hakikat

hakikat 1. Bir şeyin aslı ve esası, iç yüzü.

“Dış yüzüm böyle ağardıkça ağarmakta, fakat,/Sormayın iç yüzümün rengini: yüzler karası!/Beni kendimden utandırdı hakikat şimdi,/Bana hiç benzemeyen suretimin manzarası.” (M. A. Ersoy)

2. Gerçek, doğru.

3. Sözün gerçeğe uygun olma durumu.

Şudur cihanda en beğendiğim meslek/Sözün odun gibi olsun hakikat olsun tek.” (M. A. Ersoy)

4. Bir sözün, konulmuş olduğu anlamda kullanılması; sözü benzetme ve mecazdan arındırılmış olarak anlatma.

5. Dinî hayatı en yüksek seviyede yaşamak suretiyle Allah’ın koymuş olduğu ilahî hikmetlere ve olayların iç yüzüne vâkıf olma, bilme.

“Şeriat, tarikat yoldur varana/Hakikat, marifet andan içeri.” (Yunus Emre)

6. Gösterişten arınmış amel.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir