Namaz kılınması caiz olmayan ve Mekruh olan vakitler nelerdir?

Üç vakitte namaz kılınmaz. Bu üç vakitte farz namazı, cenaze namazı, tilavet secdesi ve nafile namaz kılınmaz.

a- Güneş doğup bir mızrak boyu yükselince (30 dk geçinceye kadar).

b- Güneş gök kubbenin ortasına gelip her şeyin gölgesi titreşip yerinde kaldığı zaman.

c- Akşama doğru güneşin sararıp gözlerin ferini almayacak du­ruma geldiğinde. Ancak o günün kılınmayan ikindi namazı bu vakit­te kerahetle kılınır. Üzerinde nafile bir kaza olursa bu nafile olan ka­zayı kerahat vaktinde kılarsa isaet olarak caizdir. Yani uygunsuz bir anlamla caiz olur.

Şu halde tarif edilen kerahat vakitlerinden birinde farz, vacip ve nafile namazlar kılınmaz. Kerahat vaktinde meydana gelen cenaze namazının kılınmasına cevaz verilmiştir. Kerahat vaktinde nafile na­maz kılacağını nezir eden kimse adağını yerine getirir. Yani tarif edilen vakitte namaz kılarsa günahkâr olmakla beraber namazı sahih olur.

Bunun için nezir edilen namazı mekruh olan vakitlerin hari­cinde kılınması vacip olur. Şu halde herhangi bir vakitte nezir edilen namazların sahih olan vakitlerde kılınması daha evladır. Bu konuda bize ulaşan hadislerden bazıları şöyledir. Ashab-ı güzinden Akabe (ra) diyor ki: Resulü Ekrem (sav) efendimiz bizi üç vakitte namaz kılmaktan, ölülerimizi kabre gömmekten men etti. “Güneş doğup bir mızrak boyu yükselinceye kadar, güneş gök kubbenin ortasına gelip batıya meyledinceye kadar ve güneş batı ufkuna meylettiğinde.” Müslim, Nesai, Tirmizi, Ebu Davud, Ibni Mace

Tirmizi bunu cenaze namazı manasına almıştır. Ebu Davud hadiste geçen ölülerimizi hakiki anlamına hamletmiştir. Nafile ve benzeri namazların mekruh olduğu vakitler dokuzdur. Kelimelerin delaletinden anlaşıldığı gibi bu vakitlerde kazaya kalmış namazları, cenaze namazını ve tilavet secdesini yerine getirmek caizdir.

1- Fecr-i sadıktan sonra ve sabah namazı kılınmadan önce, zi­ra fecr-i sadık doğduktan sonra ancak sabahın farzından önce iki rek’at müekked sünnet kılınması meşrudur. Bu sünnetten başka Resulullah’m (sav) bu vakitte nafile kıldığını tesbit eden sahih bir hadis yoktur. Fakat kılınmaması hakkında sahih hadis vardır.

Bu hadis fecrden sonra güneş doğuncaya kadar, ikindiden sonra güneş batıncaya kadar nafile namaz kılmayı men etmiştir. Şu halde fecri sadık doğduktan sonra güneş doğuncaya kadar sabahın iki rek’at sünnetinden başka kesinlikle nafile veya sünnet kılmak mekruhtur. Ne kadar fevt ettiği zaman fecrin sünneti bile olsa, zira fecrin sünneti yalnızca geçtiği zaman sakıt olur. Yalnız fecr doğma­dan nafile namaza başlayıp bir rek’atmı kıldıktan sonra fecr doğarsa onu tamamlaması lazımdır.

Zira burada kerahat vaktinde kılmak adı kesinlikle yoktur. Ve bu iki rek’at sabahın iki rek’at sünneti yerine de geçmez. Fecr doğ­madan önce dört rek’atlı bir nafileye başlarda iki rek’atmı kıldıktan sonra eğer fecr doğarsa iki rek’at ilave ederek bu son iki rek’at saba­hın iki rek’at sünneti yerine geçer. En sahih görüşde budur.

2- Sabah namazından sonra güneş doğuncaya kadar tüm nafi­le namaz kılmak mekruhtur. Eğer kılınmış olursa sabah sünnetini bozar. Farzı kıldıktan sonra onu kaza ederse yeterli değildir. Zira bu vakit içinde kaza etmesi caiz olmaz. Zira Resulü Ekrem (sav) efen­dimiz şöyle buyurmuştur:

Sabah namazım kıldıktan sonra güneş doğuncaya kadar bekle (namaz kılma), güneş doğuncada (bir mızrak) boyu yükselinceye ka­dar yine namaz kılma. Zira güneş şeytanın iki boynuzu arasında do­ğar ve bu anda inkarcı sapıklar güneşe secde eder. Sonra ikindi na­mazını kıhncaya kadar (arada geçen zaman içinde) namaz kil. İkindi­yi kıldıktan sonra, gene namaz kılma. Güneş batıncaya kadar bekle zira, güneş şeytanın iki boynuzu arasında batar ve işte o vakitte dala­lette olanlar ona secde eder. Müslim

Hanefîler bu vakitte namaz kılınmasının mekruh olduğunu söylemişlerdir. Şafiiler ise tavaf namazı için kerahat yoktur demiş­lerdir. Zira onlar Hz Cübeyr’den yapılan sahih rivayeti kaynak ve sened olarak kabul etmişlerdir.

3- İkindi namazından sonra sünnet kılmak mekruhtur. Her­hangi bir kimse mekruh olmayan bir vakitte sünnet namaza niyet getirdikten sonra onu bozarsa, ondan sonra güneş daha batmadan ikindi namazından sonra o sünneti kaza ederse kesinlikle yeterli de­ğildir.

4- Güneş battıktan sonra akşam namazı kılınmadan önce sün­net namazı kılmak gene mekruhtur. Zira o vakitte meşru bir sünnet yoktur.

5- Cuma günü namaza ikamet edilirken sünnet kılmak gene mekruhtur. En-Nihaye

6- Cuma, güneş tutulması, iki bayram ve yağmur taleb etme hutbeleri okunurken gene sünnet kılmak mekruhtur.

7- Nikah duası yapılırken ve hacc ile ilgili hutbe okunurken sünnet namaz kılmak mekruhtur.

8- Cuma günü hatip hutbe okumaya çıkarken nafile namaz kılmak mekruhtur. Cuma hutbesine imam minbere çıkmadan önce dört rek’at namaza başlar, daha tamamlamadan imam hutbeye çı­karsa sahih görüşe göre bunu tamamlaması lazımdır.

9- Farz namaza kamet getirilirken sünnet namaz kılmak gene mekruhtur. Şu halde cemaati kaçırmayacağını kestiren kimse sabah namazına başladığı halde sabahın iki rek’atlı sünnetini kılar ve i-mama uyar. Eğer cemaati kaçıracağından korkarsa o zaman, sabah namazının sünnetini terk etmesi lazım gelir.

îki bayram namazından sonra kendi evinde isterse sünnet kı­labilir. Fakat bayram namazından önce ister camide isterse evde ol­sun sünnet namaz kılmak mekruhtur. Bayram namazından sonra camide sünnet namazı kılmak mekruhtur.

Müzdelife’de akşam ile yatsı namazı bir arada yatsı vaktinde kılınırken ve Arafat’ta öğle ile ikindi namazı cem edilip öğle namazı vaktinde kılınırken bu iki namaz arasında nafile kılmak mekruhtur. Bunun gibi idrar veya dışkıyı def etme sıkıntısı bulunduğunda, ye­mek hazır olduğunda ve kalbini çok meşgul eden olaylar karşısında vakit müsaitse bekleyip namazın o anda kılmmaması daha iyi olur.

Farz namaz kılmak için vakit iyice daraldığında nafile namaz kılmak mekruhtur. Şu halde vakit namazın nasıl şartıysa, aynı za­manda vücubunun da sebebidir. Bu görüşe göre bir yerde kurala ve genel örneğe aykırı olan ülkelerde değişiklikler olur. Mesela 66 dere­ce 33 dakika kuzey ve güney kutup dairelerinin ötesinde yazın gün­düzleri, kışında geceleri aylarca devam etmektedir.

Bu tarife göre kutup dairelerine yakın ülkelerde ise yılda iki se­fer belirli günlerde güneşin doğmasıyla batması bir olur. Arada abdest alıp namaz kılacak kadar bir vakit kalır yada kalmaz. Güneş battıktan sonra abdest alıp eğer akşam ve yatsı namazlarının farzını kılacak kadar bir müddet kalırsa o zaman bu iki vaktin farzını kıl­mak lazımdır.

Eğer akşam vaktinin farzını kılacak kadar bir zaman kalıyorsa o zaman onu kılmak lazımdır.

Edasına imkan olmayan yatsı namazı veya hem akşam ve hem de yatsı namazı müslümanların üzerinden tamamen düşer mi ya da yakın ülkelere göre mi kılmalı yoksa kazası mı gerekir? Yatsı ve vitr vakti bulunmayan mesela Bulgar ülkelerinde bulunanları örnek ola­rak gösterebiliyoruz. Zira Bulgar ülkelerinden 66 derece 33 dakika kuzey ve güney kutup dairesinin yakınında veya ötesinde bulunan kısımlardır. Buralarda şafak yani kızıllık yada beyazlık kaybolmadan kışın veya yazın erbain günlerinden yani yazın en uzun günlerini, kışında en kısa gecelerini bunların üzerinde yatsı ile vitr namazı dü şer mi yahut saatlere göre takdir yapılıp kılınması mı gerekir?

Şu halde şafak kaybolmadan bir ülkede hemen güneşin doğdu­ğu bulunuyorsa, yatsı namazı onlara vacip olmaz. Zira namazın se­bebi yoktur. Sebebi ise vakittir. Bazı fukahalara göre yatsı namazı onların hakkında vaciptir. Bunun için saat hesabıyla vakit takdir e-dilir ve namaz kılınması yerine getirilir.

Burada söz takdir üzerinde kaldı, bundan maksad yatsı nama­zını kaza etmek vacip olur demektir. Vakit takdir edilir yani namazın vücubun sebebi mevcud sayılır. Nasıl ki deccal günlerinde böyle bir takdirin yapılması tarif edilmiştir. Diğer bir te’ville buradaki olan takdir Şafıilerin dediği gibi o yerin halkı hakkında yatsı vakti onlara en yakın ülkelerde şafağın kaybolma müddetidir.İbnİ Abidin c. 1, s.374-375

Kutup bölgelerinde yazın gündüzleri, kışın geceleri uzun za­man devam eder. Orada yılın altı ayı devamlı olarak gecedir. Aynı za­manda buralardada insanlar vardır ve bu insanlar da Hz Peygamber efendimize (sav) inanmış, onun tebliğini duyup kabul etmişlerdir. Ve fukahalarımız kutup bölgelerinde yaşayan insanların nasıl hareket etmeleri gerektiğinde mutmein bir şekilde cevap vermişlerdir.

Zira Resulullah (sav) bu konuyu şöyle izah etmiştir:

Zaman birbirine yaklaşmadıkça öyle ki, sene bir ay, ay bir haf­ta, bir hafta da bir gün, bir gün de bir saat ve bir saat de kuru bir ot parçasının ucunun yanması kadar bir zaman olmadıkça kıyamet kopmaz. El-lşali-Eşrati-s-saa s. 130

Zamanın birbirine yaklaşması kuvvetli bir ihtimalle seri çıkma­sını, bir senelik yolu bir ayda, bir aylık mesafeyi bir haftada katlet­mesi olabilir. Çağımızda bundan çok daha sürat yapabilen vasıtalar vardır.

Ashab’i kiram deccalin kırk günlük (ya da senelik) zamanında bir günün bir sene kadar uzun süreceğini işitince sordular:

Ey Allahın Resulü! Bir yıl kadar uzun sürecek bir günde nor­mal bir günde kılınan beş vakit namaz bize yeterli gelecek mi? Hz Muhammed (sav) efendimiz –Hayır siz normal bir günün saatini takdir edip beş vakit namazınızı o ölçüye göre kılarsınız diye cevap verdi.

Ashab-ı güzin bir daha çok kısa günlerde nasıl namaz kılacağız diye sordu. Efendimizin cevabı onlara şöyle oldu: Çok uzun günlerde nasıl takdir edip namaz kılarsanız, çok kısa günlerdede ona göre tak­dir edip (beş vakit namazlarınızı) kılarsınız. EMşaali-Eşrati’s-saa s.131

Şu halde bir sene kadar uzun sürecek bir günde namaz ve di­ğer ibadetler için normal bir günün saatinin takdir edilmesini emretmiştir. Zira namazlardan maksat vakit değildir. Aynı zamanda vakit, ibadete resmiyet vermek, onu bir düzende yürütmeye götür­mek içindir. Ve her şey hakkında bir şartın kalkması diğer şartların kalkmasını gerektirmez. Örneğin; abdestin şartı dörttür. Elleri kesik olan bir adamın abdestinin şart üçe inmiştir. Bir şartın ortadan kalkması diğer şartların da ortadan kalkmasını gerektirmez.

Şu halde diğer üç şartın yerine getirilmesi ile abdesti olur ve bununla namazlarını kılar.

Bir de saat konusunu açıklayalım. Eğer çalışacak olursa biliyo­ruz ki normal bölgeler (sıcak memleketler ve ekvator)’le kutuplara yakın bölgeler arasında güneşin devamlı olarak altı ay süreyle bat­mış ve sonra gece ile gündüzün eşit olduğu iki gün hariç altı ay süre ile doğmuş şekilde durduğunu biliyoruz. İslam alimleri kutuplarda sahih olan izahatlar yapmışlardır. 45 derece ile 90 derece arasındaki mıntıkalarda güneşe göre değil saate göre hareket edilir. Namaz için böyle olduğu gibi oruç vs için de böyledir. Bu bahsi kısaca şöyle açıklayalım;

Güneşin batı ufkundaki kırmızılık yani şafak kaybolmadan fecrin doğduğu bölgeler o bölgeye en yakın olup yatsı vakti bulunan ülkenin saati tatbik edilir. Ve usule göre yatsı namazı o bölgede terk edilmeyip kesinlikle kılınır. Altı ay gece, altı ay gündüzün sürmesi devam eden bölgelerde oraya gece ve gündüzü bulunan en yakın 45 enlemindeki bölgelerin saatlerine göre namaz ve oruç ibadeti yerine getirilir. Zira Allahu teala Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurmuştur:

Allah (cc) Her şahsı ancak gücünün yettiği Ölçüde mükel­leftir. Herkesin kazandığı (hayır) kendi lehine, yapacağı (şer) de günahlarda kendi aleyhinedir. Ey Rabbimiz! Unutur veya hataya düşerde bir kusur işlersek bizi onunla hesaba sekme. Ey Rab­bimiz! Bizden evvelkilere yüklediğin gibi bize de ağır vazifeler ve musibetler verme. Ey Rabbimiz! Bize güç yetiremeyeceğimiz seyide yükleme, günahlarımızı affet, bizi bağışla, bize merhamet et. Bizim dostumuz ve yardımcımız sensin. Kafirler güruhuna karşı sen bize yardım et. Bakara, 286

Hadisi şerifte Resulü Ekrem (sav) şöyle buyurmuştur: “İslam kolaylık getiren bir dindir. Meşakkate kapı açmaz.” Başka bir hadiste de şöyle demiştir: “Allah katında dinin en sevimlisi Hakka yönelmiş kolay olanı

Başka bir ayette de Cenab-ı Allah şöyle buyuruyor:

Allah size kolaylık ister zorluk istemez.Bakara, 185

Allah sizin için dinde zorluk kılmamıştır. Hacc, 78

Şu halde bu gibi ülkelerde bulunan müslümanlar da beş vakit namaz kılmakla yükümlüdürler.

Zira namazın asıl sebebi; Allah’ın bir emri oluşudur ve Cenab-ı İlahi’nin nizamının arka arkaya devam edip gitmesidir. Bunun için beş vakit namazı kılmaları farzdır. Beş vaktin bulunduğu, kendilerine en yakın bölgelerin vakitlerine göre o namaz için vakti belli ederek namazı yerine getirmeye alışırlar.

Velhasıl Allah’ın hududu ve kanunu olduğu için o bölgedeki olan müslümanlar kesinlikle beş vakit namazı kılmakla yükümlü­dürler. İmam Şafii’nin içtihadı da bu şekildedir. Sofuluğa, ihtiyata lazım olanı da budur. Uzun zaman güneşin doğmadığı veya batma­dığı ülkelerde namaz vakitlerinin böyle takdir edilip edilemeyeceği fikrinde fukahaların ihtilafı vardır. Bu gibi bölgelerde bulundukları kabul edilen müslümanlarm oruçları ve zekatları bakımından yine böyle bir ölçü koymak uygun görülmektedir.

Şu halde insanın ve bütün varlıkların hayatlarında doğmak, büyümek, yaşlanmak, duraklamak ve en sonunda ölüp gitmek gibi değişik beş safha meydana gelmektedir. Şu halde bu safhalar büyük bir nimet olduğu için bunlarda bir karışıklık olmaz. Ve insanın maddi çalışmaları ile manevi çalışmaları arasında bir düzen kura­bilmek için beş vakitte kılman namazlardan daha şerefli, daha yük­sek bir çare bulunmaz.

Hepimiz bu şerefli ve faziletli ibadetle yükümlü olmak şartıyla azüetine ulaştıran, saygısı ve ikramı nihayetsiz Hakkımıza ne kadar ibadet ve şükür etsek azdır.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.