Tevbe suresi

Tevbe suresi Kur’an-ı Kerim’in dokuzuncu suresidir. Medine’de inmiştir. Yüz yirmi dokuz ayettir. Sure, yüz iki ile yüz on sekizinci ayetleri arasında, Tebük Seferi’ne özürsüz olarak katılmayan kişilerin pişmanlıklarını ve işledikleri günahtan dolayı tövbelerini konu edindiği için ‘Tevbe suresi’ adını almıştır.

Ayrıca, birinci ayette geçen ve “müşriklerden uzak durma, onları dost edinmeme.” anlamına gelen “berae” kelimesinden dolayı “Berae suresi” de denilmiştir.

Tevbe suresi, Kur’an-ı Kerim’de besmele ile başlamayan tek suredir.

Müşriklere ve münafıklara tavır alma emredilip onlara ültimatom verildiği için sureye, Allah’ın rahmetinin, şefkatinin ve bağışının bir göstergesi olan besmele ile başlanmamıştır.

Sure, Arap yarımadasında yaşayan müşriklere bir bildiri niteliğindedir.

Bu bildiride onlardan İslamiyet’i kabul etmeleri istenir.

Müslümanlığı kabul etmedikleri takdirde kendilerine hukuki bir güvencenin verilmeyeceği duyurulur.

Bu çerçevede müminler ile müşriklerin ayrı ayrı bloklar oluşturduğu belirtilir. Arabistan’daki müşriklerin, daha önceden yapılan antlaşma şartlarına uymaları tavsiye edilir.

Müşriklerin, Kâbe’yi çıplak bir şekilde tavaf etmeleri yasaklanır. İman etmedikçe yapılan hayırlı işlerin ahirette sahibine hiçbir yararı olmayacağı vurgulanır.

İslam’da gerçek kardeşliğin din kardeşliği olduğu haber verildikten sonra Allah’a, Peygambere ve ahiret gününe inanmayanların öz kardeşler bile olsa müminler ile bir bağlarının olmadığı ilan edilir.

Surede, Allah’ın göndermiş olduğu gerçek dini bozan Yahudi ve Hristiyan bilginleri ve bunların görüşlerine körü körüne uyan kimseler kınanır.

Bu bağlamda, dinde helal ve haram kılma yetkisinin Allah’a ait olduğu belirtilir. İnsanlara, Allah’a rağmen helal ve haram koyma yetkisi vermenin bu kişileri tanrılaştırma olduğu hatırlatılır.

Yahudi ve Hristiyanların din büyüklerini tanrılaştırarak sapkınlığa düştükleri örneklerle gözler önüne serilir.

Surede, sadaka ve zekât gibi mali ibadetlerin üzerinde durulur.

Haksız yere kamu mallarını yiyen, bu malları stoklayarak sömürü aracı hâline dönüştüren Yahudi hahamlarının ve Hristiyan rahiplerinin ahirette tadacakları azaplardan örnekler verilir.

Münafıkların, fakirlere karşı cimri davranmaları, Allah yolunda harcamada bulunmamaları, cihattan kaçmaları ve Peygamberi desteksiz bırakmaları kınayıcı bir üslupla gözler önüne serilir.

Münafıklarla ilgili psikolojik tahliller yapılır. Münafıklara karşı müminlerin uyanık durmaları tavsiye edilir. Zekât ve sadakanın kimlere verileceği ayrıntıları ile anlatılır.

Zekât ve sadaka başta olmak üzere, İslam’ın ibadet sistemi ile alay etmenin münafıklık ahlakı olduğu belirtilir. İnsanlar arasındaki dostluk bağının, Allah’a iman çerçevesinde oluşmasının gerekliliği belirtildikten sonra müminlerin birbirlerinin dostu, münafıkların da kendi aralarında dost oldukları açıklanır.

Münafıklığı belli olan kişilere Allah’tan bağışlanma dilemek ve öldükleri zaman cenaze namazlarını kılmak kesin bir dille yasaklanır. Onların ahiretteki çekecekleri azap gözler önüne serilir. Surede, cihat ibadeti çok geniş biçimde açıklanır.

Şehitlik çok yüce bir mertebe olarak sunulur.

Allah’ın dinini insanlığa ulaştırma konusunda herkesin sorumlu olduğu bildirilir. Ancak, hastalar, felçliler ve görme özürlü kimselerin cihada katılma konusunda özür grubuna girdikleri haber verilir.

Özür grubuna girmemelerine rağmen, Tebük Seferi’ne katılmayan üç Müslümanın içtenlikle yapmış oldukları tövbeye yer verilir.

Surede, ilmî çalışmalar övülür. Cihada gidemeyenler veya cihat esnasında ilim öğreniminden geri kalanları eğitmenin önemi vurgulanır.

Hz. Peygamber’in risaletinin yüceliğini, onun bütün müminler için örnek olduğunu bildiren ve müminlerin her konuda Allah’a güvenmelerini emreden ayetlerle sure son bulur.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir