Ezan nedir ne zaman sünnet olmuştur? Nasıl okunur

Ezan demek, Kur’an’ın en derin manası, islamın sedası, din ve imanın belirtisi, alemi şehadet ile ahiret alemi arasında eşitliği sağlama­nın yolu, insanlara davetin değişmeyen alameti, ruh ile beden ara­sında uyum kurmanın anahtarıdır.

Ezan lugaten bildirmek (ilam) demektir.

Özel bir şekil ile namazın vaktini bildirmektir. Ezan vaktinde kılman namaz için de kazaya kalan namaz için de sünnettir. Şu halde vaktinden önce ve sonra ezanın okunması caiz değildir. Ancak kaza için caiz­dir. Zira eğer eda vakti geçmişse de kazanın ezanı, kaza vakti içindir. Zira Hz Peygamber şöyle buyurmuştur:

Musalli vakti geçen namazı hatırladığı zaman kılsın. [133]

Çünkü vakti geçen namazın hatırlanması onun kazasının vak­tidir. Eğer vakit girmezden önce ezan okunsa o ezanın iadesi lazım­dır. Ezan cemaat için sünnet-i kifaye, fert için sünnet-i ayn’dır. Ce­maatten birinin ezan okuması diğerleri içinde kâfidir. Lakin tek basına namaz kılan kimse ezan okumazsa sünneti yerine getirmemiş sayılır.

İslamın alametlerinden bir alamet olduğu için ezanın kıymeti, önemi, şerefi çok büyüktür. Ezan beş vakit namaz, onların kazası ve cuma namazı için sünnet-i müekkededir. Sünnet kılınmıştır. Vitir namazı, iki bayram namazı, küsüf namazı, husuf namazı, cenaze na­mazı, istiska namazı, sünnetler ve nafilelerde ezan sünnet değildir. Ezanın meşru kılınmasının delili ise Kur’an ile sünnettir. Kur’anda ki olan delil ise:

Ey İman edenler! Cuma günü namaza (ezan ile) çağırıldığı­nız zaman Allah’ı anmaya (cumayı kılmaya) koşun ve alış-verişi bırakın. [134]

Sünnetteki olan delil ise:

Namaz vakti geldiğinde içinizden biri size ezan okusun. Sonra en büyüğünüz size imamlık yapsın. [135]

Ezan ne zaman sünnet olmuştur?

Ezan hicretin ilk senesinde Medine’de sünnet kılınmıştır.

İbni Ömer şöyle demektedir: “Müslümanlar Medine’ye geldikleri zaman toplanıp namaz vakitlerini gözetlerlerdi. O zaman namaz için çağrı yapılmıyordu. Bir gün bu hususta konuştular. Bazıları Hıristi­yanların çanı gibi bir edinelim dediler. Hz Ömer halkı namaza çağır­mak için neden bir adam göndermiyorsunuz? dedi. Hz Peygamber;

Ey Bilal! Kalk namaz için nida et (ezan oku) dedi. [136]

Ezan-ı Muhammedi hicretin birinci yılında (622/623) Medine-i Münevvere’de meşru kılınmıştır. Vacip derecesinde kuvvetli bir sün­nettir. Ezanın meşru oluşu yalnız rüya ile değil hem Peygamber efendimizin (sav) sünnetiyle ve hemde İlahi vahiyle sabittir. Hicretin birinci yılında Medine-i Münevvere‘de Mescid-i Nebevi tamamlanınca cemaatle namaz kılınmaya başlanmıştır.

Namaz vakitlerinde de Hz Bilal-i Habeş’i (ra) Resulullah’ın (sav) emriyle “essalah, essalah (namaza namaza)” veya “essalatü camiatün (namaz cemaate toplayıcıdır)” diye seslenirdi. Bu usul müslümanları zamanında cemaate toplama ve onları cemaatten mahrum etmemeye elverişli olmamaktaydı.

Bu nedenle cumayı ve beş vakti zamanında bildirecek bir ala­mete ihtiyaç duyulmuştu.

Bu iş için Peygamber efendimiz (sav) baş­kanlığında bir müşavere heyeti toplandı. Toplantıda hazır bulunan ashab tarafından çeşitli teklifler öne sürüldü. Bu teklifler namaz va­kitlerinin boru çalınarak, ateş yakılarak, çan çalınarak veya yüksek­çe bir yere bayrak dikilerek haber verilmesi şeklindeydi.

Fakat Peygamber efendimiz (sav) bu tekliflerin her birini başka millet ve dinlere aid olması nedeniyle münasip görmemişti. Neticede müşavere heyeti bu hususu karara bağlayamadan dağılmasından sonra ensardan Zeyd oğlu Abdullah (ra)’m rüyasında bugün okudu­ğumuz ezan teallüm eylemesi ve bu rüyasını Peygamber efendimiz (sav)’e anlattığı zaman Resulü Ekrem (sav)’in “İnşaallah bu hak rüya­dır. Gördüğünü Bilal’e öğret. Zira Bilal’ın sesi senden güzeldir.” Bu­yurması üzerine Abdullah (ra) emri şerifi yerine getirdi.

Bilal-ı Habeşî (ra) Medine’nin en yüksek yerine çıkarak Zeyd oğlu Abdullah (ra)’dan öğrendiği ezanı yüksek ve çok tatlı bir sesle o-kudu. Ezan-ı Muhammedinin Medine semalarına yayıldığı sırada bu ilahi daveti duyan Hz Ömer (ra) evinden çıkıp koşa koşa Resulullah (sav)’a gelip

Ya Resulallah aynı rüyayı ben de gördüm dedi. Ve o sırada ilahi vahiyde Peygamber efendimiz (sav)’e gelmiş bulunuyordu. İşte ilk Ezan-ı Muhammedi böylece icra edildikten sonra meşruiyyet ka­zanmıştır (Buhari nimetül islam tarihi, Taberi altı parmak).

İkamet (kamet)de rüyada Zeyd oğlu Abdullah (ra)’a ezanın şe­kliyle birlikte bildirilmiştir (Sünen). Haris b. Ebu Usame’nin müsne-dinde; namaz için ilk defa ezan okuyanın Cebrail (as) olduğu onu se­manın birinci katında okuduğu ve Ömer (ra) ile Bilal (ra)’ında bunu işittiklerini anlatır (Şerhi A. Davudoğlu) Ezan lafızları şöyledir:

Allahu ekber, Allahu ekber, Allahu ekber, Allahu ekber, Eşhedü el lailahe illallah, Eşhedü el lailahe illallah, Eşhedüenne Muhamme-den resulullah, Eşhedüenne Muhammeden resulullah, Hayyalessa-lah, Hayyalessalah, Hayyalel felah, Hayyalel felah, Allahu ekber, Al­lahu ekber, Lailahe illallah.

İkamet ise 17 kelimedir. 15 kelimesi ezanda geçer. İki kelimesi kendine hastır. O da “Kad kaametis-selah” dır. Sabah ezanında esse-latühayrunminen-nevm ‘dir.

Ezan ve ikamette sesi yükseltmek sün­nettir. Fakat ikamette ses biraz alçaltılır. Ezan caminin içinde okun­maz sadece cumanın ikinci ezanı caminin içinde okunur.

Ezan yük­sek bir yerde okunur. Bu yüksek yerden maksat insanların ezan se­sini duyabileceği bir ölçüde olmasıdır.

Müezzzin kendini rahatsızlığa sokacak bir şekilde olmamak şartıyla sesini çıkarmayabilir. Eğer gücünün üstünde bir fazla ses çıkarırsa kesinlikle mekruhtur.[137] İlk olarak Mısır valisi Mesleme tarafından hicretin 56. Yılında bu niyetle meydana getiren minare sünnete uygun olarak islam alimi tasvip görerek ve gelişerek islamın alameti ve nişanı haline gelmiştir. Bir de müezzinlerin dini kıya­fetleriyle minareye çıktıktan sonra şerefesinde vakar olarak dönerek müessir sesleriyle ezan okumaları daha uygun olur. Zira bu şekilde ezanın okunması aynı zamanda müslümanları hem aşka getirmiş o-lur, hem de ibadete teşvik etmiş olur.

Ezanın dindeki şerefi, kadri, kıymeti fevkalade vardır. Eskisi gibi minarelerde okuması lazım ve elzemdir. Ezanda terci Hanefilere göre yoktur. Şafiilere göre efdaldir. Terci önce iki şehadeti gizli olarak söylemek ondan sonra iki defada sesli olarak söylemek­tir.

Ezanda teressül müstehaptır. Teressül iki kere üst üste Allahu ekber Allahu ekber söyledikten sonra vakfetmek yani durmaktır. Sonra iki sefer daha Allahu ekber Allahu ekber demektir. Aynı zamanda her cümlenin sonunda durmak müstehaptır.

İkamette ise vasletmek müstehaptır. Cümlelerde durmamak süratle okumak müstehaptır. Fakat ikamette her cümleyi ve sonunda vakfetmeyi yalnız kalbinde tefekkür ve niyet etmesi yeterlidir. E-ğer bir kişi tekbirin evvelindeki olan harfini uzatmazsa yani Ai dese kesinlikle küfre sebep olur. Zira Allah lafzının başındaki olan hemze birdir. Bunu uzatıp “e” yi “a” şeklinde okunsa manayı değiştirir. Aynı zamanda birinci hemze istifham olur. Anlamı “Allah çok büyük mü­dür?” manası ortaya çıkar. Bunun için çok dikkatli üzerinde durmak elzemdir.

Birde tekbirin sonundaki olan “b”nin uzatması yani “beer” demesi de çok hatalıdır. Yani fahiş bir hatalıdır.

[133] Buhari, Müslim, Ebu Davud, Nesai, Tirmizi

[134] Cuma, 9

[135] Buhari, Müslim 674

[136] Buhari 579, Müslim 377

[137] El-Mudmarat

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir