çarşıda, Durmuş Anası mülkünün yanında bulunan üç hücre ve 11 dükkanı müştemil bir menzildir.

Biri de, yine aynı çarşıda, merhum Murad Paşa Hanın yanında bulunan birbirine bitişik 9 dükkandır.

Biri de, yine aynı çarşıda, Ali el-Kırdi. (Maymun Ali) mü1künün yanında bulunan birbirine bitişik 7 dükkandır.

[49] Biri de, yine aynı çarşıda, Yayaşça Şahin Mescidinin yanında bulunan bir dükkandır.63.

Biri de, yine aynı çarşıda, Boyahane diye bilinen Malkarah Hoca Hayreddin mülkünün yanında bulunan birbirine bitişik iki dük­kandır.

Biri de, yine aynı beldede, merhum Yayaşça Şahin Mescidi Mahal­lesi’nde Uyeys Fakih mülkünün yanında bulunan birbirine biti­şik üç dükkandır.

Biri de, yine aynı beldede, Yeni Bezzaz Mescidi Mahallesi’nde Deştiyye Taci Hatun mülkünün yanında bulunan bir zemin kaı! ve dükkanları müştemil bir menzildirl64•

Biri de, yine aynı mahallede, Kasap İlyas mülkünün yanında bu­lunan birbirine bitişik beş dükkan ve hücredir.

Biri de, yine aynı mahallede, Ayna Hoca mülkünün yanında bu­lunan birbirine bitişik üç dükkandır.

Biri de, yine aynı mahallede, Kovacı Mahmud mülkünün yanında bulunan zemin katı müştemil bir menzildir.

Biri de, yine aynı mahallede, Şüca’ bin Abdullah mülkünün yanında bulunan zemin katı, bir dükkan ve bir muhavvatayı müş­temil bir menzildir.

[50] Biri de, yine aynı beldede, Saman Viranı diye bilinen Hoca Sinan Mescidi Mahallesi’nde Dürtgür oğlu mülkünün yanında bulunan zemin katı ve bir dükkan müştemil bir menzildir165•

Biri de, yine aynı mahallede, Osman Mermeri mülkünün yanında bulunan zemin katı müştemil bir menzildir.

Biri de, yine aynı mahallede, Sırt Hamamı yakınında, Yahudi Ars­lan bin Marol mülkünün yanında bulunan bir değirmendir.

Biri de, yine aynı mahallede, Hoca Hamza mülkünün yanında bulunan bir dükkandır.

Biri de, yine aynı beldede, Mercan Ağal66 Mescidi Mahallesi’nde Umumi Yolun yanında bulunan zemin katı ve bir dükkanı müş­temil bir menzildir.

Biri de, yine aynı mahallede, Bergamalı Hoca Sinan mülkünün yanında bulunan birbirine bitişik üç dükkandır.

Biri de, yine ayn1 mahallede, Ekmekçi Hıdır’ın mülkünün yanında bulunan zemin katı ve üstünde bir odayı müştemil bir men­zildir.

[51] Biri de, yine aynı mahallede, Bit Pazarına yakın bir yerde Umumi Yolun yanında bulunan her biri bir zemin katı ve bir üst katı müştemil birbirine bitişik beş menzildir.

Biri de, yine aynı mahallede, Subaşı Zaganos mülkünün yanında bulunan ve her biri bir zemin katı ve bir üst katı müştemil birbi­rine bitişik iki menzildir.

Biri de, yine aynı mahallede, Çadırcı Hacı Ahmed mülkünün yanında bulunan bir dükkândır.

Biri de, yine aynı beldede, Hızır Beğ Çelebi Mescidi Mahalle­si’nde merhum Hızır Ağa Vakfının yanında bulunan ve eskiden kilise olan birbirine bitişik dört dükkandırl67.

Biri de, yine aynı mahallede, Yahudi Süleyman mülkünün yanında bulunan ye Bezirhane diye bilinen zemin katı müştemil bir menzildir.

[52] Biri de, yine aynı beldede, Azebler Hamamı Mahallesi’nde Ya­hudi İsmail mülkünün yanında bulunan bir aded değirmendir16B•

Biri de, yine aynı mahallede, merhum Hacı Süleyman Vakfının yanında bulunan zemin kat bir evi ve dükkânları müştemü bir menzildir.

Biri de, yine aynı mahallede, Azebler Hamamı yakınında, mer­hum Elvanoğlu Mescidi’nin yanında bulunan bir dükkandır. Biri de, yine aynı beldede, Harki Hoca Kara Muhyiddin Mesci­di Mahallesi’nde Simitçi Mustafa mülkünün yanında bulunan ve Bezirhane diye bilinen bir dükkandır169

Biri de, yine aynı mahallede, Harad Hoca Muhammed bin el­Meddas mülkünün yanında bulunan bir değirmendir.

Biri de yine aynı beldede Boz Arıoğlu Mescidi Mahallesi’nde Balatlı Muhammed Reis mülkünün yanında bulunan bir değir­mendir170•

[53] Biri de, yine aynı beldede, Haraci Hoca Muhyiddin Mescidi Mahallesi’nde, Muhammed bin Kulağuz mülkünün yanında bu­lunan birbirine bitişik iki dükkândır.

Biri de, yine aynı mahallede, Kara Ali bin Şibli mülkünün yanında bulunan ye bir zemin katı ve bir üst katı müştemil bir menzil­dir.

Biri de, yine aynı mahallede, Yeniçeriler Zaimi Şirmerd bin Ab­dullah mülkünün yanında bulunan birbirine bitişik dört dükkandır.

Biri de, yine aynı mahallede, Şeftalü denilen bir adamın mülkünün yanında bulunan ve bir zemin katı ve üzerinde bir odayı müştemil bir menzildir.

Biri de, yine aynı mahallede, Ilıca’lı Hoca Muhyiddin mülkünün yanında bulunan bir zemin katı ve birbirine bitişik üç dükkanı müştemil bir menzildir.

Biri de, yine aynı mahallede, Simitcii Mustafa ve Arabacı Kasım mülklerinin yanında bulunan birbirine bitişik iki dükkandır.

Biri de, yine aynı mahallede, Arabacı Kasım mülkünün yanında bulunan bir değirmendir.

[54] Biri de, yine aynı mahallede, Hayreddin Fakih mülkünün yanında bulunan ve bir zemin katı ve üstünde bir odayı müşte­mil bir menzildir.

Biri de, yine aynı mahallede, Hacı Abmed bin Aşık Paşa mülkü­nün yanında bulunan ve beş dükkan ile üzerlerinde iki üst kat evi müştemil bir menzildir.

Biri de, Unkapısında Manyaslı Nasuh mülkünün yanında bulu­nan ye sabunhane diye bilinen bir dükkandır.

Biri de, Unkapısı çarşında, Karamanlı Hacı Sinan mülkünün yanında bulunan ve bir birine bitişik iki dükkandır.

Biri de, yine aynı çarşıda, Hacı Hamza mülkünün yanında bulu­nan bir dükkandır.

Biri de, yine aynı çarşıda, Helvacı Ali mülkünün yanında bulu­nan birbirine bitişik iki dükkandır.

Biri de, yine aynı çarşıda, Debbağ Hasan mülkünün yanında bu­lunan bir dükkandır.

[55] Biri de, yine aynı çarşıda, Karamanlı Hacı Sinan mülkünün yanında bulunan ve bir zemin kat ile ona bitişik bir dükkanı müştemil bir menzildir.

Biri de, yine aynı çarşıda, Başhane diye bilinen bir dükkandır.

Biri de, yine aynı çarşıda, Helva Dükkanı diye bilinen ve Vakf-ı Sultani’ye bitişik olan bir dükkandır.

Biri de, yine aynı çarşıda, Yahudi Yahya mülkünün yanında bulu­nan ve bir birine bitişik olan dört dükkandır.

Biri de, yine aynı çarşıda, Hoca-zade diye bilinen Meyla’nın mül­künün yanında bulunan ve bir birine bitişik dört dükkandır.

Biri de, yine aynı çarşıda, Debbağ Seydi’nin yetimlerinin mülkünün yanında bulunan ve bir birine bitişik 6 dükkandır.

Biri de, yine aynı çarşıda, Hacı Yunus mülkünün yanında bulu­nan ve üçü zemin katta ve dördü üst katta olmak üzere top1am 7 hücreyi müştemil bir akardır.

[56J Biri de, yine aynı çarşıda, Abayi Hacı Yusuf mülkünün yanında bulunan bir dükkandır.

Biri de, yine aynı çarşıya yakın Hacı Ahmed bin Aşık Paşa mülkünün yanında bulunan birbirine bitişik iki dükkandır.

Biri de, yine Azeb1er Hamamı Mahallesi’nde, Murad Halife mülkünün yanında bulunan bir değirmendir.

Biri de, yine aynı mahallede, Sofyalı İlyas mülkünün yanında bu­lunan zemin katı müştemil bir menzildir171•

Biri de, yine aynı mahallede, Yahudi Tursun mülkünün yanında bulunan ve bir zemin katı bir üst katı ve bir muhavvatayı müş­temil bir menzildir.

Biri de, Kırksçeşme Mahallesi’nde172, Başcı Abdünnebi mülkünün yanında bulunan bir değirmendir.

Biri de, merhum San Demirci Mahallesi’nde, Hacı Timurtaş mülkünün yanında bulunan ve bir birine bitişik dört dükkandır.

Biri de, yine aynı mahallede, Yiğitoğlu zevcesi mülkünün yanında bulunan bir birine bitişik beş dükkândır.

Biri de, yine aynı mahallede, Çerçi Hacı mülkünün yanında bu­lunan üst katta bir çardağı müştemil bir dükkandır.

[57J Biri de, yine aynı mahallede, Yahudi Leriz mülkünün yanında bulunan ve üst katta bir çardağı müştemil bir dükkandır.

Biri de, yine aynı mahallede, Yahudi İsmail mülkünün yanında bulunan birbirine muttasıl iki menzildir.

Biri de, yine aynı mahallede, Kapıcı Hacı mülkünün yanında bu­lunan ve bir zemin katı ve bir üst katı müştemil bir menzildir.

Biri de, yine aynı mahallede, Hacı Muhammed mülkünün yanında bu1unan birbirine muttasll iki dükkandır.

Biri de, yine aynı mahallede, Lütfi bin Hacı Abdi mülkünün yanında bulunan birbirine muttasıl iki zemin katı müştemil bir menzildir.

Biri de, yine aynı mahallede, Lütfi bin Abdi mülkünün yanında bulunan ve altta dükkanları üstte bir odayı müştemil bir menzil­dir.

Biri de, yine aynı mahallede, Yahudi İbrahim mülkünün yanında bulunan ve altta bir dükkanı ve bir üstte bir odayı müştemil bir menzildir.

Biri de, yine aynı mahallede, Yahudi Tura Hatum mülkünün yanında bulunan ve altta bir dükkanı ve bir üstte bir odayı müşte­mil bir menzildir.

[58] Biri de, yine aynı mahallede, Terzi ishak mülkünün yanında bulunan birbirine muttasıl altı menzildir.

Biri de, yine aynı mahallede, Yahudi Sa1to mülkünün yanında bulunan birbirine muttasıl üç menzildir.

Biri de, yine aynı mahallede, Yahudi Yahya mülkünün yanında bulunan ve üstte bir çardağı müştemil bir menzildir.

Biri de, yine aynı mahallede, Umumi Yolun yanında bulunan ve çömlekçi dükkanı diye bilinen uzun bir dükkandır.

Biri de, Mehmed Paşa Mahallesi’nde, Karamanlı Muhammed Fa­kih mülkünün yanında bulunan birbirine bitişik iki zemin kat menzildir173•

Biri de, yine aynı mahallede, Üstad Haffaf Şems mülkünün yanında bulunan zemin katı müştemil bir menzildir.

Biri de, yine aynı mahallede, Cansız Hacı mülkünün yanında bu­lunan birbirine muttasıl üç menzildir.

[59] Biri de, yine aynı mahallede, Tavukçu Yakup mülkünün yanında bulunan birisinin üzerinde üst katı da bulunan birbirine bitişik dört menzildir.

Biri de, yine aynı mahallede, Mehmed Paşa mülkünün yanında bulunan birbirine muttasıl üç menzildir.

Biri de, yine aynı mahallede, Mehmed Paşa mülkü ve eski duva­rın yanında bulunan birbirine muttasıl üç menzildir.

Biri de, yine aynı mahallede, Umumi Yolun yanında bulunan bir­birine muttasıl dört menzildir.

Biri de, yine aynı mahallede, Kadı Oğlu mülkünün yanında bu­lunan zemin katı müştemil bir menzildir.

Biri de, yine aynı mahallede, Kumru Hatun mülkünün yanında bulunan üzerinde bir odayı müştemil bir dükkandır.

Biri de, yine aynı mahallede, Tutmaççı Hacı mülkü yanında da bu­lunan zemin katı ve üstte bir odayı müştemil bir menzildir.

Biri de, yine aynı mahallede, Silahi Şirmerd mülkünün yanında bulunan üzerinde evleri müştemil birbirine muttasıl yedi dükkandır.

Biri de, yine aynı mahallede, Hacı Süleyman mülkünün yanında bulunan zemin katı müştemil bir menzildir.

[60] Biri de, yine aynı mahallede, Umumi Yolun yanında bulu­nan üstte bir adayı müştemil bir dükkandır.

Biri de, Hızır Beğ Çelebi Mahallesi’nde, Kasım Beğ bin Abdullah mülkünün yanında bulunan birbirine muttasıl üç dükkandır.

Biri de, yine aynı mahallede, Pehlivan Bayezid mülkünün yanında bulunan zemin katı ve bir üst katı e bir muhavvatayı müştemil menzildir.

Biri de, yine aynı mahallede, Pehlivan Bayezid mülkünün yanında bulunan iki zemin katı ve iki üst katı müştemil bir menzildir.

Biri de, yine aynı mahallede, Hızır Ağa mülkünün yanında bulu­nan bir dükkandır.

Biri de, yine aynı mahallede, Ahmed Çelebi bin Hızır Beğ Çelebi mülkünün yanında bulunan birbirine muttasıl iki dükkandır.

Biri de, yine aynı mahallede, Katib Ali mülkünün yanında bulu­nan bir kilise ile birbirine muttasıl üç dükkandır.

Biri de, yine aynı mahallede, Safi Ahmed mülkünün yanında bu­lunan bir değirmendir.

[61] Biri de, yine aynı mahallede, merhum Hacı Süleyman Vak­fının yanında bulunan zemin katı müştemil bir menzildir.

Biri de, yine aynı mahallede, sonradan Mescid haline getirilen bir kilisenin yanında bulunan üst katta iki odaları bulunan iki zemin katı, bir ahırı ve ayrıca iki zemin kat eve ile bir muhavva­tayı müştemil bir menzildir.

Biri de, yine aynı mahallede, Yahudi Yes’ıya mülkünün yanında bulunan birbirine muttasıl hücrelerdir.

Biri de, Haraci Hoca Muhyiddin Mahallesi’nde Peremeci Ahmed mülkünün yanında bulunan zemin katı üst katı ve bir odayı müştemil bir menzildir.

Biri de, yine aynı mahallede, Beytülmalcı Muhammed bin Ab­dullah mülkünün yanında bulunan zemin katı, üst katı ve bir muhavvatayı müştemil bir menzildir.

(Burada, mülkiyet kayıtları ile ilgili olan bölümü atlayarak diğer bölüme geçmek istiyoruz.)

Bütün bu zikredilen akarlar, yani karyeler, mezra’alar, evler, değirmenler ve diğer akarlar, zikredilen bütün sınırları, hakları, bağlı olan yerler ve mütemmim cüzleri, sonradan bunlara katıla­cak hukuki ve medeni semereleri, yolları, irtifak hakları, dereleri ve tepeleri, vadileri, dağları, kuyuları ve nehirleri, ağaçları ve bunlara izafe olunan, nisbet edilen, [127] bunlardan sayıları ve bu gayr-i menkullerle birlikte olduğu bilinen, akarın ismi zikredildiğinde ifadenin şamil olduğu her şey, eski-yeni, uzak-yakın, ayrı-bitişik, zikredilen ve edilme­yen bütün hakları ile birlikte, dinen ve hukuken açık, sahih ve şer’i bir vakıftır, kesindir, lazım yani bağlayıcıdır; akdi geçerli kılacak bütün şartlan havidir; noksanlardan ve akdi iptal edecek bütün meşru şartlardan uzaktır; bu vakıf yapılırken müctehid imamların itibar ettiği bütün meşru şartlara riayet edilmiştir ­-Allah’ın rızası hepsinin üzerine olsun- devamlı ve muhalleddir,

Allah’ın yeryüzüne ve üzerindeki her şeye ve herkese hakiki varis olacağı kıyamet gününe kadar geçerlidir -Allah varislerin en ha­yırlısıdır-; satılamaz, bağışlanamaz; rehin verilemez; hiç bir şekil­de ve hiçbir sebeple itlaf edilemez; değiştirilemez; vakfın gayesi­ne aykırı tebdil ve tağyir manasında tasarrufta bulunulamaz; mevkufun yahut onunla alakalı her şeyin varlığını tehlikeye soka­cak veya bunlarda noksan iras edecek tasarruflara teşebbüs edilemez; ancak vakfa yönelik açık bir maslahatı gerektiren tağyir ve tebdiller bunun istisnasını teşkil eder. Mesela, zikredilen vakıf ev ve değirmenlerde meydana gelen ve vakfın maslahatının gereği olan tağyir ve tebdiller gibi.

[128] Ayrıca zikredilen akarlar için kira akdi ve üzerlerinde bulunan ağaçlar için mûsakat akdi, bir yıldan uzun bir sure için yapılamaz. Eğer zaruret mecbur kılarsa ancak üç seneye kadar ya­pılsın; fakat kiracı güvenilir ve dindar olsun; başkasının malına tamahkar, devlet nezdinde şevket ve salahiyet sahibi olmasın; ki­racılığı sebebiyle vakfa ve maslahatlarına tehlike ve noksan gel­me ihtimali bulunan birisi olmasın.

Vakıfın Şartlan ve Vakfın Görevlileri (Vezaif-i Vakıf)

1. Fatih Cami’i İle Alakalı Vakıfın Şartları ve Vakfın Vazifeleri

Vakıf -Allah mülkünü ebedi kılsın- Kostantiniyye şehrinde yeni inşa ettiği ve yukarıda zikri geçen Yeni Cami’-i Kebir için şöyle şartlar koştu ki;

Bir hatib tayin olunsun, salih ve ilimden pay sahibi bir alim ol­sun, özellikle de şer’-i şerif ve din-i hanifin hükümlerine uygun olarak her Cuma hitabet ve imamet görevini ifa edebilmesi için bir imam ve hatibe gerekli olan şer’i ilimleri bilen bir alim olsun. Vakıf, bu şartları taşıyan hatib için vakıfın -Allah mülkünü da­im etsin- sikkesi ile damgalı rayiç olan dirhemden her gün için 30 akçe vazife (maaş) tayin eylemiştir.

[129] iki aded salih kişi imam olarak tayin edile. Bunlar her gün beş vakit namazın imamlığını, Teravih ve Regaib namazı gibi ce­maatle kılınan diğer namazların imamlığını ifa edeler. Bu iki imam adı geçen Yeni Cami’de nöbetleşe imamlık yapalar; birisi gecesi ile birlikte bir gün ve diğeri de bir başka gün imamlık va­zifesini ifa edeler. Bunlardan her biri için zikredilen Sultani dir­hemden gün de on dirhem akçe tayin edilmiştir.

Zikredilen caminin iki minaresinde beş vakit namazda ezan oku­mak ve müezzinlik yapmakla meşgul olmak üzere 12 kişi istih­dam edile. Bunlar her gün beş vakit namazda, üçü minarelerden birinde ve üçü de diğer minarede olmak üzere ezan okuyalar. Bu kişiler, müezzinlerin sahib olması gereken, takva, güzel ses, vakit ilmine vukuf gibi bütün vasıflarla muttasıf olmalılar. Bunların her biri için de günde beş akçe tahsis edilmiştir.

Vakıf -Allah gölgesini daim kılsın- on aded Kur’an hafızının zik­redilen camiye mulazemetle meşgul olmalarını [130] ve bunlardan birinin reisleri olup reisin hem sesi daha güzel, kıra’at ilmine vakıf, Kitabullahı ezberleme konusunda son noktaya ulaşmış ve yüksek derecede tecvid ilminde alim birisi 0­ması gerektiğini şart koşmuştur. Bunlardan reis için günde 7 akçe ve geriye kalan dokuz hafızın her biri için de günlük beş akçe tahsis eylemiştir.

Salih kimselerden 20 kişi daha tayin etmiştir ki, bunlardan her biri Kur’an’ın 30 kısmından bir kısmı demek olan ve cüz diye isimlendirilen bir bölümü okusun. Bunların her biri için de günlük iki akçe tahsis eylemiştir.

Yirmi kişi daha tayin etmiştir ki, bunların her biri her gün cami­de 3500 defa “La ilahe illellah” kelime-i tevhidini söylesin. Reisleri dışında bunları her birisi için de günde iki akçe ve reis için ise her gün üç akçe tahsis eylemiştir.

On kişi daha tayin eylemiştir ki, bunların her biri her gün Sey­yidimiz Hz. Muhammed (sav)’e Allahumme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed diyerek salavat-ı şerife getirsin.

[131] İçlerinden birisi reisleri olsun ve reis için günde üç akçe ve diğerleri için ise günde iki akçe yerilsin.

Beş kişi daha tayin eylemiştir ki, bunların her birisi zikredilen camide beş vakit namazı cemaatle kılsın ve sevabını da vakıfa ba­ğışlayıp dua etsinler. Bunların her birine günde yedi akçe tayin eylemiştir.

Salih bir kişiyi de mu’arrif olarak tayin eylemiştir ki, Cuma gün­leri mu’arriflerin adeti üzerine hamd etsin, salavat getirsin, ulü’l­ emre dua ve sena eylesin, mü’min erkek ve kadınlara istiğfarda bulunsun. Bunun için de günde altı akçe tayin eylemiştir.

Salih ve namaz vakitlerine arif bir kişiyi de muvakkit olarak ta­yin eylemiştir ki, namaz vakitlerini tayin ve takip eylesin. Bunun için de her gün on akçe tahsis eylemiştir.

Altı neferi de zikri geçen Yeni Cami’ye kayyım olarak tayin eyle­miştir ki, bütün sorumluluğu mescide hizmet etmek, ihtiyaç vaktinde kapılarını açmak, gece vakti kapıları kilitlemek, sergilerini açmak ve korumak, mescidi temizlemek [132] ve kısaca kayyımları ifa ettikleri bütün hizmetleri ifa etmek olsun. Bunların her biri için günlük beş akçe tahsis edilmiş­tir.

Dört kişiyi de caminin lamba ve kandilleri hizmeti için tayin eylemiş ve bunların her birine de günde beş akçe tahsis kılmıştır. İki kişiyi de zikredilen caminin önünde inşa olunan iki tuvaletin bakımını yapmak, cami ile medreseler arasında bulunan geniş alanı temizlemek, mescid’in içinde bulunduğu harimin kapıları gece kapatıp gündüzleri açmak üzere tayin eylemiştir. Bunların her biri için günde üç akçe tahsis kılmıştır.

Bir kişiyi de Mürtezika Noktacısı olarak tayin eylemiştir ki, zik­redilen vazifelilerin hallerini takip edip, hizmetini terk edenlerin terk ettikleri zamanlar için tahsisatlarını kessin. Noktabaşı için de gündelik üç akçe tahsis kılmıştır.

Vakıf, caminin hasırları için günlük dört akçe; lambaların yağı için günlük beş akçe; kandillerin süpürgeleri ve temizlenmeleri için günlük bir akçe tahsis olmuştur.

2. Medreseler İle Alakaıl Vakıfın Şartları ve Vakfın Vazifeleri Vakıf -Allah mülkünü ve saltanatını daim kılsın- şöyle şart koş­tu ki;

[133] Cami’-i şerifin her iki tarafında bulunan sekiz medrese­den her biri için şer’i ve akli ilimlerde alim ve bunların usulüne vakıf bir müderris tayin olunsun. Ta ki, şer’i ve akli ilimleri öğ­retmek ve tedris eylemekle meşgul olsunlar; ta’til olması mu’tad olan günler dışında her gün eğitim ve talime devam eylesinler; talebenin kamil manada yetişmesi için tam gayret göstersinler; talebeye talim, tefhim ve terbiyede gerekli kurallara riayet eyle­sinler; talebenin idaresinde akıllı davransınlar. Vakıf, müderris­lerden her biri için, zikredilen sultani dirhemlerden gündelik 50 akçe tahsis eylemiştir.

Ayrıca vakıf, her bir medrese için, Muhtasarat tabir edilen kısa ve metin tarzındaki temel eserleri talim edecek kadar ve Mutav­velat tabir edilen ilimlerle alakalı uzun ve ayrıntılı kitapları anlayacak kadar alim olan mu’idler (asistanlar) tayin edilmesini şart koşmuş ve bunlardan her birine de gündelik beş akçe tahsis kılmıştır.

Ayrıca her medresede ilim talebelerinden 15 kişi bulunmasını şart koşmuş ve bunlardan her birine günlük iki akçe tahsis kıl­mıştır. Ancak talebeler, bu çeşit yüksek medreselerde okunması adet haline gelen ilim kitaplarının maksatlarını anlamak için ye­terli zeka ve kabiliyete sahip olmalıdırlar.

[134] Ayrıca her medreseye, kapısını açıp kapamak üzere bir ka­pıcı, haremini temiz tutmak üzere bir ferraş, tuvaletini temizle­mek üzere de bir hizmetçi olmasını şart koşmuş ve her birine günlük iki akçe tahsis kılmıştır.

Ayrıca her medrese için hasır bedellerine, aydınlatmada kullanı­lan yağ ile kandillerin bakım ve temizliğine harcanmak üzere günlük iki akçe tahsis kılmıştır.

Yüksek medreseler gibi sayılan sekiz olan ve Tetimme-i Medre­se diye maruf olan küçük medreselerden her biri için de altı akçe tahsis kılmıştır; bu meblağdan iki akçesi bevvab tabir edilen kapıcıya, dört akçesi de hasır ve kandil yağına aittir.

Tetimme hücrelerinde her birine her ay için 15 akçe tahsis kıl­mıştır.

Bevvab yani kapıcı, salih ve ehl-i ilim bir zat olmalıdır. Kapıcı, ferraş (süpürgeci) ve tuvalet görevlisi, kendilerine tefviz edilen işleri, meşru bir engel veya şer’an makbul bir özürleri olmadıkça, mutlaka bizzat kendileri ifa etmelidirler, hizmetlerini başka­larına devretmemelidirler.

Medreseler için tahsis olunan kütüphanede, vasıfları belirtilen vakıf kitaplar için de, kitapların isimlerini çok iyi bilen, zikredi­len medreselerde bulunan [135] müderris, mu’id ve talebelerden kitaplara ihtiyaç duyan­lara nazır veya kaim-makam-ı nazır sıfatıyla kitapları verebile­cek olan bir hafız’ul-kütüb tayin eylemiştir. Kitapları başkaları­na vermesin. Bunun için de gündelik altı akçe tahsis kılmıştır. Ayrıca bu kütüphanede bir dindar katib olsun ki, bütün kitap­ların isimlerini, kitapların adetlerini, medrese ehline verilen ki­tapların adetlerini ve Kısaca ihtiva eden kütüphane rehberi ma­nasında bir defter yazsın. Kısaca kütüphane katibi, emin marifeti ile hafız’ul-kütüb, talibine lazım oldukça kitapları tefrik ve tekrar geri iade edildiğinde derleme ve toplama hizmetlerini, vakıf kitaplardan bir kitap yahut bir varak kaybolmayacak şe­kilde tedbir eyleyip bütün tasarruflarını kayd eylesinler. Bunun için de günlük dört akçe tahsis eylemiştir. Nazır, her üç ayda bir kitapların durumunu kontrol eylesin, muhafazasında ihmalde bulunmasın ve zayi olmaması için azami derecede ihtiyatlı olsun.

3. Darü’ş-şifa İle Alakalı Vakıfın Şartları ve Vakfın Vazifeleri

Vakıf -saltanatının gölgesi daim olsun- Darü’ş-şifa için de iki ta­bib tayinini şart koşmuştur. Bunlar hangi taifeden olurlarsa olsunlar, tıbbi meselelerde hazık; tatbiki ve nazari konularda ma­hir olsunlar. Her ikisi de her gün iki defa Darü’ş-şifa’ya gelerek hastalara baksınlar ve Tıp Kitaplarında ayrıntılı olarak açıklanan ilaçlarla tedavilerini yürütsünler.

[136] Hastaların ve hastalıktan yeni kurtulup da bakıma muhtaç olanların bakım ve tedbirinde hiç bir şekilde ihmal eylemesinler. Hastalıkların iyileştirilmesi için ellerinden gelen gayreti gösterip muhtaç oldukları ilaçlar ile tedavilerini yapsınlar. Bu tabiplerin her birisi için günlük 20 akçe tahsis eylemiştir.

Bir kişi de Daru’ş-şifa’da bulunan hastaların gıda maddeleri, içe­cekler ve benzeri ihtiyaçları için lazım olan her şeyi alıp tayin edi­len masrafları yapmak ve muhasebesini yürütmek üzere emin ve dindar bir emin-i sarf olacaktır. Bunun için de günlük dart akçe tahsis edilmiştir.

Yine emin ve dindar bir kişi de vekilharç unvanıyla tayin olun­sun, ta ki, Daru’ş-şifa’da ihtiyaç duyulan gıda ve ilaç gibi şeyleri satın alsın. Ancak bu kişinin alım ve satımda hem tecrübesi ve hem de basireti olsun. Bunun için de günlük dört akçe tahsis ey­lemiştir.

Muvafık ilacın ne olduğuna dair kanunları bilen bir kişi de keh­hal yani göz tabibi olsun, göz muayenesinde olmazsa olmaz olan ilimleri ve amelleri bilsin ve göz tabiplerinin muhtaç olukları bütün nazarı ve ameli bilgilere vakıf bulunsun.212 Bunun için de günlük sekiz akçe tahsis kılmıştır.

Bir de san’atında mahir ye hazık bir cerrah olsun ve buna da günlük sekiz akçe verilsin. Ancak vakıf şart koşmuştur ki, cerrah ve göz tabibi, vakıftan te­min olunan müfred ve mürekkeb ma’mul ilaçları, [137] sadece ve sadece Darü’ş-şifa’ya gelen hastaların tedavisin­de kullansın, hariçte olan yaralı ve hastalara sarf etmesin.

Eczacılık konusunda uzman bir kişi de tayin edilsin ki, şurupla­rın hazırlanmasını, ma’cunların, nebati ilaçların (akras) ve mu­sehhil ilaçları (eyaric) yapılmasını bilen arif biri olsun. Ta ki hastalar için ihtiyaç duyulan şurup ve diğer ilaçları hazırlasın. Bunun içiin günlük altı akçe tayin etmiştir.

Bir güvenilir kişi de ecza depocusu olsun, Daru’ş-şifa’da ihtiyaç duyulan şurup, ilaç ve diğer malzemeleri depolasın, her gün Da­rü’ş-şifa’ya gelsin, nazır, tabib veya bunların naibleri huzurunda Mahzenin kapısını açsın, tabibin bilgisi ve emri altında hastalara şurup ve ilaçları dağıtsın; mahzenin kapısını kapattıktan sonra hepsinin ittifakıyla kapıya mühür vurulsun. Bunun için de günlük dört akçe tayin eylemiştir.

Aşçılık sanatını bilen iki tane de tabbah=aşçı olsun ki, tabibin emri ve marifeti ile her gün gerekli gıdaları pişirsinler. Bunların her biri için de günlük üç akçe tayin eylemiştir.

Güvenilir bir kişi de Daru’ş-şifa’ya kapıcı olsun. Her gün vaktinde gelerek kapının açılışını ve kapanışını yapsın.

[138] Yabancılardan hiç kimsenin Daru’ş-şifa’da gece kalmalarına ye hastaların yanlarına varmaların asla müsaade etmesin. Bu­nun için de günlük üç dirhem tahsis kılmıştır.

İki kişi de hasta hizmetleriyle meşgul olsunlar; gıdaların ve şu­rupların onlara ulaştırılması, yataklarının hazırlanması, elbiselerinin yıkanması, ellerine su dökülmesi, kaldıkları menzillerinin temizlenmesi ve benzeri hizmetleri ifa etsinler. Kısaca kayyım ve ferraşın ifa ettikleri hizmetleri yerine getirsinler. Bunların her biri için de günlük üç akçe tahsis kılınmıştır.

Güvenilir Salih bir kişi de, bu külliyeye ait binaların duvarlarını duvarlara yazı yazanlardan ve üzerine rastgele nakış ve resim çizenlerden korusun. Bunun için de günlük iki akçe tahsis kılmıştır.

Vakıf şart koşmuştur ki, Darüşşifa tabir edilen bu binanın bütün vazifelilerinin maaşları ve masrafları, her gün işin 100 akçeyi geçmesin ve eksik de olmasın.

Vakıf -Allah onun hayırlarını kabul eylesin-,

[139] Darü’ş-Şifa’da ihtiyaç duyulacak gıdalar, şuruplar ve ilaçlar ile vefat edenlerin teçhiz ve tekfini işin günlük 200 akçe tahsis olmuştur.

Vakıf, haftada bir defa, tam bir ihtiyatla hareket etmek şartıyla, nazır, tabib ve kâtibin bilgisi altında Darü’ş-Şifa’da bulunmayan ihtiyaç sahiplerine de ihtiyaç duydukları ilaç ve şuruplan Darü’ş­Şifanın deposundan verilebilir.

Nazır, depodaki ilaç ve şurupları devamlı teftiş etmelidir; ta ki, şe­ker gibi her zaman bulunmayan baz maddelerde sıkıntı olmasın. Darü’ş-Şifa’daki hastalardan birisi mirasçı bırakmadan vefat ederse, terekesi nazır ve tabib marifetiyle Darü’ş-Şifa’nın masla­hatlarına harcanır.

Vakıf, Darü’ş-Şifa’da vefat edecek hastaların, hiçbir darlık ve sıkıntıya girmeden techiz ve tekfin edilebilmeleri için günlük beş akçe tahsis eylemiştir.

4. İmaret-i Amire İle Alakalı Vakıfın Şartları Ve Vakfın Vazifeleri

Vakıf -Allah mülkünü daim kılsın- yukarıda zikri geçen İmaret-i Amire işin diyanet, emanet, takva, hidayet ve ilim ile meysuf bir şeyh tayin kılmıştır ki,

[140] fakirler, alimler ve misafirler için tahsis kılınan gıda ve benzeri şeylerin zamanında ve ehline ulaştırılması vazifesini tam ola­rak ifa etsin. Bu görevli için günde 20 akçe tayin olmuştur.

Vakıf, yine imaret için muhasebe ve vakıf ve emin bir katib olmasını şart koşmuştur ki, imarete giren ve çıkanları ayrıntılı olarak yazılması gibi ihtiyaç duyulan maddeleri yazsın. Katib için günlük altı akçe tahsis olmuştur.

Yine imaret için bir vekilharç tayin eylemiştir ki, emanet ve diyanet ile meysuf olup alım-satımda tecrübe sahibi olması şarttır. Bunun için de günlük beş akçe tahsis olunmuştur.

Yine imaret için kilerdar diye bilinen güvenilir bir depocu (hazin) tayin etmiştir ki, imaretin depolarında bulunan her şeyi muhafa­za eylesin ve mukkayyed olsun. Bunun işin de günlük beş akçe ta­yin olmuştur.

Yine imaret için güvenilir ve imaretin içini, dışını ve harimini te­mizleme, yataklarını serme ve zamanında bunları kaldırma ve düzenleme hizmetlerini hakkıyla ifaya muktedir iki fen’aş tayin eylemiş ve bunların her birine günlük üş akçe tahsis olmuştur.

[141] Yine imaret için güvenilir ve imarete gelecek misafirlere hizmete yani, yataklarını serme ve zamanında bunları kaldırma ve düzenleme ve benzeri hizmetleri hakkıyla ifaya muktedir iki kayyım tayin eylemiş ve bunların her birine günlük üş akçe tah­sis olmuştur.

Yine imaret için kandilleri yakmak ve buna tekaddüm eden hiz­metleri ifa edecek iki serrac (kandilci) tayin eylemiştir ki, her ge­ce nöbetleşe bu gereği ifa edeceklerdir. Son yatsı vaktinden son­ra imaretin kapılanın kilitlemek ve fecrin doğuşundan evvel de açmak görevleri de bunlara tefviz edilmiştir. Bunların her birine günlük üç akçe tahsis kılmıştır.

Yine imaret için nakib diye bilinen dört nefer tayin eylemiştir ki, diyanet ve hizmeti kuvvetle ifa vasıflarına sahip olmaları şarttır. Kendilerine tefviz edilen talebelere, fakirlere ve misafirlere sabah ve akşam yemeklerinde olması gereken şekilde ekmeğin tevzii ve yemeğin taksimi görevlerini dikkatle yürütmeleri,

[142] İmaret-i Amire’ ve konaklayan herkese hizmet edip konakladıktan günden son gün olan üçüncü güne kadar onlar için ta­yin edilen yemekleri hazırlamaları vazifeleridir. Güzel adetlere ve hoş olan adab-ı mu’aşeret kaidelerine uyma mecburiyetleri vardır. Bunların her birine günlük üç akçe tahsis kılmıştır.

Yine imaret için verilecek hizmetleri hakkıyla ifaya muktedir iki bevvab tayin eylemiştir ki, bunlardan her biri yemek geldiğinde ve taksimi sırasında kapıda duracaklardır; İmarete gelenlerden kim ki yemek elde etmek için su-i edebde bulunursa, onu engel­lemek, icabederse nasihat etmek ve gerektiğinde dövmek gibi hizmetlerle meşgul olacaktır ve bunların her birine günlük üç akçe tahsis kılmıştır.

Yine imaret için güvenilir ve çeşitli yemekleri pişirmede mahir ve muktedir altı aşçı tayin eylemiş ve bunların her birine günlük dört akçe tahsis kılmıştır.

Yine imaret için dindar, güvenilir ve ekmek pişirmede tecrübe sahibi altı ekmekçi tayin eylemiştir, bunlar nöbetleşe çalışacak­lardır. Bunların her birine günlük dört akçe tahsis kılmıştır.

[143] Bir kişi de etin imaret mutfağına taşınması için hamal ola­rak tayin edilmiştir, güvenilir birisi olması şarttır ve bu kişi için günlük üç akçe tahsis olmuştur.

İki kişi de buğdayın ayıklanması için tayin edilmiştir, güvenilir olmaları şarttır ve bu kişi için günlük üç akçe tahsis kılmıştır. İki kişi de bulaşıkların yıkanması için tayin edilmiştir, güvenilir olmaları şarttır ve her biri için günlük üç akçe tahsis kılmıştır. Kas’a-baha olarak da beş akçe tahsis kılmıştır.

İki dindar kişi de imaretim ahırını korumak, buraya konulan hayvanları gözetlemek, yatsı namazından sonra ahırın kapısını kilitlemek ve sabah namazından evvel açmak için tayin olunacaktır. Bunların her birisi için günlük iki akçe tahsis kılmıştır. Bir kişi de arpa emini olarak misafirlerin hayvanlarına verilecek arpayı depolamak için tayin oluna ki, güvenilir birisi olması ve misafirlerin hayvanlarına aleflerini gereği gibi taksim eylemesi icabeder. Bunun için de günlük iki akçe tahsis kılmıştır.

Bir kişi de odunun mahzenden mutfağa kadar taşınması için ha­mal olarak tayin oluna ve bunun için de günlük iki akçe tahsis olmuştur.

[144] Bir kişi de imaretin duvarları üzerine yazılar yazılmasını ve resimler çizilmesini engellemek ve kısaca imaretin duyarları­nı korumak için tayin oluna. Bunun için de günde iki akçe tahsis kılmıştır.

İmaret-i Amire’nin tahsis kılınan vazifelerinin tamamı günlük 200 akçe olmaktadır.

5. imaret-i Amire Mutfağı ile Alakalı Vakıfın şartlar ve Vakfın Vazifeleri

Sonra vakıf -Allah mülkünü daim kılsın- imaret-i Amire mutfa­ğı için şöyle şart koştular ki;

Günlük olarak imaret mutfağına İstanbul müddü ile bir buçuk müdd213 buğday unu tahsis kılınsın. Un iyi kalite ve temiz olma­lıdır; bunun için günlük 200 akçe tahsis olmuştur. Vakıf günlük 240 okka iyi kalite ve besli koyun eti tahsis kılmış­tır. Çorba için günlük İstanbul kilesiyle altı kile pirinç tahsis eyle­miştir.

[145] Ramazan gecelerinden her gece, Cuma geceleri ve Bayram gecelerinde her gece için pişirilen pirinç pilavı, zerde ve zirbaca sarf olmak üzere bir İstanbul müddü ve beş İstanbul kilesi tahsis kılmıştır.

Diğer günlerde pirinç çorbası için altı İstanbul kilesi pirinç buğday çorbası için de temiz ve kaliteli buğdaydan dövülmüş şekilde altı kile bulgur tahsis eylemiştir.

Her gün yarım kile nohut tahsis eylemiştir. Her ay için bir müdd üç kile tuz tahsis eylemiştir.

Ramazan gecelerinin her biri, Cuma günleri ve her bayramlarda her Cuma ve bayram günlerinde her gün ve gece için 42 dirhem zağferan tahsis olmuştur.

Yine zirbaç pişirilmesi iyin ihtiyaç duyulacak olan badem, kuru üzüm ve kayısı ve benzeri maddeleri tahsis edilmiştir. Ayrıca her gün sekiz akçe de sebzelere tahsis eylemiştir.

Bütün bu meselelerde mütevellinin görüşü alınacak, o da israf ve cimriliğe kaçılmadan tespitlerini yapacaktır.

Bu vakfiyede zikredilen müdd, kile ve okkalar, İstanbul müddü, İstanbul kilesi ve İstanbul okkasıdır.

Vakıf, her sene kocaları olmayan hanımefendiler ve imare ve gelecek misafirlere verilecek ziyafetler için 15.000 akçe tahsis eyle­miştir.

Vakıf, yukarıda zikredilen ölçü ve miktarlardan fazla harcama yapılmamasını, zikredilen miktar ve ölçülerde harcama yapıldık­tan sonra arta kalan şeylerin dikkatle muhafaza edilmesini şart koşmuştur.

[146] Vakıf -Allah mülkünü ve saltanatını daim kılsın- yeni Ca­mi, imaret-i Amire, Darü’ş-Şifa, Kütüphane ve bunlara müteal­lik olan ve bunlara nisbet edilen bütün vakıflar için bir mütevel­li (nazır) tayin eylemiş ve bu mütevellinin iffet ve emanetle mut­tasıf olmasını şart koşmuştur.

Mütevellinin görevleri şunlardır: Zikredilen vakıflara nezaret et­mek; bunların icab eden tamirlerini yapmak; gelir ve galleleri tahsil eylemek ve mahsullerini zabt edip toplamak; vakıf tarafından tayin edilen tahsisleri yerli yerine ulaştırmak; vakfın gelir ve giderlerini kontrol etmek, bütçeyi hazırlamak; vakfı ve ile alakalı bütün vesika ve hüccetleri zamanı gelince yenilemek; vakıf mal­larını mevcut şartlar içerisinde korunması için elinden gelen gayreti göstermek.

Mütevelli için günlük elli akçe tahsis eylemiştir.

Ayrıca güvenilir, dindar ve muhasebe işlerinden anlayan birisinin de katib olarak tayin edilmesini şart koşmuştur ki, yukarıda zik­redilen vakıflara ait vakıf akarların muhasebelerini ihtiva eden muhasebe defterlerini yazsın; ayrıntılı olarak günlük olayları ihtiva eden Rüznamçe Defterleri’ni tedvin eylesin; bu defterler sebebiyle senenin her gününde vakıf bütçesine giren ve çıkanı yani gelir ve gideri her an takip edebilisin. Her senenin defterleri katibin mührüyle mühürlenerek bir kese içine kona ve vakıf mütevellisine arz edilerek bir sandukçada muhafaza edile. Katip için günlük on akçe tahsis kılmıştır.

Mütevellinin tasarrufunda bulunan vakıf akarlardan elde edilen hasılat, yukarıda zikir ve tayin edilen vezaif ve ihracat’a214 yeterli gelmezse, [147J adı geçen mütevelli ihtiyacı karşılayacak meblağı Ayasofya mütevellisinden alacak ve deftere alman meblağı, nasıl ve nereye sarfedildiğini aynen yazacaktır.

6. Ayasofya Camii ile Alakalı Vakıfın şartları ve Vakfın Vazifeleri

Sonra vakıf, -Allah mülkünü daim kılsın- Ayasofya Camii için şöyle şart koştular ki;

Ayasofya Camii’ne, yukarıda zikri geçen vasıflarla muttasıf bir ha­tib tayin edilsin ki, Cuma günleri hatibliği yapsın ve Cuma namazı imamlığı ifa etsin. Bu hatibe günlük 15 akçe tahsis kılmıştır. Salih bir kişi imam olsun, her gün beş vakit namazda insanlara imamlık yapsın. Bunun için de günlük 15 akçe tahsis eylemiştir. İmamın Şer’an imamlar için aranan şart ve vasıflara sahip olması ve adı geçen camide Kur’an okuyan hafızların reisliği görevini de üstlensin (reis’ül-huffaz) ve bu tasarrufu sebebiyle kendisine günlük altı akçe daha tahsis edilmiştir. Ancak bu tasarrufta bulu­nabilmesi için, ilm-i kıraatı bilmesi ve Kur’an hıfzında yüksek bir derecede bulunması şarttır.

Reisü’l-huffaz dışında Mushaf’a müracaat etmeden Kur’an kıra­atını rahatlıkla yapabilen ve tecvid ilmine vakıf olan dokuz aded hafız olsun. Bunların her birisi için de günlük beş akçe tahsis kı­lmıştır.

[148] Salahat ve dürüstlükle mevsuf yirmi nefer kurra da olsun ki, bunlar her öğle namazından sonra Ayasofya Camii’nde hazır bulunup, camide bulunan mushaflardan Allah’ın Kitabı’nda bu­lunan 30 cüz’den her biri bir cüz okusunlar. Bunların her birisi için de günlük ikişer dirhem tahsis kılmıştır.

Ayasofya Camii’nde yirmi salih kişi her öğle namazından sonra hazır bulunsun, tehlil ve tesbihde bulunarak sevabını vakıfa Allah, mülkünü daim etsin- ve onun büyük ecdadı ve kıymetli selef­lerine -Allah Dar’üs-Selam olan Cennette derecelerini yükseltsin­ bağışlasın. İçlerinden birisi reisleri olsun. Reisleri için günlük üç akçe ve onun haricindekiler için ise günlük iki akçe tahsis kılmıştır.

Salih altı kişi de, her gün beş vakit namazda nöbetleşe olarak ezan okumak üzere mü’ezzin olarak bulunsun. Namaz vakitlerini bilen insanlardan olsunlar. Bunların her biri için günlük beş akçe tahsis kılınmıştır.

Bir kişi de mu’arrif olsun ki, emsali mu’arriflerin ifa ede geldikleri örf ve adetleri ve yerine getirsin; namazın akabinde vakıfa -Allah mülkünü daim kılsın-, mü’min erkek ve [149] kadınlara dua et­sin. Bunun için de günlük altı akçe tahsis kılmıştır.

Namaz vakitlerini iyi bilen bir kişi de muvakkit olsun. Bunun için de günlük on akçe tahsis eylemiştir.

Dart kişi de Ayasofya Camii’nin kayyımları olsunlar, mescidin temizliği, kapıların zamanında ve vaktinde açılıp kilitlenmesi gi­bi hizmetleri aksatmadan devam ettirsinler. Bunların her biri için günlük dört akçe tahsis olmuştur.

Üç kişi de kandillerin bakımı, vaktinde ve zamanında bunların yakılması ve söndürülmesi gibi hizmetleri ifa etmek üzere görevli olsun. Bunlardan her biri için günlük beş akçe tahsis kılmıştır. Bir kişi de noktacı olarak görevlilerin hallerini takip ve teftiş için görevli olsun. Kim hizmet günlerinde vazifesini terk ederse, görevi terk ettiği günün tahsisatını kesmesi için durumu mütevel­li ve haber versin. Noktacı olarak isimlendirilen bu kişi ve günlük iki akçe tahsis eylemiştir.

Vakıf, Ayasofya Camii’nin hasırları için günlük dört akçe; kandil yağları için günlük beş akçe; kandillerin bakımı ve temizliği için günlük iki akçe tahsis eylemiştir.

7. Mekteb (Daril’t- Ta’lim) İle Alakaıl Vakıfın §artları ve Vakfın Vazifeleri:

Sonra Vakıf, -Allah mülkünü daim kılsın- Ayasofya Camii’ne bi­tişik ve batıya meyilli olan kapının yanında bulunan bir menzili [150] mekteb (Darü’t- Talim) olarak tahsis eylemiş ve bu mekte­be Müslüman ve tüm ve yoksulların çocuklarına Kur’an öğretmek ile meşgul olacak bir mu’allim tayin eylemiştir.

Vakıf şöyle şart koşmuştur ki, eğer ve tüm çocuklar yeterince bu­lunursa bunların talimi ile meşgul ola; eğer yeteri kadar ve tüm çocuklar bulunmazsa Müslüman fakirlerin çocuklarına da Kur’ an talim eyleye.

Mu’allim için günlük altı akçe; mektebin halifesi için günlük iki akçe; mektebin temizliği ve koruması ile meşgul olacak olan kay­yımı için ise günlük bir akçe tahsis olmuştur.

8. Zeyrek Camii İle Alakalı Vakıfın Şartları ve Vakfın Vazifeleri:

Sonra Vakıf, -Allah, mülkünün gölgesini daim kılsın- Zeyrek Ca­mii için bütün Müslümanların üzerine şöyle şart koştular ki; Zeyrek Medresesi diye maruf olan camide yukarıda zikredilen vasıflara sahip maaşlı bir hatib bulunsun. Hatib, aynı zamanda imam olsuna ve kendisine vakfın gelirinden günlük sekiz akçe verilsin.

Tecvid ve tertil ile Kur’an’ı ezbere okuyan beş hafız olsun, içlerin­den biri reisleri olsun. Reise günlük üç akçe ve geri ve kalan diğer hafızların her birine günlük iki akçe tahsis kılınsın.

Sesleri güzel ve müezzinlik görevini ifa edecek iki kişi de müezzin olsun ve bunlardan birisi aynı zamanda mu’arrif olarak görev yapsın. Mu’ arrif olana günlük üç akçe ve diğerine ise, günlük iki akçe tahsis edilsin.

Salih bir kişi de kayyım olarak [151] mescidlere dair hizmetler­den adet ne ise, onları ifa etsin ve aynı zamanda siraci yani kan­dilci olsun. Buna da günlük iki akçe tahsis edilsin. Kandillerin yağları ve hasır için her gün bir akçe tahsis edilsin.

9. Eski imaret Camii İle Alakalı Vakıfın Şartları Ve Vakıtın Vazifeleri:

Sonra vakıf, Eski imaret diye bilinen cami için şöyle şart koştu­lar ki;

Eski imaret diye ma’ruf olan camide beş vakit namazda imamlık yapacak bir imam olsun ve kendisine günlük beş akçe verilsin. Yukarıda zikredilen tarzda iki kişi de mü’ezzin olsun ve bunların her birine günlük dört akçe verilsin.

Günlük bir akçe vazife ile görevli bir de kayyım bulunsun. Kandil yağı ve hasır için günlük bir akçe ayrışmıştır.

10. Darü’l-Feth Galata Camii ile Alakalı Vakıfın Şartları ve Vakfın Vazifeleri:

Sonra vakıf, Galata kasabasında bulunan cami için şöyle şart koştular ki;

Galata Camii’nde salih, takva sahibi, ahlaken tertemiz, akıllı ve şerefli alimlerin ve büyük salihlerin sıfatlarını taşıyan bir kişi maaşlı hatib olsun ve kendisine günlük beş akçe verilsin.

Bir de beş vakit namazda camide imamlık yapacak, farzları, sün­netleri, müstahabları ve şartları bilen bir alim imam olsun. Beş vakit namazda camide hazır olsun. Kendisine günlük beş akçe verilsin.

Beş aded hafız tayin olunsun; bunlar her gün Kur’an-ı Kerim’den birer cüz okusunlar ve hatim duasını Cuma günü yapıp tamam­lasınlar. Reislerine günlük üç akçe [152J ve geriye kalan dört ki­şiden her birine de ikişer akçe verilsin.

Mevcut iki salih müezzinden her birine günlük bir akçe verilsin. İki salih kayyımdan her birine de günlük iki akçe verilsin. Mu’arrife günlük iki akçe verilsin.

Kandillerin ve lambaların yakılması ve bakımı ile görevli kandil­ci ve günlük bir akçe verilsin.

Kandil yağı ve hasır için günlük bir akçe ayrılmıştır.

11. şeyh Vefa-zade Camii İle Alakalı Vakıfın Şartları Ve Vakfın Vazifeleri:

Sonra vakıf, şeyh Vefa-zade di ve bilinen cami için şöyle şart koştular ki;

Hazret-i vakıf – Allah Sübhanehu mülkünü ve saltanatını daim kılsın- Konstantınıyye’de inşa ettiği yeni Cami’ye gelince, bu ca­mi mezkur şehirde Şeyh Vefa-zade diye alabildiğine ma’ruf ve meşhurdur ve caminin içinde bulunduğu Mahalle Şeyh Vefa-za­de Mahallesi diye şöhret kazanmıştır.

Vakıf, bu camiye, caminin harimine yakın bir yerde inşa eylediği bir hamamı da vakf eylemiştir.2J5

Hazret-i vakıf, -Allah mülkünü daim kılsın- bu caminin tevliyet ve tedbirini ma’rifetullah yoluna salik, dinin emirlerine müte­messik, fazıl, kamil, takva sahibi, temiz ahlaklı, celalet ve heybet sahibi, hasbi ve abid, muhakkik ve müddakkik, Allah’a yönelen, müte’abbid, zahid, mütevekkil, Şeyhül-İslam, [153J insanların bereket vesilesi, geçip giden günlerin geride bıraktığı en güzel şe­yi, celal ve ikram Sahibi olan Allah’ın tecellilerine mazhar Şeyh Vefa-zade’ye -Allah Te’ala onun ahiret zadını arttırsın ve ta’at ile abdetinin bereketi Müslümanları faydalandırsın- tefviz eylemiştir. Hayatta olduğu ve vakıf üzerinde tasarruf ve tedbire ehil kaldığı müddetçe bu tevliyat hakkı devam edecektir.

Vakıf – Allah Saltanatının gölgesini daim kılsın- adı geçen Şeyh’den sonra -Allah devam ve bekasını uzatsın- Zeyrek Camii’nin şartlarının, hiçbir tağyir ve tebdile maruz kalmadan biraz evvel zikri geçen Galata Camii’nin şartlarıyla aynı olmasını şart koşmuştur.

12 Kulle-i Cedide’de (Rumelihisarı’nda) bulunan Cami ile Alakalı Vakıfın Şartları Ve Vakfın Vazifeleri

Sonra vakıf, Kule-i Cedide de bulunan cami için şöyle şart koştular ki;

Camide, bir hatib ve aynı zamanda beş vakit namazda imamlık yapacak bir imam olsun ve kendisine günlük altı akçe verilsin. Beş vakit namazda ezan okuyacak bir müezzin olsun ve aynı zamanda kayyımlığı da yürütsün ve müezzinlik için günlük üç akçe verilsin ve kayyımlık için de bir akçe tayin edilmiştir.

Kandil yağı ve hasır için günlük bir akçe ayrılmıştır.

13. Kalenderhane ile Alakalı Vakıfın Şartları ve Vakfın Vazifeleri

Sonra vakıf, Kalenderhane diye bilinen şerefli müessese için şöyle şart koştu ki; Kalenderhane için, takva sahibi salih ve mütedeyyin bir şey tayin olunsun.

154] Ehl-i sülûkün hallerine vakıf olsun; manevi mücahede ve riyazet ehlinin manevi terbiyesine arif olsun; zenginlerin kapısından uzak; devlet ricalinin kapısında bir şeyler talep etmekten ve yağcılıktan kaçman; sadece ve sadece zaviye ve seccadeye devam eden bir mürşid olsun. Bunun için günlük on akçe tahsis kılınmıştır.

Bir kişi de vakfın nazırı olsun ki, vakfı ahvalini ve hizmetlerini yani zaviyedeki mücavirlere tahsis edilen yemekleri ve misafirler için verilecek ziyafetleri takip etsin. Nazıra da günlük beş akçe verilsin…

Umumi Şartlar

Vakıf, şart buyurdular ki; fakirlere verilecek yiyecekler için [155] günlük 40 akçe tahsis kılınmıştır.

Gelen ve giden misafirlere yapılacak masraflar için, günlük 15 akçe tahsis kılınmıştır.

Bu vakıfların gelirlerinden mahruse-i Kostantiniyye’de bulunan yetimler için günlük 100 akçe tahsis olunmuştur. Aylık 3.000 akçe olur.

Vakıf, erkek veya kız, hem annesi ve hem de babası bulunmamak şartıyla, her yetim çocuğa günlük yarım akçe tahsis edilmesini ve hidane216, velayetinden kurtuluncaya kadar bu yetim maaşının ödenmesini şart koşmuştur. Bu yaşa ulaşınca, maaş kesilir. Yetim maaşını verilmesi de kesilmesi de zikredilen beldenin kadısının kararıyla olur. Kadı sicillerinde, bu durum ayrıca kayıt altına alınmıştır.

Vakıf, Bezzazlar çarşısı (Bezzazistan-l Sultani) için salih, koru­ma ve güvenlikten anlayan dört aded bekçi (haris) tayin edilme­sini şart koşmuştur. Taa ki, bu bekçiler, geceyi çarşıda geçirsinler ve çarşıda bulunan ticari emtia ve kumaşları korusunlar. Bu bekçilerin her birine günlük iki akçe tahsis edilmiştir.

Yine vakıf, – dünyada melikler ona kul olmaya devam etsin, se­mada meleklerden bir ordu daima onun emrine müheyya olsun­ şart koştu ki, bütün bu zikredilen camiler ve [156] yukarıda yazılan masraflar işin güvenilir ve müstakil bir mutevelli (nazır) ta­yin edilsin. Tayin edilecek bu mütevelli dindar, bu göreve ehil, is­tikamet ve dirayet sahibi olsun; Mahruse-i Kostantiniyye’nin içinde bulunan dükkan ve ev gibi vakıf akarları, şer’i işletme yol­ları ile işleterek gelir sağlamaya muktedir olsun; kiraya verilecek müsakkafatı en güzel şekilde ve gereği gibi değerlendirsin; aylık veya yıllık olarak vakıftan istihkak sahibi olan ehl-i mürtezikaya aylıklarını (camekiyye) zamanında versin; istikametli bir şekilde vakıf tahsildarları (cabi) ve müste’cirlerin’in muhasebe ve kont­rolünü yapsın; gelir ve gider cetvelini yani vakıf bütçesini tam ihata etsin; vakıf malları, harap olmaktan korumak için, ancak ve ancak borcuna Sadık, zengin ve vakıf malını tamir ve termimde elinden gelen gayreti gösteren kiracılara kiralasın; vakıf mallarla alakalı taksirli fiillerden kaçınsın; vakıf dükkanları boş tutmasın; kim en çok kira bedeli verirse, vakıf malı ona teslim etsin; bir ve­ya iki senelik kira akitleri yapsın; vakıf malları kiralamaya rağbet fazla ise kiracılardan güvenilir kefilleri alsın; güvenilir kefilleri bir an dahi tehir etmesin ki, sonradan münazaaya sebep olmasın; bütün bu zikredilenleri ayrıntılı olarak vakıf defterine kaydetsin. [157] Yine vakıf, bütün bu zikredilen vakıflar için maaşlı bir ka­tib tayin edilmesini şart koşmuştur. Taa ki, bu zikredilen vakıf bi­nalara ve vakıf mallarına ait her şeyi, mesela gelir ve giderleri, muhasebe san’atının ehli katında malum olan örf ve adet kural­ları gereği mazbut bir şekilde kaydetsin. Defterine kaydedilme­yen vakıflara ait gelir ve gider, az şok hiçbir şey bulunmasın. Her ayın ve her senenin defteri, katibin mührüyle, Divan-ı Sultani’de yapılacak muhasebe vaktine kadar mütevellinin katında mahfuz kalsın.

Vakıf, yine şart koşmuştur ki, on sekiz aded kişi vakıf gelirlerini tahsil etmek üzere tahsildar (cabi) olarak tayin olunsun. Bunlardan beşi vakıf mezra’a ve karyelere görevlendirilsin; bi­rincisi Silivri kasabası ve tabilerine; ikincisi Ereğli kasabası ve ta­bilerine; üçüncüsü Rados ve Benatos isimli karyeler ve mülhaka­tına; dördüncüsü Vize Nahiyesi’ndeki karyelere; beşincisi yukarıda zikredilen Kırkilise Nahiyesi’nde bulunan İskoplos, Badra ve Ereğlice isimli üç karye ile Vize Sancağı a’malinden olan Vak­fiyye-i Sultaniyye diye meşhur olan muhtelif harklara cabi tayin edilmiştir.

[160] Bunlardan her birinin dindar ve güvenilir kişiler olup ken­dilerine tefviz edilen işleri, tehir, tembellik, ihmal ve gaflet göstermeden ifa edeler; her gün kendilerine verilen görevi dikkatle takip edeler. Vakfın bir yerinde herhangi bir halel ve eksiklik gö­rülür ise, vakıf malın harabına vesile olmaması için hemen bu gediği kapata ve eksikliğini tamamlaya. Eğer vakıf maldaki bu ta­miri yapmak (rakabe) bir günde tamamlanabiliyorsa, bu görevlilerin söz konusu tamiri hemen yapmaları ve kendilerine tahsis edilen maaş dışında mütevelliden fazla bir şey talep etmemeleri gerekir. Eğer vakıf mallardaki eksiklikler iki veya daha fazla günde tamir edilebilecek kadar fazla ise, bu durumda bahsedilen günlerde çalışmaları halinde diğer işçilere verilecek ücret vakıf hizmetlilerine de verile.

Dört emin kişi de vakfın mu’temedleri olup nerde olursa olsun bir iş çıktığında bunun yapılması isçin ellerinden geleni yapalar. Bunlardan her biri dindar ve güvenilir kişilerden olup hem tamir işlerine vakıf ve hem de işçileri çalışmaya müşevvik olsunlar. İşçiler tembellik ve ihmal gösterirlerse, onlara evvela nasihat eyle­yeler; eğer nasihat ile yola gelmezler ise, işlerini dikkat ve sür’at­le yapmaları iççin onları tedip ve hatta tehdid edeler. Bunlardan her birine günlük dart akçe verile.

Daha sonra vakıf, -avarif ona ma’tuf ve avatıf on masruf olmaya devam etsin- aziz ruhu bedende kaldığı müddetçe.

[161] tevliyet hakkını kendine tahsis eylemiştir -Allah onu haya­tı müddetince ferahlandırsın ve afetlerden muhafaza eylesin-. Vakıfta dilediği ve istediği şekilde tasarruf edebilir; vakfa ait va­zifelerden (tahsisler) istediğini tenkis ve istediğini tezyid eder. Beğendiği her fiili işler ve gereken her şeyi yapar.

Sonra eceli gelip de Hakka emaneti teslim eylediğinde -Doğu ve Batı sultanlarının başlarının üzerinde gölgesi daim olsun; iyilik ve ihsanını bütün halkın üzerine yağmur gibi yağdırsın-, şart koşmuştur ki, mütevellilik erkek evladına, evladının evladına ne­sil be nesil batın be batın ila maşaAllah ait bulunsun. Erkek ev­ladından kimse kalmadığında ki, Baki olan sadece Samed olan Allah’tır -Allah evlatlarının şerefli varlıklarını yevm-i din olan kıyamet gününe kadar asrın insanları arasından ayırmasın, amin Ya Rabbe’l-Alemin-, mütevellilik saltanat tahtına oturan ve memleketin idaresini eline alan sultanın üzerine gerektir ki, bü­tün vasıflarıyla tevliyet ve nezaret görevine ehil, güvenilir, Allah’ın rızasına uygun bir şekilde dinini yaşayan bir şahsı müte­velli olarak tayin eylesin.

Vakıf-ı müşarünileyh, her mütevelliye görevi sırasında riayet et­mesi için şart koşmuştur ki, vakıf mallarını ve akarlarını, şer’an ve hukuken mümkün olan bütün yollarla işletsin; [162] helal yol ile olmak şartıyla vakıf mallarını hukuki ve medeni semerelerini elde etmek için elinden gelen gayreti göstersin; vakıf malların istirbahı yani bunlardan gelir ve kar elde etmek için işletme yolla­rının en güzellerine başvursun ve vakıf akarların imkanlarını en güzel şekilde kullansın; vakıf akarların bütün galle ve gelirlerini tahsil eyleyip en yüksek seviyede zabt u rabt eylesin.

Allah’ın vakıf akarlar için ihsan edeceği, kira bedeli, galle, gelir ve ürünleri, evvela asıl vakıf malların noksanlarını tamamlamak için tamir masraflarına (rakabe) ve vakıf eserlerin asıl yapıla­rını termim etmeye (muessesat-ı vakfiye ve meberrat-ı hayriye­ye); sonra vakfa gelir getiren vakıf akarlar (müsekkafat) ve müstegillata; sonra vakıfın kendi mütevelliliği ve evladının mütevel­liliği zamanında -Allah u Te’ala onların şerefli varlıklarıyla yılla­rın ve ayların nizamını süslendirsin ve seneler ve asırlar tama­men sona erinceye kadar onların müddetlerini uzatıversin bunlardan geriye kalan ve artan gelirlerin yirmide 5/10’u tevliyet halda olarak ayrılıp Hazine-i Amire’ye teslim kılınsın. Eğer tevli­yet vakıfın evladından münkariz olursa, tevliyet hakkı sultanın tayin edeceği nazırların tahsisatı (vazifesi) olarak devam eder. Muessesat-ı Hayriye’de gerekli olan tamir masrafları (rakabe), vakıf akarlardaki termim giderleri ve tevliyet hakkından sonra geriye kalan vakıf gelirleri, vakfiyede zikredildiği üzere ve vakıfın şartları esas alınarak, her hayır müessesesindeki görevlilerin maaşları ve tahsisatlarına sarf olunur.

[163] Sonra vakıf -celalini daim ve gölgesini geniş ve kaim eyle­sin- her mütevelli ve nazır olan şart koştu ki, vakıfla alakalı ola­rak kendisine gelen ve giden her meselede Allah’tan korka; müste’cirler ile ehl-i diyanet ve takvanın razı olacağı şekilde emanetle mu’amele eyleye; müste’cirler ile sözleşme yaparken asla ihmal etmeden mutlaka yazılı hale getire ve şahitli mu­amelede buluna; ihmal ve gaflet eylemeden zamanı ve va’desi gelince hemen kira bedellerini tahsil eyleye.

Sonraa vakıf -Allah, devlet-i ebediyye ve sermedi nimetlerle öm­rünü uzun eylesin-, Meclis-i Sultani ve Divan-ı Hümayun’da her sene her iki nazırın da muhasebesinin mutlaka alınması gerektiğini şarta bağlamıştır; eğer muhasebe neticesinde emanetleri or­taya çıkarsa, görevlerinde ikame edilsinler; ancak hain oldukları ortaya çıkarsa, azledilerek yerlerine başka bir nazır tayin edilsin. Yine vakıf şart koşmuştur ki, her altı ayda bir vakıftan tahsisat alan müderrisler, mu’idler, şeyh, hatib, imamlar ve kısaca zikre­dilen müessesat-ı hayriye ile alakası bulunan bütün eşraf, Ca­mi’ -i Kebir’de toplansınlar; şahitler huzurunda vakfiyeyi oku­sunlar; eğer şartlardan biri eksik kalmışsa hemen tamamlansın ve eski haline iade edilsin.

Yine vakıf şart koşmuştur ki, mansub mütevelli ve nazır, vakıf görevlilerinden (ehl-i vezaif) herhangi birini, hizmetlerini ek­siksiz yerine getirdikleri ve kendilerine tevdi edilen maslahatla­ra tam olarak riayet ettikleri müddetçe, görevlerinden azl etmesinler. [164] Eğer görevlerinde bir inhiraf görülür ise, evvela mütevelli ve nazır onlara nasihatte bulunsunlar, azl eylemesin­ler; ancak aynı hatayı ikinci defa işlerlerse, onlara nasihat edip bu inhiraftan men’ eylesinler, yine azl etmesinler; eğer hataları­na ve yamukluklarına devam ederlerse, onları azletsinler.

Yine vakıf şart koşmuştur ki, vakfın gelirleri ve ürünleri yeterli olduğu müddetçe, vakıftan hak sahibi olan her hak sahibinin hakkı eksiksiz ve noksansız olarak sahibine verilsin; eğer vakfın gelir ve ürünlerinde noksanlık arız olursa, bu eksiklik doğru orantılı olarak ve adil nisbette her hak sahibinin payına aksetti­rilsin.

Bu şartlar ile vasıflandırılan ve zikredilen kaideler altında yürü­tülen mezkur vakıflar, bu mezkur hayır müesseseleri ma’mur olduğu ve varlığını sürdürdüğü müddetçe, bütün bölümleri ve başlıklarıyla yürürlükte ola; bütün delilleri ve neticeleri ile kı­yamete kadar devam eyleye; şartlarının tamamı olduğu gibi muhafaza oluna; gelirleri vakıfça belirlenen gider fasıllarına harcana.

Eğer bu hayır müesseseleri, -Allah bunları inşa eden banisinin bekasıyla ma’mur eylesin- yıkılacak olursa, ikinci defa, üçüncü defa ilaahir yeniden inşa oluna.

Eğer zaman içinde ortaya çıkacak engellerden bir engel veya olayların sevkiyle aniden ortaya çıkacak bir mani sebebiyle ye­niden inşası mümkün olmaz ve iş zorluğa düşerse, vakfın bütün gelirleri, faydaları, ürünleri [165] ve vakfın bütçesine dönen medeni ve hukuki semereleri, vakıfın evlatlarından -Allah, vakıfın usulünü teyid ve kıyamete kadar neslini tebid eylesin- mevcut olan erkek veya kız çocuklarına teslim olunsun.

Eğer vakfın evlatlarından kimse mevcut değilse, o zaman vakfın gelirleri, İstanbul’da yerleşmiş bulunan Müslüman fakir ve mis­kinlere sarf olunsun; gökler ve yer, Rabbinin meşieti dışında de­vam ettiği müddetçe bu böyle olsun. “Hiç şüphesiz ki, senin Rabb’in dilediğini yapar.” (Al-i İmran, 3/40)

Eğer sonradan yeni bir imkan ortaya çıkarsa, vakf eski şartlar üzerine, noksansız ve ziyadesiz olarak, aynen eskiden olduğu gi­bi iade olunur.

Bütün bu şerh ve ta’yin eylediğim şeyler, tesbit edilen şekilde ve vakfiyede yazılı haliyle vakıf olunmuştur; şartları değiştirilemez; ka­nunları tağyir edilemez; asılları maksatları dışında bir başka hale çevrilemez; tesbit edilen kuralları ve kaideleri eksiltilemez; vakfa herhangi bir şekilde müdahale Allah’ın diğer haramları gibi haramdır; Levhi, Kalemi, Arşı, Kürsi’yi, göklerii ve yeri koruyan Al­lah’ın hıfzı ve inayetiyle mahfuzdur; üzerinden süre geçtikte bu vakfı tekid edecektir; zaman yenilendikçe vakfı daha da yerleşti­recektir.

Allah’ın yarattıklarından Allah’a ve O’nun rü’yetine iman eden, [166] Ahirete ve onun heybetine inanan hiçbir kimse için, sultan olsun, melik olsun, vezir olsun bey olsun, şevket ve kudret sahibi biri olsun, hakim veya mütegallib (zalim ve diktatör) olsun, özel­likle zalim ve diktatör idareciler tarafından tayin olunan, fasid bir tahakküm ve batıl bir nezaret ile vakıflara nazır ve mütevelli olanlar olsun ve kısaca insanlardan hiçbir kimse için, bu vakıfları eksiltmek, bozmak, değiştirmek, tağyir ve tebdil eylemek, vak­fı ihmal edip kendi haline bırakmak ve fonksiyonlarını ortadan kaldırmak,’ asla helal değildir.

Kim ki, bozuk teviller, hurafe ve dedikodudan öteye geçmeyen batıl gerekçelerle, bu vakfın şartlarından birini değiştirirse veya kanun ve kurallarından birini tağyir ederse; vakfın tebdili ve ip­tali için gayret gösterirse; vakfın ortadan kalkmasına veya maksa­dından ve gayesinden başka bir gayeye çevrilmesine kast ederse, vakfın temel hayır müesseselerinden birinin yerine başka bir ku­rum ikame eylemek (temel müesseselerden birinden taviz ver­mek) ve vakfı bölümlerinden birine itiraz etmek dilerse veya bu manada yapılacak değişiklik veya itirazlara yardımcı olur yahut yol gösterirse veya şer’i şerife aykırı olarak vakıfta tasarruf etmeye azm eylerse, mesela şeri’ata ve vakfiyeye aykırı ferman, be­rat, tomar veya talik yazarsa veyahut tevliyet hakkı resmi yahut takrir hakkı resmi ve benzeri bir şey taleb ederse, kısaca batıl ta­sarruflardan birini işler yahut bu tür tasarrufları tamamen geçer­siz olan yazılı kayıtlara ve defterlere kaydeder ve bu tür haksız işlemlerini yalanlar yumağı olan hesaplarına ilhak ederse, [167] açıkça büyük bir haram işlemiş olur, günaıl gerektiren bir fiili ir­tikab eylemiş olur. Allah’ın, meleklerin ve bütün insanların la’neti üzerlerine olsun. “Ebeddiyyen Cehennemde kalsınlar, onların azapları asla hafifletilmesin ve onlara ebeddiyyen merhamet olunmasın. Kim bunları duyup gördükten soma değiştirirse ve­bali ye günahı bunu değiştirenlerin üzerine olsun. Hiç şüphe yok ki, Allah her şeyi işitir ve her şeyi bilir.”

Haksız bir şekilde bu vakıflara tağyir, ibdal, tahrif ve ibtal şek­linde müdahale ve tecavüz eyleyen insan, ölümle karşılaştığı anı, sekerat-ı mevti, kabri müşahede ettiğini ve onun karanlığını, tabutu ve onun işindeki yalnızlık ve vahşeti, Münker meleğini ve heybetini, Nekir meleğini ve onun dehşetli darbelerini, Mümker ile Nekir’in sorgulamalarındaki dehşeti, bütün insan­ların Alemlerin Rabbi’nin huzuruna çıktıkları günde Allah’ın huzuruna çıkacağını, o gün hiçbir nefsin bir diğer nefis işin hiçbir şeye malik olamayacağını ve o gün her şeyin dizgininin Allah’a ait bulunacağını hatırlasın.

Kim, Allah’ın Kitabı’na ve Resulüllah’ın Sünneti’ne muhalefet ederse, Allah ve Resulü’nün haram kıldığını helalleştirmeye ça­lışırsa, Müslüman kardeşinin vakıflarını bozmaya, hayırlarını tahrib etmeye ye hasenatını iptal eylemeye gayret gösterirse ye mü’minin hayır müesseselerini fonksiyonsuz hale getirmeye taarruz ederse, artık Allah’ın gadabı ile dönmüş olur; son du­rağı ye oturağı Cehennem’dir; [168] Cehennem ne kötü bir ya­rılacak yerdir; Allah onun hesaba çekicisi, azabın en azgın olan­larıyla azaplandırıcısı ve ikabın kanunlarıyla cezasını vericisi­dir. “0 gün zalimlere ileri sürecekleri mazeretleri fayda yermeyecektir; onlar için sadece la’net vardır; onların varacakları ce­hennem ne kötü bir menzildir.” “0 gün her nefis kazandığı günahlar sebebiyle rezil ü rüsvay olacaktır; o gün zulüm yoktur; Şüphesiz Allah hesabı çok hızlı yapandır.”

Bütün bunlardan sonra, vakıfın ecr ü mükafatı Hayy ve Kerim olan Allah’a, O’nun rahmetine, herkesi kucaklayan ihsanına, nimetine ve büyük fazlına aittir. Hiç şüphe yoktur ki, Allah gü­zel amel işleyenlerin ücretlerini zayi kılmaz.

Bu vakfiyenin üst kısmında imzası bulunan Hakim yerdiği ka­rarların geçerli olduğu ve verdiği tasdik ve bozma kararlarının meşru kabul edildiği bir durumda, kendi yargı yetkisi sınır­ları içinde, bu vakfın belirlenen şekilde sahih ye geçerli olduğu­na; vakfiyede zikredilen şartların açıklanan kanunlar mucibince geçerli ve meşru kabul edildiğine; vakfiyedeki sıfat ve vasıf­ların dinen gerekliliğine; vakıfın isbat ve nefy ettiklerinin bağ­layıcı olduğuna, kesin bir karar ile karar verdi; herkesi bağlaya­cağına ve yakfın lazım hale geldiğine hükmetti; verilen karar üzerine mesuliyetlerini müdrik olarak adil şahitleri şahit gösterdi.

Bu şer’i hüccetin yazılması…. de…. vuku buldu ………

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Close