Namazın şartları nelerdir? rükünleri ve kılınışı nasıldır?

Üzerinde görüş birli­ği edilen şartlar şunlardır:

1- Su ile (şayet su bulunmadığı takdirde teyemmüm ile) abdest almak

2- Namazın kılınacağı yerin temiz olması.

3- Vaktin girdiğini kuşkusuz olarak bilmek.

4- Gücü yettiği takdirde göğsünü kıbleye yöneltmek.

5- Avret yerinin kapatılmasının farz olduğunda ihtilaflar vardır, îmam Ebu Hanefi’ye, İmam Şafii’ye ve İmam Ahmed b. Hanbel’e göre avret mahallinin örtülmesi namazdan önce kesinlikle yerine getiril­mesi gereken şartlardandır. Bu imamlara göre namazın şartları beşe çıkıyor.

Malikilere bu hususta ihtilaf etmişlerdir. Bazılarına göre hatır­lamak ve gücü yetmek şartıyla avret yerini kapatmak şarttır. Buna göre bir kimse bilerek ve kapamaya gücü olduğu halde kapatması gereken yeri kapatmadan namaz kılsa namazı sahih değildir. Maliki alimlerinden bazılarına göre avret yerini kapatmak kendi başına bir farzdır. Namazın sıhhatine alakadar bir şart değildir demişlerdir.

Bu görüşe göre kıldığı namaz sahihtir. Fakat Maliki mezhebi son devir alimlerince avret yerini kapatmak namazın şartlarından olup avret yeri açık olarak kılman namaz sahih değildir denmiştir. Bütün mezhepler namazın içinde olan birtakım rükünlerin olduğun­da ittifak etmişlerdir. Üzerinde ittifak edilen rükünler yedi tanedir:

a- Niyet etmek.

b- îftitah tekbiri getirmek.

c- Gücü olursa ayakta durmak.

d- Rüku.

e- Sücud.

f- Son oturuş.

 

1- Tekbir: Allahu Ekber demektir.

2- Kıyam: Ayakta durmaktır.

3- Kıraat: Kur’an-ı Kerim’den bir miktar okumak demektir.

4- Rüku: Eğilmek demektir. Dini deyimde İse namazdaki oku­yuştan sonra eğilerek baş sırtı düz bir şekilde olmaktır.

5- Kaveme: Rüku halinde doğrulupta bir defa “sübhane rab-biyel azim” diyecek kadar ayakta durmaktır.

6- Secde: Namaz kılarken yere eğilerek yüzün bir kısmını yüce Allah’a saygı ve hürmet için yere koymaktır. Mühlet vermeden üst üste yapılan iki secdeye “secdeteyn” denir. Çoğulu ise sücuddur.

7- Celse: İki secde arasında bir defa “sübhane rabbiyel azim” diyecek kadar oturmaktır.

8- Ka’de: Namazda teşehhüd için “ettehiyatü” okumak için o-turmaktır. Bir namazda iki defa oturulursa birinci oturuşa “ka’de-i ula (ilk oturuş)” , ikincisine de “ka’de-i âhire (son oturuş)” denir.

9- Rek’at: Namazın bölüklerinden her biri demektir. Şöyleki bir namazda kıyam rüku ve secdenin toplamı bir rek’attır. Bir namazda iki kıyam bulunursa o namaz iki rek’atlı olur. Üç veya dört kıyam bulunursa o namaz üç veya dört rek’ath olur.

Şef çift manasındadır. Namazın her iki rek’atma denir. Dört rek’atlı bir namazın önceki iki rek’atma birinci şef, son iki rek’atına da ikinci şef denir. Üç rek’atlı olan bir namazın üçüncü rek’atı da şe­fin yarısı veya ikinci şef demektir.

Malikiler ve Hanbelilere göre bir namazın ihramı (İftitah tekbiri) ve selamı olan veyahut sadece sücudu bulunan fiili bir kurbet (ya­kınlık)’tir diye tarif ettiler ki tilavet secdesi de bu namaz kısmına gir­sin. Çünkü tilavet secdesi onlara göre namazdır. İhramı ve selamı da yoktur. Şu halde tilavet secdesi onlara göre namazın nevilerden bir nevidir.

Hanefıler üçüncü bir namaz kısmı ziyade ettiler ve buna da va­cip ismini verdiler. Bu vitir namazı ve kendilerine başlandıktan son­ra bozulan nafile namazların kazası ile bayram namazlarıdır.

Malikiler üçüncü bir namaz kısmı ziyade ettiler. Buna Rağibe ismini verdiler. Bu iki fecr namazıdır. Malikilere göre namazın şart­larını üç bölüme taksim ettiler. Yalnız vücubun şartlarını yalnız sıh­hatin şartlarını, vücubun ve sıhhatin birlikte şartlan vücubun şart­larını iki diri baliğ olmak ve namazı terk etmeğe zorlanmamak, döv­mek, öldürmek, hapse atmak, bağlamak veya bir topluluk içerisinde şeref sahibi olan bir şahsa kötü bîr söz söylemek gibi şeylerle zorla-tılan (Mükreh) bir şahsa zorlatılması halinde namaz kılmak vacip olmaz.

Zira Peygamberimiz (sav) şöyle buyurmuştur:

“Ümmetimden hata, unutma ve zorlatıldıkları şeyler kaldırıldı.” Onlara göre abdest veya teyemmüme imkân olduğu zaman na­maza niyet, ihram (iftitah tekbirini almak) Kur’an-ı kıraat ve işaret yani namazı işaretle kılmak gibi yapmasına kadir olduğu şeyi yap­mak kendisine vacip olur. Şu halde zorlatılan yani mükreh aciz has­ta gibidir. Yapmadan aciz olduğu şeylerde onun üzerine farz değildir. Yalnız sıhhatin şartları beştir; Hadesten taharet, necasetten taharet, islam, istikbali kıble, avret yerini kapatmak, vücubun ve sıhhatin birlikte şartlarını altıdır.

Resulü Ekrem (sav) efendimizin davetinin kendisiine vasıl ol­ması, akıl, namazın vaktinin gelmesi, iki temizleyici yani su ile top­rak suyu ve saidi yani kendisiyle teyemmüm edilen toprak bulamayacak şeklinde olmaması, uykunun ve gafletin olmaması, nifas ve hayız kanından temiz olması. Şu halde Malikiler sıhhatin şartlarına ne kadar islamı fazla etmişlerse de onu vücubun şartlarından say-rnadılar. Malikilere göre kafırlerede namaz vaciptir. Yalnız kafirlerin namazları sahih değildir. Yalnız İslam ile namazları sahih olur.

Başkalarının görüşleri bunun hilafıdır. Onlara göre İslamı vü­cubun şartlarından saymışlardır. Şu halde Şafiiler ve Hanbeliler ka­firin küfür azabından başka bir de namazlarını terk ettikleri için a-zab görecekler demişlerdir. Malikiler tahareti iki kısma ayırdılar; ha­desten taharet, necasetten taharet. Netice itibarıyla Malikiler vücu­bun şartları içinde bir de namazın bırakmasına zorlanmış olmamayı ziyadde ettiler.

Şafiiler namazın şartlarını yalnız iki kısma ayırdılar. Birincisi vücubun şartları, ikincisi ise sıhhatin şartlarıdır. Onlara göre vücu­bun şartları altıdır. Peygamber (sav)’in davetinin ulaşmış olması. Zi­ra Cenab-ı Allah şöyle buyurmuştur:

Biz hiçbir kavme peygamber göndermeden asla azab et­meyiz” [166]

Sıhhatin şartları ise yedidir. Bedenin iki hadesten yani büyük ve küçük abdestsizlikten temizliği, bedenin elbise ve namaz kılman yerin necasetten tahareti, avret yerinin kapatılması, kıbleye göğüsle dönülmesi, vaktin geldiğini bilmesi. Bilmenin kısımları üçe ayrılır:

a- Kendisinin bilmesi veya gören bir sika yani kendisine itimad edilen kişinin haber vermesi İle olur. Kendisiyle hakiki öğlenin tayini mizvele aletleriyle tecrübe ve görüş edilmiş sıhhatli saatleri veya a-yaz, berrak havada bilen müezzinin ezanı da bunlar gibidir.

b- İctihaddır. Bu ise bilgiye ulaştıran vesilelerle vaktin girme­sini inceleme ile olur.

c- İyi vaktini bilen kimseye taklid etmek gören kimsenin hak­kında bu karara göre hareket etmek lazım ve elzemdir. Görmeyen i-Çin ise taklid etmek ve kendi keyfıyetiyle bilmek ve bozan bir şeyi terk etmek caizdir.

Şu halde Şafiiler namazın şartlarına üç şeyi ziyade ettiler ve şöyle dediler; eğer bilmeyen bir kimse ise farz olan namazlardan bir farzı sünnet olarak itikad etmeyecek şekilde namazın keyfiyetini bil­mek ve farzla sünnetin arasını seçmeyi bilmeye imkan bulacak ka­dar bir zaman bunun bilgisiyle iştigal eden kimsenin farzla sünnetin arasını ayırd etmesi ve namazı tamamlayıncaya kadar namaza mü-nafı (aykırı) bir şey yapmayacak şekilde namazı bozan şeyi terk et­mesi vakitlenmiş namazlarda namazın vaktinin girmesini bilmektir.

Vücubun şartları içinde de İslamı ziyade ettiler. Fakat onlar şöyle dediler ki; kafir daha önce müslüman olduğu bir zaman üze­rinden geçmemişse yukarıda geçtiği gibi her ne kadar küfrüne karşı olan azabı üzerine zaid olarak namazı terk üzerinede azab görecekse de dünyada kendisinden namazın istenmemesi üzere namaz onun üzerine vacip olmaz. Mürted bu şekilde değildir. O ahirette namazı kılmadığından dolayı ona azab olunacağı gibi, namaz kılmak kendi­sinden dünyada istenir.

Hanefılerde Şafıiler gibi namazı iki kısma ayırdılar:

a- Vücubun şartları.

b- Sıhhatin şartları.

Onlara göre vücubun şartlan beştir: Resulü Ekrem (sav) efen­dimizin davetinin ulaşmış olması, nifas ve hayız kanından temiz ol­mak. Hanefilerin ekserisi islam olma şartıyla yetinerek davetin ulaş­masını etmemişler. Sıhhatin şartlan altıdır; bedenin hadesten ve pislikten temiz olması, elbisenin necasetten temiz olması, namaz kı­lınan yerin pislikten temiz olması, avret yerinin örtülü olması, niyet, göğüsün kıbleye yönelmesi.

Vücubun şartlarına Şafıiler gibi İslarni da kattılar. Aralarındaki fark şöyledir ki Hanefılere göre; kafir namazı terk ettiğinden dolayı mutlak olarak küfür üzerine göreceği azab üzerine fazla olarak na­mazın terki içinde azab görmez. Hanefiler namazın şartlarını da üç bölüme taksim ettiler ve niyeti fazla olarak bellediler. Şu halde ni­yetsiz kimsenin namazı fasıddır kabul olmaz. Zira Peygamber (sav) şöyle buyurmuştur:

Ameller ancak niyetlere göredir.”

Zira ameller ancak ve ancak adetlerden niyetler ile ayırd edilir­ler ve ibadetler de birbirinden ancak niyetler ile ayırd edilirler. Han-belilerde bütün ibadetlerde niyeti şart saymaları üzerine Hanefılere muvafakat ettiler. Şafıiler de niyeti namazın bir rüknü olarak kabul ettiler. Malikilerin en meşhur kavli de öyledir.

Hanbeliler namazın şartlarını, vücubun şartlannı ve sıhhatin şartlan diye taksim etmediler. Onlar namazın şartlarının hepsini üst üste dokuz saydılar ve şöyle açıkladılar; islam akıl, temiz (ayırabilme kudreti) , kudretin varlığı ile hadesten taharet, avret yerini setretmek, bedeninde ve elbisesindeki ve namaz kıldığı yerdeki necasetten sakınmak, niyet, istikbali kıble ve vaktin girmesi onların yanında bunların hepsi namazın sıhhatinin şartlarıdır.

Mükellef olan her müslümana farz olan namazlar sabah, öğle, ikindi, akşam ve yatsı namazlarıdır. Bu namazlar Resulü Ekrem (sav) efendimiz Mescid-i Aksa’ya, ordan da göğe çıkarıldığı gecede farz kılınmıştır. Cenab-ı Hak (cc) Peygamberine ve bütün müslü-manlara bir gün bir gecede elli vakit namaz farz kıldı. Ondan sonra elliden beş vakite düşünceye kadar tahfif etti. Kim beş vakit namaz kılarsa elli vakit namaz sevabı alır. Peygamberimiz (sav) şöyle buyur­muştur:

Ben Mekke’deydim. Evimin tavanı şek oldu. Cebrail indi. Son­ra elimden tutarak beni en yakın semaya götürdü. Allah’u teala üm­metime 50 vakit namaz farz kıldı. Bunun üzerine tekrar Cenab-ı Al­lah’a müracaat ettim. Allah onlar 5 vakittir ve yine onlar 50 vakittir. Benim katımda söz değişmez buyurdu.” [167]

Şu halde Resulü Ekrem (sav) efendimiz Mekke’den Medine’ye hicret etmeden 18 ay önce olmuştur. Durum öyleyken beş vakit na­maz Hz Peygamber’in daha önce sabahları ve akşamları kıldığı iki vakit namazı nesh etmiş oluyor. Şu halde Hz Peygamber (sav)’in öm­ründe tutmuş olduğu ramazan-ı şerifin orucu dokuz yıldır.

Zira ramazan orucu peygamberin hicretinden bir buçuk sene sonra şaban ayının onuncu günü farz kılınmıştır. Namazı ise on bir buçuk yıl olarak kılmıştır. Netice itibarıyla Hz Peygamber (sav) efen­dimiz kılmış olduğu miraçtan sonra beş vakit namazları bir buçuk yıl hicretten önce Mekke’de, on yılda hicretten sonra Medine’de top­lam olarak on bir buçuk yıl farz olan beş vakit namazı kılmıştır.

Namazın farziyetinin delilleri birçok ayet ve hadisle sabit ol­muştur. Bu husustaki ayetlerden bazıları şunlardır:

Akşama erdiğinizde ve sabaha kavuştuğunuzda Allah’ı teş­bih ediniz.” [168] peygamber’e gelerek ibadetlerin en üstünü hangisidir? diye sorunca Hz Peygamber’in kendisine cevabı şöyle oldu: “İbadetlerin en üstünü namazdır”. Sonra hangisi? deyince Hz Peygamber: “Gene namaz” de­di. Sonra hangisi? deyince Peygamberimiz üçüncü kez: Gene na­mazdır” diye buyurdu. [169]

Herhangi bir müslüman iki vakit namazı tadili erkanla güzel bir surette eda ederse o iki namaz arasındaki günahlara kefareti zu-nup olur. Zira Resulü Ekrem şöyle buyurmuştur:

“Göklerde ve yerde olanların hamd ve senası O’na mahsus­tur. Gündüzün sonuna doğru ve öğle vaktine erişince de Allah’ı teşbih edip namaz kılın. [170]

Bu iki ayet-i kerimede de beş vakit namaz emrolunmaktadır. Akşama erdiğinizde ifadesinden akşam ve yatsı namazları, sabaha kavuştuğunuzda ifadesinden sabah namazı, gündüzün sonunda ifa­desinden ikindi namazı ve öğle vaktine erişince ifadesinden de öğle namazı anlaşılmaktadır.

Hadisten kaynak ise isra hadisinden başka çok hadisler vardır. Bazıları şu hadislerdir: Resulü Ekrem (sav) efendimiz Muaz b. Ce-bel’i Yemen’e gönderirken şöyle buyurmuştur:

Onlan önce Allah’tan başka ilah olmadığına ve benim Aülah’ın elçisi olduğuma şehadet etmeye çağır. Eğer onlar buna itaat ederlerse onlara şunu bildir; Allah onların üzerine her gün ve gecede beş vakit namazı farz kılmıştır.[171]

Bedevi olan bir adam Resululîah’a gelerek namaz hususunda soru sorduğunda Hz Peygamber: “Bir gün ve bir gecede beş vakit na­maz farzdır” dedi. Üzerime bundan başkası farz olacak mı? Dediğin­de Hz Peygamber: “Hayır. Meğer ki kendiliğinden küasın” [172] buyurdu.

Namazın dindeki yeri nedir? Bedeni ibadetler çoktur. Fakat be­deni ibadetlerin en yükseği ve en üstünü namazdır. Zira bir kişi Hz Cenab-ı Allah beş vakit namazın kılınmasıyla hataları siler. “Allah’ın emretttiği gibi abdesti tam alıpta beş vakit namazını kı­lan hiçbir müslüman yokturki bu namazlar arasındaki günahlar için bir kefaret olmasın. [173] Tembellik sebebiyle namazı terk eden kimsenin böyle devam etmesi küfre girmesi söz konusu olabilir. Nasıl ki namaza devam et-meside imanını besler. Zira Resulü Ekrem (sav) efendimiz şöyle bu­yurmuştur:

Kasdi olarak namazınızı terk etmeyin. Zira namazı kasden terk eden bir kimsenin üzerinden Allah ve Resulünün zimmeti beri olur.[174]

Namazı terk etmenin hükmü: Eğer bir kimse namazını terk et­se ya tembelliğinden ya inkâr etniğinden veya hafife aldığından olursa bakılır. Namaz farziyetini inkar etse veya hafife alarak terki o lursa kesinlikle kafir olur. O zaman hakimin onu tevbeye davet et­mesi lazımdır. Şayet tevbe etse namazını kılsa bir şey kalmaz. Eğer tevbe etmezse mürted olur. Yaşama hakkı kalmaz, hemen öldürülür.

îrtidad sebebiyle öldürülen kimsenin yıkanması, kefenlenmesi, namazının kılınması ve müslüman kabristanlığına defnedilmesi caiz değildir. Zira o kişi islam dininden çıkmıştır. Namazın farziyetine i-nanarak yalnız tembellik sebebiyle namazı terk eden kimse “hakim tarafından namazlarını kılmaya devam etmeye ve terk ettiği için tev­beye davet edilir. Şayet namazlarına devam etmezse öldürülmesi la­zımdır. Öyle adamların öldürülmesi asi müslümanları öldürmek için meşru kılman cezaların bölümünde geçmektedir.

Şu halde terk edilmesi sebebiyle savaş açılan bir farzı terk et­menin cezasıdır. Yalnız şu fark vardır; bu sebeple öldürülen bir kim­se müslüman kabul edilerek kendisine teniz, tekfin, defin ve miras hükmünde müslüman muamelesi yapılır. Resulü Ekrem (sav) şöyle buyurmuştur:

Ben Allah’tan başka ilah olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın resulü olduğuna şehadet edinceye ve namazı kılıp zekatı verinceye kadar insanlarla savaşmakla emrolundum. Bunları yapınca kanlarını ve mallarını korumuş olurlar. Ancak islamın hakkı hariçtir ve hesapla­rı da Allah’a aittir. [175]

Bu hadis La ilahe illallah Muhammed’ur-resulullah dediği hal­de namaz kılmayan kimselerle savaşılması gerektiğine delalet eder. Fakat böyle kimseler kafir sayılmazlar. Zira kafir olmamaları delili bu hadistir:

Kim Allah’ın kulları üzerine farz kıldığı beş vakit namazı hakkı­na riayet ederek kılarsa Allah onu cennete koymaya söz vermiştir. Kimde onları kılmazsa Allah katında onun hiçbir ahdi yoktur. Dilerse azab eder, dilerse cennete sokar.[176]

Şu halde buradaki namazı terk etme tembellik sebebiyle terk etmeye hamledilir. Böyle deliller arasında kesinlikle zıddiye, tenakuz yoktur. Başka bir hadiste şöyledir:

“Kişi ile küfür ve şirk arasında namazın terki vardır. [177] Buradaki terk namazın farziyetini inkâr etmektir. Veya hafife alarak terk etmektir.

İbni Abbas (ra)’dan rivayet olunmuştur ki o şöyle dedi:

Namazı terk eden kimse kâfir olmuştur.”

İbni Mesud (ra)’dan naklolunmuştur ki o şöyle dedi:

Namazı kim terk ederse dini yoktur”

Cabir b. Abdullah (ra)’dan naklolunmuştur ki o şöyle dedi:

Namaz kılmayan kimse kâfirdir.”

Resulullah (sav)’den sahih olarak nakledilmiştir ki:

“Namazı terk eden kimse kâfirdir.” Aynı şekilde ehl-i ilimde Pey­gamber (sav)’in katından reyi şudur ki namazı kasden özürsüz ola­rak vakit gidinceye kadar terk edici kimse kâfirdir.

Zira özürsüz olarak vakit gidinceye kadar terk edici kimse kâ­firdir. Zira o Allah’u tealanm emrini terk etme üzerine hücum etme­ğe kalkıştı. Maliki ve Şafıilere göre o tekfir edilmez (kafir denmez). Bi­lakis fasıktır denir ve tevbesi istenir. Eğer tevbe ederse ne ala, eğer tevbe etmezse had olarak onu katlederiz. Örneğin; muhsen zina eden erkek gibi yalnız kılıç ile kati olunur.

Hanefıler ve Şafii’nin arkadaşı Müzni demişlerdir ki kendisine ne kâfir denir ne de katlolunur. Şu halde onun hakkı tazir olunur ve namaz kılmcaya kadar tevkif olunur. Zira Hz Peygamber (sav) şöyle buyurmuştur:

Müslüman bir kişinin kam helal olmaz. Ancak üç şeyden biri­siyle helal olur.” Bunun içinde namazın terk edilmesi yoktur. Şu halde o asi bir mü’mindir. Hanbeliler Abdullah b. El-Mübarek, İshak b. Rahuye ve bazı Şafii ashabı ve İmam Ali (kv)’den rivayet ederek demişlerdir ki: “Kasden, özürsüz olarak kim namazı terk ederse kâfir olur.” Onun katledilmesini şu ayet-i kerimeyi ihticac olarak gösterdi­ler:

Eğer tevbe ederler ve namaz kılarlar ve zekatı verirlerse onları serbest bırakınız.” Bir de Resulü Ekrem (sav)’in şöyle mübarek kavli şerifidir: “Allah’tan başka ibadet edilecek hiçbir ilahın olmadığını söy-leyinceye kadar namaz kumalarına ve zekatı vermelerine kadar in­sanlarla savaşmakla emrolundum. Bunu yaptıkları zaman benden kanlan ve mallan korunmuş olur.” Başka bir hadisi şerifte de Resulü Ekrem (sav) efendimiz şöyle buyurmuştur:

Kul ile küfür arasında namazın terki vardır.” Namazı terk et­mekle cezasına ki bu katidir, müstehak olduğu anlamı ile tevil ol­muştur. Veya o terk etmeyi helal gören kimse üzerine mahmuldür. Veya o küfre tevil olunur ve onun fiili kâfirin fiilidir diye tevil olunur.

Allah’u Alem ölümden sonra onun hükmü namazı terk eden müslümamn hükmüdür. O gusledilmez, kefenlenmez, onun üzerine namaz kılınmaz ve müslümanlarm kabristanına defn edilmez. Ona ihanet olsun diye onun kabri imha olunur. Onun karısı boşanır. Cenab-ı Allah (cc) bizi muhafaza etsin. Amin. Dört mezhebin fıkıh ki­tabından alınmıştır.

Farz olan namazların vakitleri: Beş vakit namazın her birinin belli vakitleri vardır. Cenab-ı Hak şöyle buyurmuştur:

“Şüphesiz ki namaz mü’minlerin üzerine vakitleri belli bir farz­dır” Şu halde o vakitlerden önce veya sonra namaz kılmak caiz de­ğildir. Zira o vakitlerinde bir başlangıcı birde sonu vardır. Namaz ö-zel vakitlerle belli olmuş bir farzdır.

Hadis-i şerifin buraya kadar olan kısmıyla her namazın ilk vak­ti açıklanıyor. Geriye kalan kısmı İse bütün vaktin sonunu belirtiyor. Kısa olarak çevresi şöyledir; İkinci gün Cebrail (as) yine Resulullah (sav)’e geliyor.

Her şeyin gölgesi bir mislini bulunca Öğle namazını kılmasını söylüyor. Her şeyin gölgesi iki mislini bulunca da ikindi namazıyla emrediyor,

Akşam namazını ise yine ilk vaktinde kılmasını bildiriyor. Yatsı namazımda gecenin üçte biri geçince kılmasını söylüyor. Sabah na­mazı ise ortalık iyice ağarıp aydınlanınca kılmasını söylüyor. Ve fec­rin doğmasıyla güneşin doğmasına az kalan süreyi kasederek bu iki vaktin ortası (senin ümmetin için namaz) vaktidir diyor.

Böylece hadisi şerifin tamamı takvim esasını bildiren tabi belli vakitleri esası açıklayarak namaz vakitlerini açıklamak etmektedir. Sabah namazının vakti fecri sadığın doğmasıyla başlar. Güneşin doğ­masıyla devam eder. Zira Resul Ekrem (sav) efendimiz şöyle buyur­muştur:

Sabah namazının vakti fecrin doğmasıyla başlar, güneşin doğ­masına kadar devam eder. [178]

Öğle namazının vakti güneşin tam tepeden batı tarafa doğru meylettiği zaman başlar. Bu vaktin ismi zeval vaktidir. Zira o vakitte doğu tarafına uzanan küçük gölgeler görünür. O gölgenin ismi zeval gölgesidir. Öğle namazının vakti tüm şeylerin gölgesinin kendi misli­ne ulaştığı zamana kadar devamı vardır. Zeval gölgeside bu gölgeye dahildir. Zira o öğle namazının ilk belirtisidir.

Resul Ekrem (sav) efendimiz şöyle buyurmuştur:

“Öğle namazının vakti güneşin batı tarafına kaymasıyla başlar. O kişinin gölgesi boyu kadardır, ikindi vaktine kadar devam eder.” [179]

ikindi namazının başlaması öğlenin sona erdiği zaman başlar, güneşin batmasına kadar devamı vardır. Zira Resul Ekrem (sav) efendimiz şöyle buyurmuştur:

Güneş batmadan ikindi namazının bir rek’atına yetişen kimse ikindi namazına yetişmiş demektir, [180] Yalnız namazı tüm şeyin göl­gesinin iki misline ulaştığı zamana kadar tehir etmeme daha evla ve güzeldir. Başka bir hadis ise şöyledir:

ikindi namazının vakti güneş sapsarı oluncaya kadardır.[181] Bu hadis muhtar olan vakte işaret eder. Akşam namazının vakti güneşin batmasıyla başlar. Kırmızı şafak kaybolup batı tarafın­da eseri kayboluncaya kadar devam eder. Kırmızı şafak güneş ışın­larından kalan noktalardır. Güneş battığında doğu tarafında görü­lür. Sonra karanlık onu batıya doğru kaydırır.

Karanlık yeryüzünü kaplayıp batı ufkuna uzandığı zaman kır­mızı şafağın eseri ortadan kaybolduktan sonra akşam namazının vakti bitiyor ve yatsı namazının vakti girmiş oluyor. Vakitleri bildiren hadis bu vakitlere delalet ediyor.

Akşam namazının vakti kızıllık düşünceye kadardır.[182]Yatsı namazının vakti akşam namazının vaktinin sona erme­siyle başlar, fecr-i sadığın çıkışma kadar devam eder. Fakat muhtar görüşe göre gecenin üçte birinden daha fazla tehir etmemektir. Mak­sudumuz fecr-i sadıktan doğu ufkuna dağılan bir ışıktır. Bu ışık gü­neşin yansımasıyla meydana gelir. Sonra tedricen göğe taraf yüksek­lik meydana gelir. Güneşin doğmasıyla tamamlanır. Yatsı namazının başlama vakti sona erme ve muhtar olan vaktinin delili, vakitleri bil­diren hadisle birlikte bir de şu hadistir.

Elbette ki uyku ile namazı kaçırmakta bir tefrit yoktur. Ancak tefrit başka bir namaz vakti girinceye kadar namazım kılmayan kim­se içindir.[183]

Bu hadis bir namaz vaktinin başka namaz vakti girdiğinde so­na erdiğine haber ve delalet eder. Yalnız sabah namazı buna dahil değildir. Çünkü sabah namazının vakti, öğle namazının vaktinin gir­mesiyle değil, güneşin doğmasıyla sona erer.

İşte bunlar beş vakit namazın vakitleridir. Yalnız müctehid i-mamların yatsı namazının ilk vakitlerinde farklı ictihad ve görüşleri­ne göre şöyledir. Ebu Hanife’ye göre; şafak kızıllığı takip eden beyaz­lıktır. İmameyn’e göre kızıllıktır ve bununla fetva verilir. Zira ehli li­sanın (lugatçıların) bunun üzerine ittifak etmişlerdir. Hatta İmam-ı Azam (ra) Amme-i sahabenin şafağı kızıllığa hamlettikleri için bu gö­rüşe dönmüştür.

Mebsut’ta İmameyn’in kavli daha geniş ve İmam-ı Azam (ra)’ın-ki ihtiyatlı (yeğrek)’dır diye zikredilmiştir. Velhasıl islam dininde ilk abdest ve namaz Peygamber efendimiz (sav)’in risaletiyle başlatıl­mıştır. Vahy meleği Cebrail (as) 610/611 senesinde bir pazartesi gü­nünün sonuna doğru ilk önce abdest almayı ondan sonrada namaz kılmayı Peygamber efendimiz (sav)’e öğretmiştir.

Mekke’nin yukarı tarafında vadinin bir tarafında ökçesini yere vurarak su çıkartan Cebrail (as) çıkan su ile namaz için nasıl temiz­lenileceğim görmesi için Peygamber efendimiz (sav)’in gözü önünde abdest almıştır. Abdesti bitirince bir avuç su alarak edep yerine ser­pmiştir. Ondan sonra Peygamber efendimiz (sav)’de orada Cebrail (as)’dan gördüğü şekilde abdest almıştır ve Cebrail (as) ile iki rek’at namaz kılmıştır.

Şu halde abdestte vahy-i gayri metlüv ile meşru olmuştur. Re­sulü Ekrem (sav) efendimiz bu hadiseyi hemen Hz Hatice (ra)’ya an­latmış, elinden tutarak suyun yanma götürmüştür. Namaz için nasıl abdest alınıp, temizlenileceğim Cebrail (as)’dan gördüğü şekilde ab­dest alarak Hz Hatice’ye göstermiştir. Hz Hatice de abdest almış ve beraberce iki rek’at namaz kılmışlardır.

Böylece Peygamberimiz (sav)’in imam olup kıldırdığı bu ilk na­mazda kendisine uyan ilk müslüman Hz Hatice (ra) olmuştur. Önce akşam namazından başka tüm namazlar ikişer rek’at olarak farz kı­lınmıştır. Hicretten sonra bunlar dört rek’ata çıkarılmıştır. Yalnız se­fere gidenler için Hanefılere göre ikişer rek’ata bırakılmıştır.

Önce iki rek’at ikindi namazı kılınırdı. Sonra sabah ve ikindi vakitlerinde ikişer rek’at namaz kılınmaya başlanmıştır.[184]

Bundan sonra gece yarısına veya gecenin üçte ikisine veya üç­te birine kadar [185] namaz kılınması emrolunmuştur.

Gecenin geç saatlerine kadar ibadet emri bir yıl sürmüştür. Sonra durum hafifletilmiştir. [186] Daha sonra sabah, ak­şam ve gecenin bir kısmına {yatsı vaktinde) ibadet edilmesi emri ve­rilmiştir. [187] Beş vakit namaz Resulü Ekrem (sav)’in Medine’ye hicretlerinden [188] bir buçuk sene kadar evvel [189] cuma miraç gecesinde ve Peygamberliğinin on birinci senesinde emrolunmuştur. [190]

Beş vakit namazdan sonra teheccüd namazı Peygamber efen­dimiz (sav) için farz olmakta devam etmişsede ümmeti hakkında na­fileye çevrilmiştir. Beş vakit namazın vakitleri Kur’an-ı Kerim’de a-yetlerle sabit olduğu için Peygamber (sav)’in hadisleriyle de adetleri ve nasıl kılınacağı belirtilmiştir.

Kur’an-ı Kerim’de Bakara suresinin 238’inci ayeti namazın hem farz kılındığına hem de beş vakit olduğuna delalet ettiği gibi Hud suresinin 114’üncü ayeti namaz vakitlerini tam bir şekilde gös­termekte, İsra suresinin 78’inci ayeti de beş vakit namazı açık olarak anlatmaktadır. [191]

Namazı cemaatle kılan kimsenin müslümanlığma hükmedilir. Şu halde bir kâfir cemaatle namaz kılsa Hanefılere göre müslüman olduğuna hükmedilir. İmam Şafii bunun aksi görüştedir. Zira Hane-filere göre cemaat Ümmeti Muhammed’e mahsustur. Tek başına namaz ve diğer ibadetler bunun hilafmadır. Zira bunlar diğer üm­metlerde de vardır. Resul Ekrem (sav) şöyle buyurmuştur:

“Bir kimse bizim namazımızı kılsa ve bizim kıblemize yönelse o

bizdendir.” Muhtemeldir ki bu hadis kıblenin Beytül Makdis’ten Kabe’ye çevrilmesi vaktinde sadr olmuş ve onların nefislerinde bir te-reddüd sübüt bulmuştur. Ya da temyiz bakımından o, en maruf, en meşhurdur. [192] Ulemaya göre “bizim namazımız” sözüyle murad heyeti mahsusa üzere cemaatle kılınan namazdır. Cemaatsiz namaz ise bizde mevcud olduğu gibi kafirlerde de vardır.

Hanefilere göre vîtr namazının vakti yatsı namazının vaktidir. Ancak vitr konusu ile ilgili bir emirden dolayı vitr namazı yatsı na­mazından sonra kılınır. Vitr vaktinin bu şekilde oluşu Imam:ı A-zam’a göredir. İki İmama göre vitr vakti yatsı namazı kılındıktan son­ra başlar. Bunun için bir insan uykudan uyanacağına güveni yoksa uyumadan önce vitr namazını kılmalıdır. Şayet eminse vitr namazını sonuna bıraksın.

 

[166] İsra, 15

[167] Buhari 342, Müslim 163

[168] Rum, 17

[169] Buhari 1331, Müslim 19

[170] Rum, 18

[171] Namaz İbni Hiban 258

[172] Buhari 46, Müslim 11

[173] Buhari, 505

[174] İmam Ahmed, 338

[175] Buhari 25, Müslim 22

[176] Ebu Davud 1420

[177] Müslim, 82

[178] Müslim 612

[179] Müslim 612

[180] Müslim 608

[181] Müslim 612

[182] Müslim 612

[183] Müslim 681

[184] Taha, 130

[185] Müzemmil, 1-8

[186] Müzemmil, 20

[187] Dehr, 22-26. Hud, 115

[188] 23 eylül 622= 8 rebiulevvel 1 hicri

[189] 27 receb 621

[190] İsra, 78

[191] Tabakat, îbni Sa’d Müsned Sünen, Tirmizi Muvatta, Malik Sire, İbniş İshak sahih Müslim

[192] Şerh’ül meşarık

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.