Hz. Ali (Ra) ve 12 imam

İslamı ilk kabul edenlerden olan İmam Ali, hulefa-i raşidin de­nilen dört halifeden birisidir. Peygamber mektebinin seçkin talebesi, ilim şehrinin kapısı, Allah’ın arslanı, islam halifesi ve peygamberimiz (sav)’in damadıdır. Ayrıca da amcasının oğludur.

Hz Ali (kv) peygamberimizin mektupçusu ve vahy katibi, Kur’-an-ı Kerim’inde hafızı ve öğreticisidir. Hazret-i Muhammed (sav)’in terbiyesiyle yetişmiş ve cennetle müjdelenmiş olan on kişiden biridir. Tebük savaşı hariç tüm seferlere, savaşlara katılmıştır. Peygam­berimiz (sav)’in kızı Hz Fatıma ile evlenmiştir. Hz Fatıma öldükten sonra başka kadınlarla evlenmiştir.

Miladi 600 yılında Mekke’de fil vakasından otuz yıl sonra 13 receb cuma günü Mekke’de doğmuştur. Küçük yaşta iken islamı ka­bul etmiştir. Peygamberimiz (sav) Mekke’den Medine’ye hicret eder­ken Hz Ali (kv) Mekke’de Resulullah (sav)’in yatağına yatarak müş­rikleri yanılttı ve daha sonra o da Medine’ye hicret etti. 656 hazira­nında hilafet makamına seçildi. Hilafet devri Hz Osman’ın şeha-detinden sonraki kargaşa dönemine rast geldiği için karışıklarla geç­ti. 5 yıl halifelikte bulundu. 19 ramazanda Kufe’de sabah namazı kıl­dırmaya hazırlanırken İbn. Mülcem yani Abdurrahman İbni Mülcem adındaki bir cani tarafından cuma günü  63 yaşındayken  661’de şehid edildi. Peygamberimiz (sav)’in soyu onun neslinden devam et­miştir. Kendisi Hz Peygamberimizden 586 hadis rivayet etmiştir.

Ashabı kiram içerisinde katiyyen puta tapmayanlardandı, o-nun için kendisine “Kerremallahu vechehu” denildi. Allah’ın tak­dirine rıza gösterdiği için kendisine “Murtaza” denildi. Gazvelerde ve savaşlarda gösterdiği eşssiz şecaatlar için kendisine “Esed (aslan), Esedullah (Allah’ın aslanı), Şir-i Yezdan, Şahı merdan” denilmiştir. Fakat Hz Osman (ra) devrinde ortaya çıkan fitne onun devrinde de söndürülemedi. Cemel vakası, Sıffm savaşı, hakem olayı. Hepsi onun zamanında çıkmıştır.

Hz Ali’nin künyesi Ebu-l Hasan, Ebu-l Hüseyin’dir. Nebiyi zi-şan efendimiz kendisine iltifatta bulunmuş “Ebu-l Turab” künyesini de vermiştir. Resuli Ekrem Hz Ali ile ahi yani kardeşlik akdi ekmiştir. Onun fezaili hakkında birçok hadisi şerif vardır. Resulü Ekrem efen­dimiz Hz Ali’yi Yemen’e kadı olarak göndermişti. Hz Ali: “Ya Resulullah! Beni Yemen’e kadı tayin ediyorsun, halbuki orada benden yaşlı zatlar var. Ben onların arasında nasıl hükmedebilirim? Resulü Ekrem de: “Bana yakın gel” diye emretmiş, mübarek ellerini Hz Ali’­nin göğsüne temas ettirerek “Ya Rabbi! Dilini serbest et, kalbini de hidayet et” diye dua buyurmuştu. Hz Ali demiştirki; Allah’a yemin ederim ki ben bundan sonra verdiğim hükümlerin hiçbirinde şek ve şüpheye düşmedim. Resulü Ekrem (sav) bana: “Ya Ali! Huzuruna iki hasım gelse birincinin sözlerini dinlediğin gibi ikincinin sözlerini de dinlemedikçe hüküm etmededi. Bundan sonra herşey kolay oldu. Yani Resululah’m tavsiyesine göre hareket ettim. Artık bundan son­ra bana hiçbir hükmümde şüpheli bir şey vaki olmadı.

Bunların hilafetleri 29 yıl, 6ay, 4 gündü.

Zira Sıddıki Ekber’in hilafeti 2 yıl, 3ay, 10 gündü.

Hz Ömer’in hilafeti 10 yıl, 6 ay, 8 gün­dü. Hz Osman’ın hilafeti 11 yıl ,11 ay, 9 gündü.

Hz Ali’nin hilafeti ise 4 yıl, 9 ay, 7 gündü. Hepsi 29 yıl, 6ay, 4 gün eder.

Otuz yıldan eksik olanı Hz Hasan tamamlamıştır.

İmam Suyuti şöyle beyan etmiştir: Hz Hasan’m hilafeti 6 aydı, 7 aya yetişmemişti. Tuhfetul murid s. 101. Bu açıklamasıyla Resulullah (sav)’in mucizatı bize zahir oldu.

Zira Resulullah şöyle buyurmuşlardır:

“Benden sonra ümmetimde hilafet otuz yıl olacak, ondan sonra ısırıcı padişahlar olacak.”

Demek otuz yıldan sonra hangi kişi kendi raiyesine(halkına) amirlik yapmışsa o halife değil belki padişahtır.

Hz Muaviye (ra) şöyle demiştir: “Ben padişahların evveliyim. Fakat Emevi, Abbasi meliklerine de ne kadar halife demişlerse de mecazidir. Hakiki değildir. Zira otuz yılın adaleti ve eşitliği gibi hiç bir padişah kendi rayiesine yap­mamıştır. Bu zatların hilafetleri meşhur olduğu gibi aynı zamanda imamdılar.

Zira fıkıhta ilk olarak onlar fetva vermiştirler. Bir görüşe göre imamlar on ikidir.

1- Ali (ra, ku): Çocukları 15 erkek, 18 kız. Hz Fatıma (ra) vefat etikten sonra Hz Ali birçok kadını nikah etti. Onlardan da çocukları dünyaya geldiler. Hz Ali Küfe camisinde sabah namazı kıldırmak için giderken Abdurrahman bin Mülcem ve Şebib ismindeki olan bir din düşmanı tarafından şehid edildi. Şebib’in kılıcı Hz Ali’ye değmemişti. Yalnız Abdurrahman’m kılıcı onun alnına isabet etmiştir.

2- Hasan bin Ali (ra): 47 yaşında vefat etmiştir. Onun hanımı kendisine zehir vermiş ve vefat etmiştir. Yezid’in hilesiyle bu iş meydana gelmiştir. Baki kabristanda medfundur (ra). Bü­tün evlatları 15 tanedir. Onlardan Zeyd ve El-Hasenu-l Mussena’dan başka kimse kalmamıştır. Abdullahı  Elmahd ismindeki el-Hasanı-1 Elmusseda kalmıştır. Şeyh Abdulkadiri Geylani ondan dünyaya gel­miştir. Demek şeyh Abdulkadiri Geylani (ks) sülalesi Hz Hasanı-1 El-Musennadandır. Hicrî 50’de vefat etmiştir.

3- Hz Hüseyin bin Ali (ra): Hicri 61 yılında 55 yaşındayken şehid olmuştur. Onun evladı, 6 veya 7 taneydi. Ali Zeynul Abidin’den baş­ka kimsenin evladı yoktu. Zeynul Abidin’in evladı ise 11 erkek, 4 kız’di.

4- Ali Zeynulabidin bin Husey (ra): Annesinin adı Şahzinan binti Nuşirevan. H. 94 yılında 57 yaşındayken vefat etmiştir. Ölümünün sebebi Abdülmelik oğlu Velid kendisine zehir vermiştir.

5- Muhammed Bakır bin Zeynul Abidin (ra): Bakır ismulfaildir. Anlamı ise yani ilmi varmış ve aslisi tanımış. O da zehirle gitmiş. Ev­ladı 6 veya 7’ydi. H. 117’de 63 yaşındayken vefat etmiş.

6- Caferi Sadık bin Muhammed Bakır (ra): H.148’de 68 yaşın­dayken El-Mansur devrinde zehirle gitmiştir.  Onun evladı 6 veya daha fazlaydı. Bir de kızı vardı.

7- Muse-l Kazım bin Cafer-i El-Sadık (ra): H.  183’de 55 yaşındayken vefat etmiştir. Harun-i Raşid Basra şehrinde onu bir sene hapsetti.  Ondan sonra Muse-l Kazım vali İsa bin Cafer bin Mansur’un yanma gönderdi ve hemen onu öldür dedi. Vali, yani İsa b. Cafer Harun-u Raşide şöyle haber gönderdi: “Bu adam çok iyi bir in­sandır. Bunu nasıl öldüreyim? Ben bunu öldürmem. Harun bir adama git onu vali yani İsa’nın elinden al getir dedi. Ve kendisine zehir ver ölsün. O adamda öyle yaptı. Onu zehir ile öldürdü (ra). Onun kabri Bağdat’ta ki Kureyş kabristanındadır.

8- Ali El-Rıza bin Muse-l Kazım (ra): H. 203’te 55 yaşındayken vefat etmiştir (ra). Onun türbesi Harun-i Raşidin kabrine yakındır.

9- Muhammed El-Cevvad bin Ali El-Rıza (ra): H. 220’de 25 ya­şındayken vefat etmiştir.  Onun hanımı Ma’mun oğlu Harun-i Ra-şi’din kızıydı. Me’mun’un kızı kendisine zehir vermiş, onu öldürmüş. Bu olay Harun-i Raşidin hilesiyle meydana gelmiştir. İki kızı, iki oğlu vardı. Onun türbesi Bağdat’taki Kureyş kabristanlığındadır (ra).

10- Ali El-Hadi El-Askeri  bin  Muhammed El-cevvad  (ra):  H. 254’de 40 yaşındayken vefat etmiştir. 3 erkek, 1 kız evladı vardı.

11- El Hasenu-l Halısa El-Askeri b. Ali El-Hadi (ra): H. 260’da 28 yaşındayken vefat etmiştir. Onun türbesi kendi babasının türbesinin yanındadır. Yalnız bir oğlu vardı.

12-  Muhammed El-Hucce Ebul Kasım ibni El-Hasanul Halıs: Babası vefat ettiği zaman o beş yaşındaydı. Acayip hikmet sahibiydi. El-Kasımul Muntazer. Zira bu zat Medine-i münevvere’de kaybol­muştur. Nereye gittiğini kimse bilmezdi. İmamiye şiası onun lakabı­na şöyle tarif etmişler: Hüccet, Mehdi, Halife-i Salih, Kaim, Mun­tazer, Sahibuzzaman.

Bu lakapların içerisinden en meşhuru Mehdidir. İbni Hacer Se-vaik’te s. 102’de şöyle diyor:  Muhammedul Hüccet Ebul Kasım ibnil Hasenil El-Askeri bu zat Mehdi’dir. Babası vefat ettiği zaman o beş yaşındaydı. Nasılki Hz Yahya’ya hikmet ilmi küçükken verilmiş ise ona da aynı şekilde verilmiş ve nasıl İsa Allah (cc) (asv)’ma küçükken imamlığı vermişse ona da imamlığı vermiş.

Onun babası Sure Menreayani Samiri şehrinde vefat etmiştir. O beş yaşındaydı. H. 266’da Medine’de kaybolmuştur. Çıkacak dün­ya da eşitliği ve adaleti bırakacaktır. Yani meydana getirecektir. Fa­kat ehli sünnet velcemaatin yanında Hz Mehdi’nin ahir zamanda çıkacak, dünyada zulmün, haksızlığın yerinde adaleti, iyiliği yapacak. Hz Hüseyin’in neslindendir.

Medinei münevvere’de dünyaya gelecek, adı Muhammed ola­cak, babasının adıda Abdullah olacaktır. Onun siması, ahlakı Pey­gamber (sav)’in siması, ahlakı gibi olacak. Zulmü ve fitneyi yerden kaldıracak. Onun yerine adaleti dolduracak. Çıktığı zaman yaşı kırk­tır. Kırk yıl da dünyada kalacak, ondan sonra vefat edecek. Ehli sünnetin delilleri çoktur ve tevatür derecesine ulaşmıştır. Hatta iki ayette bunun üzerine hamletmişlerdir. Said bin Cubeyr’de öyle riva­yet etmiştir. Yani Hz Cubeyr oğlu Said (ra) ayet Hz Mehdi’nin hakkındadır demiştir.

Mükatıl ve diğer arkadaşları şöyle demişler: Bu ayet-i kerimede Hz Mehdi’nin işareti vardır.

Hem de keşfiyatı sahihde Mehdinin çıkmasına dalalet ediyor. İmamul Muhakkikin şeyh Muheyeddin İbnu-l Arabi Fütuhat kitabında şöyle diyor: Allah (cc)’ın bir halifesi vardır çıkacak ve Resulullah (sav)’in izini takip edecek. Kendi hükmünde kesinlikle yanlış yapmaz. Onun bir meleği vardır, kendisini takviye ediyor.

Ehli sünnetin bazısı Hz Mehdi’nin hakkında sahih hadis yok­tur diyorlar. Fakat Mansu Ali Nasıf tacın haşiyesinde cild 5, sayfa 341’de şöyle diyor: “Hz Mehdi’nin hakkındaki olan bütün hadisi zayıf etse İbni Haldun gibi veya başkası gibi onlar yanlışlık, hata etmişler. Ebu Davud, İbni Mace, Taberani, Tirmizi, Bezzar, Ebu Ya’la, İmam Ahmed ve Hakim Radiyallahu anhun,Ecmain Amin Ya Rabbelalemin.Velhasıl biz ehli sünnet velcemaatın yolları lisanen ve amelen kabul ediyoruz. O zatlara muhalefet etmiyoruz.

İmanlı olan kimse Allah’u tealanın emrettiği iyi şeyleri öğrenmek, öğretmek ve yapmak için uğraşır. Allah’u teala vetekaddes hazretlerinin yasak ettiği zararlı şeyleri almaz, kullanmaz, iltifat etmez, bakmaz, kimseye kötülük yapmaz, kendine kötülük yapana kesinlikle karşılık yapmaz, metanetli olur ve sabreder. Ona tatlı dil, güler yüzlü ile nasihat ve vaaz eder. İnsanlara hürmet eder, yardıma ko-şar, din yolunda ve dünya işlerinde sıkıntıda görünce kurtarırlar.

İslamın güzel ahlakı ile yaşayarak herkesin sevgi ve saygısını tutarlar.

İmanlı olmayanlar dünyanın dışı tatlı içi acı olan ve dışı yaldızlı içi zehirli olan ve başlangıcı hoş sonu boş olan rahatlığına ve güzelliğine sarılıyorlar. Ne için dünyaya geldiklerini ve görevlerini bilmiyorlar. Zira onların itikadları bozuk olduğu için sapmışlar ve eğri yo­la düşmüşlerdir. İtikad inanç demektir. Şu halde bir şeye inanmaya, bir kimseyi veya bir haberi tasdik ve kabul edip ona bağlı kalmaya “akide” denir. Çoğulu “akaid”dir. İtikad, iman ile eş anlamlıdır (mü­teradiftir).

îman Resulullah’ın (sav) bildirdiği şeyleri kesin bir şekilde kalben tasdik etmektir. Cemiyette müslüman muamelesi görmek içinde bu imanı açığa vurmak lazım ve elzemdir.

.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir