Ezanın sünnetleri nelerdir?

 

1- Müezzinin kıbleye dönmesi. Zira mütekeddimlere, müte hhirlere göre yönlerin en şereflisi kıbledir.

2- Müezzinin küçük ve büyük hadesten temiz olması. Abdest-siz olarak okunan ezan tenzihen mekruhtur. Cünüp olan bir kimse­nin ezanı tahrimen mekruhtur. Zira Hz Peygamber (sav) şöyle bu­yurmuştur:

Abdestsizken Aziz ve Celil olan Allah’ı anmayı hoş görmüyo­rum. [141]

3- Ayakta ezan okumak. Zira Resulü Ekrem (sav) şöyle buyur­muştur: “Ey Bilal! Kalk namaz için nida et (ezan oku).”

4- Hayyalessalat derken göğsünü kıbleden çevirmeden başını sağa, Hayyaalelfelah derken de başını sola çevirmek.

5- Ezanda terci yapmak. Bu terci Ebu Mahzüre’den rivayet edi­len bir hadisle sabit olmuştur. [142]

6- Sabah ezanında, tesvib yapmak. Tesvib: Hayyaalel felahtan sonra iki kere esselatü hayrün min’en nevm yani namaz uykudan hayırlıdır demektir. Zira şu husus hadisi şerif ile sabit olmuştur. [143]

7- Müezzinin güzel ve yüksek sesli olması. Zira ezanı rüyasın­da gören Abdullah b. Zeyd’e Resulü Ekrem (sav) efendimiz şöyle de­miştir:

Rüyanda gördüklerini Bilal’e öğret de o okusun. Zira onun sesi senden daha güzel ve yüksektir. [144]

Ezanın lafızlarını tertil ile (ağır) okumak. Zira ezan hazır olma­yan yani gücünde, İşinde olan insanlara namaz vaktini haber ver­mektir. Şu halde ağır ağır okumak haber vermenin daha iyi duyul­masını sağlar.

Müezzinlerin halk arasında tabiatıyla ve adaletiyle tanınan bir kişi olmasıdır. Zira öyle müezzinin çağrısına halk daha kolay icabet eder. Çünkü fasık bir kimsenin çağrısına icabet edilmez. Ezanda teğanni yapmak mekruhtur.

Ezan okurken şehadet parmaklarını kulağa yerleştirmek yani şehadet parmaklarını kulak deliklerine koymak bazılarına göre güzel bazılarına görede müstehaptır. Zira Hz Muhammmed (sav) Bilal’e e-zan okurken parmaklarını kulaklarına koymasını emretmiştir. Bu hadisi bir çok tarikle geldiği için bazı fukahalar sahih olarak kabul etmişlerdir.

Ezanı işiten kimse eğer yürürse duracak, eğer konuşursa su­sacak, eğer sigara içerse atacak, eğer ayağını üst üste atmış ise in­dirmek, şevkle müezzinin söylediklerini tekrar etmesi sünnettir. Zira Hz Peygamber şöyle demiştir:

Siz ezanı işittiğiniz zaman müezzinin söylediklerini aynen tek­rarlayınız. [145]

Fakat müezzin hayyalessalah söylediği zaman dinleyenler “La havle vela kuvvete illa billlah” veya müezzin hayyalelfelah dediği za­man keza dinleyenler “La havle vela kuvvete illa billah” demelidirler. Zira Hz Peygamber şöyle buyurmuştur:

“Kim bunu kalbinden söylerse cennete girer. ” (Hadisi şerifin so­nunda böyle demiştir.)

Ezandan sonra dua etmek ve Hz Peygambere salavat’ı şerife ge­tirmek, hem duyan kimsenin hem de müezzin için Hz Peygamber’den varid olan duayı okumak sünnettir. Zira Resulü Ekrem (sav) efendimiz şöyle buyurmuştur:

Müezzinin ezanını işittiğiniz zaman siz de onun söylediklerini tekrar edin. Ondan sonra bana salat ve selam okuyunuz. Çünkü her kim bana salat okursa bundan dolayı yüce Allah’da ona salat getirir. Daha sonra Allah’tan benim için vesileyi isteyin. Vesile cennette bir derecedir ki o Allah’ın kullarından yalnız birine nasip olacaktır. Uma­rım ki o kul ben olurum. Kim benim için Allah’tan vesileyi isters ona şefaatim vacip olur.”

“Her fcim ezanı işittiği zaman Ey Allah’ım! Ey bu tam davetin ve kılınmak üzere olan namazın Rabbi Muhammed (as)’a en yüksek mer­tebeyi ve fazileti ihsan et. Bir de onu kendisine vaad ettiğin makam’ı mahmud’a eriştir derse kıyamet günü benim şefaatim ona vacip olur. [146]

Daveti tammeden maksat tebdil ve tağyir kabul etmeyen tevhid davetidir. Faziletten murad ahlakların tümünden üstün olan bir mertebedir. Makam-ı mahmud ise herkesin sahibini övdüğü makam­dır.

Allah’ın vaadinden maksat Rabbinin seni övgüye değer bir makama (Makam’ı mahmud’a] göndermesi umulur. [147]

Bir de müezzin essalatü hayrün min en nevm dediği zaman saddakte ve barrakte vebil hayri natakte demek sünnettir. Zira dinleyenlerin bunları söylemeleri gereklidir. Bir adam mescİdde Kur’an okurken ezan işitse okumayı bırakmaz. Zira hazır olmak ica­bettir. Eğer evinde Kur’an okurken işitse okumayı bırakıp ezana ica-betgeder. Zahİriyyede de böyledir. Başka görüşlere göre ise şartsız olarak icabet etmesi gerekir.

Müezzin yokken müezzinden başkasının kamet etmesi mekruh değildir. Şayet müezzinin huzurunda onun razı olmadığı birisi kamet getirir ise bu durumda mekruh olur. Aksi halde bir beis yoktur. Hanefilere göre kadının ezan ve kamet getirmesi mekruhtur. Çünkü e-zan ve kamet cemaatin müstehap olan sünnetlerindendir.

Şafıilere göre kadın cemaat içinde kadının kameti sünnettir. Fakat ezan böyle değildir. Bazı yerlerde ezandan sonra müezzin yük­sek bir sesle salavat-ı şerife getirir. Bu ise yukarıda açıklandığı üzere sünnettir. Fakat saadet zamanında ezandan sonra yüksek sesle sa­lavat-ı şerife getirilmesi vaki olmamıştır. Yalnız Mısır’da alevi bir hü­kümdar öldürüldüğü zaman onun hemşiresi maktulun oğluna selam getirilmesi İçin müezzinlere ezandan sonra selam getirilmesini emretmiş, onlarda bu emre uymuşlardır.

Salahaddin Eyyubi Mısır’ı fethettiği zaman bu bid’ati kaldırmış bunun yerine salavat-ı şerifenin söylenmesini emretmiştir. Bu du­rumda bu münasip adeti oluşturan sadece Salahaddin Eyyubi ol­muştur. Binaen aleyh minareden ilahiler, gazeller, beyitler ve mersi­yeler okumak kesinlikle caiz değildir.

îmam kamet biterken ayağa kalkmalıdır. Şayet kamet bitme­den cemaat ayağa kalkarsa bu durum mekruhtur. Yalnız hasta ve ihtiyar kimseler bu durumun dışmdadrrlar. Çünkü bunlar başlama tekbirine ve onun sevabına yetişmeyi arzu ederler. Eğer bir adam camiye girse müezzinde ikamete başlamışsa tahiyyetül mescid kıl­madan namazı ayakta beklemelidir.

Yalnız Allah rızası için ezan okumak ve müezzinlik yapmak çok büyük sevaptır. Zira Efendimiz şöyle buyurmuştur:

Kıyamet günü müezzinlerin boyunları en uzun (yani herkesten yüksek) olacaktır.[148] Hz Ömer de “Şayet halife olmasaydım ezan okur­dum ” demiştir. Namaz kılan, ders veren, ilim öğrenen, hutbe okuyan veya dinleyen, yemek yiyen ezana icabet etmez.

İkametten önce İhlasın okunması kesinlikle bid’attır. Zira ne asr-ı saadette ne de hulefa-i raşidin zamanında ne de tabiin ve ne de tabe-i tabiin zamanında vaki olmamıştır. Şu halde boş yerde mu­kaddes vakti zayi etmek caiz değildir ve bid’atı derhal terk etmek la­zım ve elzemdir. Eğer bir adam kur’an okumakta olsa durur, ezanı dinler. Aynı zamanda ezana icabet eder. Ezana icabet vermek ikiye ayrılır:

a- Kavlen

b- Fiilen

Sözle icabet ezanı müezzinle beraber kendi kendine tekrar et­mektir. Fiilen icabet ise gidip namaz kılmaktır. Yolda yürürkende duyan kimse hemen durup ezanı dinler. Namazdan başka bazı ne­denlerle ezan okumakta müstehaptır.

Şiddetli siniri gelen sara gibi bir hastalığa tutulan kimsenin, sinir krizi geçiren bir kimsenin, askere veya sefere giden bir kimse­nin, ahlaksız olan insan veya hayvanın kulağına ezan okumak müs­tehaptır. Cin ve şeytanın heybetli bir cemaaatle görülmesi halinde de bunların şerrinden kurtulmak için gene ezanın okunması mendup-tur. Zira ezan nerede okunsa şeytanın oradan kaçması hadisi şerif­lerle sabittir. [149]

Depremde, yangın halinde, savaş sırasında ezan okumak menduptur. Çocuk dünyaya geldiği zaman kulağına ezan okumak menduptur. Zira Resulü Ekrem (sav) efendimiz torunu Hz Hasan dünya­ya geldiği zaman onun kulağına ezan okumuştur. [150]

Ezanla ikamet arasında dua etmek müstehaptır. Zira Hz Pey­gamber bu konuda şöyle buyurmuştur:

Ezan ile ikamet arasında yapılan dua red olunmaz. [151]

Ezanla ikamet arasında beldenin gelenek ve göreneklerine göre uygun biçimde müezzinin ezan okunup namazın kılınmak üzere ol­duğunu duyurmasına “tesvib” denir. Müteehhirin akşam namazla­rından başka tüm namazlarda bu tesvibin uygulanmasını faydalı görmüştür.”Namaza, namaza”, “Namaz kılınmak üzeredir, namaz kı­lınmak üzeredir”, “Namaz toplayıcıdır, namaz toplayıcıdır” gibi söz­lerle tesvib uygulanır. Tesvibin ikinci manası ise yukarıda geçmiştir.

Ezanla ikamet arasında, ezanı işiten mü’minlerin namaza ha­zırlanıp gelecekleri bir süre olarak takdir etmek daha uygun olabilir. Ezanı duyan kimsenin abdestini alıp camiye geleceği zamanı saat bi­rimiyle ölçecek olursak bunu 5-10 dakika arasında düşünebiliriz. E-ğer farzdan önce namazın sünneti olmazsa örneğin; akşam namazı gibi müezzin belirtilen zaman kadar ayakta veya oturarak bekler. Eğer farzdan önce sünnet namaz varsa müezzin onu kılmakla yeti­nir. İkamet (kamet) ezanın aynısıdır. Ancak bazı özellikleri ezandan ayrılır:

a- Ezan ikişer ikişer, kametse teker teker okunur. Bunun delili Enes’ten rivayet edilen şu hadistir:

“Bilal’e ezan lafızlarını ikişer ikişer, kamet lafızlarını da teker te­ker söylemesi emredildi. [152] Kametin lafızları şöyledir:

Allahu ekber Allahu ekber, Eşhedüella ilahe illallah Eşhdüella ilahe illallah, Eşhedüenne Muhammeder Resulullah Eşhedüenne Mu-hammeder resulullah, Hayyaalessalat, Hayyaalelfelah, Kad Kametis-salatKad Kametissalat, Allahu Ekber Allahu Ekber, Lailahe illallah. Allah her şeyden yücedir- Allah her şeyden yücedir, Şehadet ederim ki Allah’tan başka ilah yoktur- Şehadet ederim ki Allah’tan başka ilah yoktur, Muhammmed Allah’ın resulüdür- Muhammed Al­lah’ın resulüdür, Haydi namaza, Haydi felaha, Namaz başladı- Na­maz başladı, Allah her şeyden yücedir- Allah her şeyden yücedir, Al­lah’tan başka ilah yoktur.

Kametin lafızları muhaddislerin rivayet ettikleri sahih hadisler­le sabittir.

b- Kaza borcu olan kimse onları kaza etmek istediğinde sadece ilk namazı için ezan okumalı, ondan sonraki her namaz için kamet getirmelidir. Zira Hz Peygamber (sav) Müzdelife’de akşam ve yatsı namazlarını birleştirip namazı bir ezan ve iki kametle kılmıştır.

c- Kametin süratle okunması vaciptir. Ezansa yavaş okunur. Zira ezan mü’minlerin namaza hazırlanmasını beklemek için yavaş okunur. Kametse hazır olan kimseler için olduğundan süratle okun­ması daha uygundur.

Bazı Hanefilere göre müezzine icabet, namaza gitmekle olur. Cünüp olan bir kimse müezzine icabet edebilir. Fakat lohusa ve ay­başı olan hanımlar müezzine icabet etmezler. Bunlar gibi cenaze namazı kılan, eşiyle cinsel temasta bulunan, tuvalette bulunan, ilim öğreten ve öğrenenlerde ezana icabet etmezler. Ezandan sonra oku­nacak bir dua vardır. Vesile duası ismi verilen bu dua şöyledir:

Ey bu tam davetin ve kılınacak namazın Rabbi olan Allahım! Resulü Ekrem (sav) efendimiz için vesileyi, fazileti ve yüksek dereceyi ihsan et Ve onu kendisine vaad etmiş olduğun Makam-ı mahmud’a ulaştır. Elbette sen vaadinden dönmezsin.” Zira Resulü Ekrem (sav) Şöyle buyurmuştur:

Benim için kim Allah’tan vesileyi isterse ona şefaatim vacip olur. [153]

Resulü Ekrem (sav) efendimizin ik müezzini vardı. Biri Bilal-i Habeş, ötekide İbni Ümmü Mektum’du. Onların ezanları arasında çok süre yoktu. Birisinin ezanı bittikten sonra inerdi. Diğeri ise he­men ardından çıkıp ezana başlardı.

Cami çok büyük olursa ve cemaatte çok kalabalık olursa, ce­maatin işitmesi için kamet yüksek bir yerde okunmalıdır. Böylece sünnete uyulur. Cemaatin kılınacak olan namazın varsa ilk sünne­tini kılmaları için kamet biraz ara verdikten sonra getirilir. Sırf Allah için ezan okumak sünnettir. Zira Resuli Ekrem (sav) efendimiz şöyle buyurmuştur:

Allah’ın rızası için yedi sene ezan okuyan kimseye beraat yazı­lır. [154]

Hz Peygamber başka bir hadiste de şöyle buyurur:

Allah’a iman edip mükâfatını Allah’tan başka kimseden iste­meyerek beş vakit namaz için ezan okuyan kimsenin geçmiş bütün günahları bağışlanır.”

Eğer ücretsiz ezan okuyacak kimse olmazsa ücret karşılığında bir müezzinin tayini gerekir. Bu ücreti beytül mal ödeyebildiği gibi müslümanlar da ödeyebilirler. Bir şehirde veya bir köyde birden faz­la cami bulunsa, hattaki birbirine yakın bile olsalar her bir cami İçin ezan okumak sünnettir.

Ezandan sonra özürsüz olarak camiden çıkmak mekruhtur. Şu halde ezan da bir ibadettir. Peygamber (sav) efendimizin emrettiği şe­kilde okunması gerekir. Arapçadan başka bir lisan ile okunması ke­sinlikle caiz değildir. Fakat Arapça okuyabilecek bir kimse bulun­mazsa taallüme kadar yani öğreninceye kadar bilinen bir lisan ile okumak caizdir.

Bîr şehirde veya bir köyde ezan okunmazsa, ikaz edildiği halde durumlarını değiştirmezlerse kesinlikle onlara karşı savaş ilan edilir. Sarhoşun ve delinin ezanı sahih değildir. Delili bulunmayan amanın, fasıkın, çocuğun, abdesti olmayanın ve cünüp olan kimsenin okudu­ğu ezan mekruhtur.

Her cami için iki müezzin bulunması sünnettir. Onlardan birisi fecrden evvel, diğeri ise fecrden sonra ezan okur. Birbirine yakın olan camiler için ayrı ayrı birer ezan okumak müstehaptır. Her ne ka­dar ezanın sesi her yere ulaşsa da gene de bir ezan yeterli değildir.

İkameti ayakta getirmek sünnettir. İkamete başladıktan sonra nafile namaz kılmak mekruhtur. Eğer nafiledeyken kamete başlanır­sa cemaatin fevt olmasından korku olmazsa nafile namazını tamam­layacaktır. Şayet korku olursa cemaate yetişmek için nafileyi iptal ederek imama tabi olacaktır.

Hareket halinde bulunan tren, otobüs, taksi gibi vasıtalar için­de veya deve gibi bir hayvanın üzerinde ezan okunması mekruh de­ğildir. Eğer müezzin ezanı Farsça okursa, sadece kendi nefsi için okursa ve aynı zamanda da Arapçayı da bilmiyorsa caizdir. Şayet Arapçayı bilse kendi nefsi için Farsça okusa caiz değildir. Şayet mü­ezzin Arapçadan başka bir lisan ile ezan okusa, isterse Arapça bilsin veya bilmesin okuduğu ezan sahih değildir. [155]

Ezanda “Hayyalessalah” derken başı sağa, “Hayyalelfelah” der­ken sola çevirmek iyi ve güzeldir. Zira yalnız başını (göğsünü değil} sağa-sola çevirmenin manası sesin etrafa duyurulmasıdır. Başka bir şey için değildir. Yoksa Hz Bilal ezan okurken kafirler taş attıkları i-çin yüzünü sağa-sola çevirmişte o nedenle böyle yapılır diye bir şey yoktur. Zira ezan Mekke’de sünnet olmamıştır. Medine’de sünnet olmuştur ve öyle bir olay vaki olmamıştır. Öyle şeylere inanmamak gerekir.

Hz Peygamber (sav) namazın vakti geldikten sonra bazen geç bazen de erken kılardı. Ashabı güzinin bazısı cemaate yetişmek için erkenden geliyorlardı. Bazıları da namaz nasıl olsa geç kılınır diye geç geliyorlardı. Namaza yetişemeyince çok üzülüyorlardı. Resulü Ekrem ashabı ile müşavere etti. Bazıları namazı haber vermek için çan çalınsın, bazılarıda ateş yakılsın, bazılarıda borazan çalınsın de­diler. Fakat Resulullah (sav) birincisi hristiyan, ikincisi mecusi ve üçüncüsü de yahudi adeti olduğundan reddetti. Bayrak dikme fikri­ni de kabul etmedi.

Abdullah İbni Zeyd el ensari o gece bir rüya gördü. Rüyasında üzerinde iki yeşil bir elbise olan bir adam gelmiş, bir duvarın üze-nnde durmuştu. Zeyd’in elinde bir çan vardı. Adam -Onu ne yapa­caksın? diye sordu. Zeyd -Namaz vaktinde çalacağım dedi. Adam -Ben sana daha iyisini göstersem olmaz mı? dedi. Ve kıbleye karşı aurup bugün okuduğumuz ezanı aynen okudu. Bitirince yeniden başlayıp okudu. “Kad kametissalat” kelimelerini ekledi. Abdullah gördüğü rüyayı koşup Peygamberimiz’e anlattı. Peygamberimiz rüyan gerçektir. Bilal’e öğret okusun. Çünkü onun sesi seninkinden yüksektir dedi. Abdullah’da Bilal’e öğretti. Ve Bilal bir evin damına çıkarak ezanı okudu.

Ezanı duyan Hz Ömer yatağından fırlayıp gömleği ile koşarak geldi

Ya Resululah seni Peygamber olarak gönderen Allah’a andol-sun ki bunun gördüğü rüyanın aynını ben de gördüm dedi. O gece ashaptan yedi kişinin aynı rüyayı gördüğü rivayet edilir. Belkide rü­yaları teyid eden birde vahiy gelmiştir ve ezan Peygamber’in emriyle sabit olmuştur.

Alimler kametin şekli üzerinde üç farklı görüşe sahiptirler. Ha-nefilere göre kamet sözleri ezan gibi dört tekbirdir. Diğer sözleri ise ikişer ikişerdir. Fakat kamette felah kelimesinden sonra kad kame-tissalat cimlesi ilave olmuştur. Şu halde kametin kelimeleri on yedi tanedir.

Zira Ebu Mahzure’den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Resulullah (sav) bana ezanı on dokuz kelime, kameti ise on yedi ke­lime olarak öğretmiştir.

Malikilere göre kamet on kelimedir. Bir kere kad kametissalat denir. Zira Enes (ra)’nın rivayeti şöyle olmuştur: Bilal ezanı ikişer, kameti ise birer okumakla emrolundu. [156]

Şafiiler ile Hanbelilere göre kametin kelimeleri birer kere oku­nup on bir kelimeden ibarettir. Ancak “kad kametissalat” lafzı müs­tesnadır. Bu kelime iki sefer tekrarlanır. Zira Abdullah b. Ömer’den rivayet olunduğuna göre Hz peygamber zamanında ezan ikişer sefer kamette birer seferdi. Ancak müezzin “kad kametissalat, kad kame­tissalat” derdi. [157]

Buna göre bu rivayet daha kuvvetlidir. Yahut bu görüş ile Ha-nefilerin görüşü arasında muhayyerdir. Zira Enes hadisi ile îbni Ömer hadisi ile kayıtlandırılmıştır.

 

[141] Ebu Davud 17

[142] Buhari 608

[143] Ebu Davud 500

[144] Ebu Davud 499

[145] Buhari 512

[146] Buhari 592, Müslim 1092

[147] İsra, 79

[148] İbniMace, ezan/5

[149] Ez-zühali

[150] Ebu Davud 107

[151] Ebu Davvud, Nesai, Tirmizi -Enes (ra)’dan rivayetle

[152] Buhari 580

[153] Nesai ezan 37, Ebu Davud 37, Buhari ezan 8

[154] Buhari, Müslim ezan

[155] Maverdi

[156] Neylü-1 Evtar c. 2 s. 40

[157] Neylü-1 Evtar c. 243

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.