İbn Ebi Cemre

Ebu Muhammed Abdullah b. Sa‘d ibn Ebi Cemre el-Ezdi el-Endelüsi Hazretleri Kimdir
Hayatı Hakkında Bilgiler nelerdir?
Ebû Muhammed Abdullah b. Sa‘d ibn Ebi Cemre el-Ezdi el-Endelüsi’nin kendisi hakkında bilinenler, rüyaları hakkında bilinenlerden daha azdır. Hazreclilerin reisi Sa‘d b. Ubade’nin soyundan geldiği söylenenibn Ebi Cemre Mürsiye’de (Murcia) doğmuştur. Mürsiye onun gençlik yıllarında müslümanların elinden çıktığı için önce Mağrib’e ardından Tunus’a geçmiş, bazı çocukları burada dünyaya gelmiştir. Tunus’ta kendisine teklif edilen kadılık görevini istemediği için çok ağır şartlar ileri sürmüş, bunlar karşılanmadığı için göreve başlamamıştır.Tunus’tan hacca gitmiş, dönüşte Kahire’ye yerleşmiş ve hayatın ın geri kalanını burada geçirmiştir. Mukattam dağının yakınlarındaki bir zaviyede münzevi bir hayatı tercih ederek irşad ve telif faaliyetlerini sürdürdüğü söylenmekle birlikte, ramazan ayında camiye gittiği ve teravih namazlarını cemaatle kıldığına dair bilgiler,onun tamamen inzivaya çekilmediğini yahut bu inzivanın belirli bir tarihten sonra gerçekleştiğini gösterir. Nitekim Hz. Peygamber’i rüyalarında gördüğünü söylediği zaman insanların kendisine inanmadıkları, evini bastıkları ve ölünceye kadar evinden çıkmasına izin verilmediği de zikredilir ki,bu ancak ömrünün son yıllarında gerçekleşmiş olabilir, çünkü önceki yıllarda ihvanıyla birlikte olduğuna dair birçok veri mevcuttur. Tunus’ta çiftçilik yaparak geçimini kazanan, Mısır’a yerleştiğinde ise buradaki çiftçilerin durumlarını beğenmeyerek bu mesleği bıraktığı için maddi açıdan zorlandığı anlaşılan ibn Ebi Cemre’nin, döneminde tanınan bir mutasavvıf olduğu, “veli”, “kudve”, “arif-billah”, “zahid” ve “salih” gibi lakaplarla anılmasından anlaşılmaktadır. Kendisinin tefsir sahibi bir müfessir, meşhur bir kıraat alimi ve muhaddis olduğu da zikredilmekle birlikte, bugün mevcut eserleri onun bu özelliklerini doğrulamaya imkan vermez. Günümüzde var olan üç eserinden ikisinin hadisle ilgili olması, kendisinin esas ilgi alanının hadis olduğu intibaını uyandırmakla birlikte, her iki eser de onu meslekten muhaddisler arasında zikretmek için yeterli değildir. Bunlardan ilki Cem‘u’n-nihaye fi bed’i’lhayr ve’l-gaye adlı bir Sahih-i Buhari muhtasarı, ikincisi ise kendisinin bu eser üzerine kaleme aldığı ve aşağıda hakkında ayrıntılı bilgi verilecek olan Behcetü’nnüfûs adlı şerhtir. Gerekçeleri aşağıda açıklanacağı üzere bu eser, klasik bir hadis şerhi olmaktan çok, tasavvufi hadis şerhlerinin bir örneğidir. ibn Ebi Cemre’nin eserin birçok yerinde tasavvuf ehlinin diliyle konuşması ve bazı yerlerde muhaddislere dışarıdan bakan birinin ifadelerini kullanması, onun muhaddis olmaktan çok mutasavvıf olduğunu teyid eden unsurlardır. Nitekim bazı kaynaklarda kendisi “hakikat” ile “şeriatı” birleştiren, müteşerri bir mutasavvıf olarak tanıtılmaktadır.Yine de bütün bunlar, onun bir Sahih-i Buhari şerhi kaleme aldığı ve meslekten olmasa da muhaddis sayılabileceği gerçeğini değiştirmemektedir. ibn Ebi Cemre Tunus’ta kadılık teklifi almasına ve rüyasında Hz. Peygamber tarafından “ey fakih!” diye çağırılmasına rağmen,endisinin fıkıhla ilgili yönünün, mensubu olduğu Maliki mezhebi içinde çok dikkate alınmadığına dair bilgiler mevcuttur. Ahmed Baba et-Tinbükti’nin aktardığına göre, ibn Merzûk el-Hafid, Muhtasaru Halil üzerine yazdığı şerhe düştüğü bir notta hem ibn Ebi Cemre’nin hem de onun en meşhur talebesi ibnü’l-Hac el-Abderi’nin, mezhep içinde görüşlerine itimad edilen imamlardan olmadıklarını zikretmiştir. Ahmed Baba et-Tinbükti, Halil b. ishak el-Cündi’nin et-Tavzih’te birkaç defa ibnü’l-Hac el-Abderi’den görüş naklettiğini söyleyerek bu cümleye itiraz eder gibi olsa da, onun itirazı doğrudan ibn Ebi Cemre’yle ilgili değildir. ibn Ebi Cemre’nin yetişme çağarı ve hocalarıyla münasebeti hakkında yeterli malumat yoktur. Kendisinin rüyalarını derlediği ve bir tür otobiyografi sayabilece ğimiz el-Merai’l-hisan’da hocaları hakkında isim zikretmek yerine “meşayih” tabirini kullandığı görülür. Ebü’l-Hasen Sehl b. Muhammed el-Ezdi, Ebû Ali Hasan ez-Zebidi, Ebû Muhammed Abdullah b. Muhammed el-Mercani, Ebü’l-Hasen Ali ez-Zeyyat, Ebû Ali es-Semmat, Ebû Muhammed ez-Zevavi, Abdurrahman es-Sıkılli, Ahmed b. Osman el-Kaysi gibi alim ve mutasavvıfların öğrencisi ve müridi olduğu bilinmektedir. Talebelerinin yahut el-Merai’lhisan’da kendilerini andığı şekliyle “ihvanı”nın çoğu ise ancak bu eserde onlara yapılan atıflar sayesinde tanınmaktadır. En meşhur talebesi olan Muhammed b. Muhammed ibnü’l-Hac el-Abderi el-Fasi (ö. 737/1336) belki de bunun tek istisnasıdır. O, yaşadığı dönemdeki bidatleri ve yanlış uygulamaları eleştirmek üzere ibn Ebi Cemre’nin yönlendirmesiyle kaleme aldığı ve kendisini meşhur eden el-Medhal ila tenmiyeti’l-a‘mal adlı eserinde hocasını sık sık anar. Bu bilgiler aynı zamanda ibn Ebi Cemre’nin hayatı hakkındaki önemli verilerdir. ibnü’l-Hac el-Abderi’nin aynı zamanda, Behcetün-nüfûs’u özellikle dili açısından kusurlu bulması sebebiyle rüyalarda sık sık kendisine cevap verilen Muhammed el-Fasi olma ihtimali de yüksektir. ibn Ebi Cemre’nin rüyaları sayesinde adlarını öğrendiğimiz diğer ihvanı, kendisinden önce vefat eden ashabının altıncısı ve en faziletlisi olduğu zikredilen el-Mecd (Mecdüddin?) Hasan el-Meali, Behcetün nüfus’u şam’da meşhur eden el-Hamevi, Muhammed el-Fasi’ye şerhte bir kusur olmadığını Hamevi’yle birlikte rüyalarda açıklayan el-Mevsıli,ibn Ebi Cemre’nin talebesi olduğu için günahları affedilen es-Sincari (bazan Sencadi veya Sencari şeklinde),aynı zamanda müezzini olan Muhammed el-Hinvani,ibn Ebi Cemre ile hacca giden Feth,Muhammed el-Fasi gibi rüyalar hakkında birtakım şüpheler taşıyan ve vesvese, unutkanlık ve baş ağrısı gibi dertlerinden kurtulması için Behcetün-nüfus’u okuması kendisine tavsiye edilen Ebû Osman7 ile, Senhûdi, ibnü’l-Vafide ve yukarıda hocaları arasında zikredilen Ebû Mu- hammed el-Mercani gibi isimlerdir. Herhangi bir tarikata intisabının varlığı hakkında bilgi bulunmadığı gibi, insanları ve bilhassa müridlerini zora sokmak istemediği için, onlardan kendisine bağılık ahdi almaktan hoşlanmadığı zikredilen ibn Ebi Cemre,kanaatkar bir hayat yaşamış, zenginlerden ve siyasi idarecilerden uzak durmuş, onlara ancak fakirlerin ihtiyaçlarını gidermelerini rica etmek üzere müracaat etmiştir. Kendisine bir ihtiyaçları vesilesiyle gelen zenginleri ve idarecileri tövbe etmeye ve sadaka vermeye teşvik ettiği zikredilmektedir. ibn Ebi Cemre’nin vefat tarihi hakkında farklı bilgiler verilmektedir. Onun 525 (1131), 675 (1276) ve 695’te (1296) vefat ettiği söylenmiş olmakla birlikte, 699’da (1300) vefat ettiği bilgisi daha çok kabul edilmektedir.Kahire’de, ibn Ataullah el-iskenderi’nin kabrinin yakınlarında medfun olup kabri halen ziyaretgahtır. ibn Ebi Cemre, tasavvufla hadisin birbirlerine çok yaklaştığı, her iki alana birden ilgi duyan alimlerin fazlaca görüldüğü bir dönemde yaşamıştır. Büyük birer mutasavvıf olmakla birlikte hadisle de ilgilenen, tasavvufla ilgili yanlış inanışları ve bunlara sebep olan tahrif edilmiş tasavvuf anlayışlarını eleştiren, Avarifü’lmaarif’te neredeyse hiç zayıf ve mevzu hadise yer vermediği bildirilen şihabeddin Sühreverdi, Sahih-i Buhari ve Sahih-i Müslim muhtasarı sahibi olup aynı zamanda Sahihayn hadislerini metinleriyle cem eden Muhyiddin ibn Arabi, hadisçi olarak tanınan ancak irşad ve nasihat konusunda en çok başvurulan eserlerden olan et- Tergib ve’t-terhib’de ameli tasavvufa dair hadislere ağırlık veren Münziri gibi isimlerin yanısıra, tasavvufi kırk hadis şerhlerinin en önemli örneklerinden birini telif eden Sadreddin Konevi hep aynı dönemin mensuplarıdır. ibn Ebi Cemre’nin tasavvuf anlayışına göre Kitap ve Sünnet bilgisi en yüce bilgi olup, tasavvufa müntesip olduklarını iddia eden bazı sözde mutasavvıfların, vasıtasız olarak aldıklarına inandıkları ilm-i ledünni ile yetinmeleri ve onu nakli ilimlerden üstün görmeleri yanlış olup, ilm-i ledünniyi Kitap ve Sünnet bilgisiyle birleştirmek gerekir.Gerek rüyalarında gerek Behcetün-nüfûs’ta Kitap ve Sünnet’e olan vurgu, Sünnete bağılığa sürekli atıf yapması ve bidatlere karşı insanları uyarması, ibn Ebi Cemre’nin tasavvufi şahsiyetinin önemli bir yönünü teşkil eder. O, yaşadığı dönemde en büyük kerametin sünnete bağılık olduğunu dile getirmiş, tasavvufu sünnete bağılıktan ve bidatleri terk etmekten ibaret görmüştür.Nitekim yukarıda zikredildiği gibi, o dönemin Kahire’sinde alabildiğ ine çoğalmış bulunan ve dini hayatı baştanbaşa saran bidatleri ve yanlış uygulamalar ı eleştiren bir eser yazmasını talebesi ibnü’l-Hac’a teklif eden de kendisidir. Onun sünnete ittibaa önem vermesinin karşılığını rüyalarında aldığı görülür. Zira birçok rüyasında, önce kendisine bahşedilen üstün makamlar ve türlü nimetler gösterilir, ardından hatiften gelen bir ses ile yahut bizzat Hz. Peygamber tarafından, sünnete bağılığı sebebiyle bu nimetlerin kendisine verildiği söylenir. ibn Ebi Cemre’deki sünnete bağılık vurgusu aynı zamanda döneminde yaygın biçimde taraftar bulan kelam ilmine ve buna bağı olarak bazı mutezili isimlere ve fikirlere bir tepkidir. Kendisi gereksiz bir ilim saydığı kelamla ilgilenenlerle ve başta mutezile olmak üzere kaderiyye, mücessime ve müşebbihe gibi fırkalara ait fikirlerle sürekli mücadele halindedir. Mesela, gerek ilim tahsiline yeni başlayanlar gerek bu sahada kemale ermiş kişiler tarafından Zemahşeri’nin el-Keiiaf’ının okunmasına şiddetle karşı çıkması bu mücadelesinin tipik bir tezahürüdür. Eserleri. 1. Cem‘u’n-nihaye fi bed’i’l-hayr ve’l-gaye. Yaygin olarak Muhtasaru ıbn Ebi Cemre adıyla bilinen, Behcetün-nüfus’un esasını teşkil eden bir Sahih-i Buhari muhtasarıdır. Hadis kitaplarının isnadlı olması sebebiyle kolaylıkla ezberlenemedi ğini düşünen ibn Ebi Cemre, Sahih-i Buhari’den seçtiği ve sahabi ravi dışında isnadlarını hazfettiği 297 hadisle Cemu’n-nihaye’yi oluşturmuştur. Mukaddimede kendisinin de belirttiği üzere herhangi bir tebvibin, yani hadisleri konularına göre tasnif etme gayesinin görülmediği eser birçok defa neşredilmiştir. Cem‘u’nnihaye üzerine başta kendisi olmak üzere birçok kişi tarafından şerh, haşiye ve talik çalışmaları yapılmıştır. 2. Behcetü’n-nüfûs ibn Ebi Cemre’nin en önemli eseri olup Cem‘u’n-nihaye’nin şerhidir. 3. el-Merai’l-hisan. ibn Ebi Cemre’nin veya bazı yakınlarının Behcetü’nnüfûs hakkında gördükleri rüyaların derlemesi olup elinizdeki çalışmanın esas konusudur. Rüyalar, şerhin muhtelif baskılarıyla birlikte ve müstakil olarak95 neşredilmiştir. 4. Tefsiru ıbn Ebi Cemre. Katip Çelebi ve Edirnevi tarafından kendisine nisbet edilen bu tefsirin günümüzde mevcut olup olmadığı bilinmemektedir. 96 5. Muhtasaru Tabakati’l-hukema ve ashabi’n-nücûm ve’l-etibba. ibnü’lK ıfti’ye ait Tarihu’l-hukema’nın muhtasarıdır.97 6. Keramat. Ahmed Baba et- Tinbükti, ona ait kerametleri derlenmiş vaziyette gördüğünü bildirmektedir.98 Eserin bir nüshasının Haseniyye Kütüphanesi’nde (no. 4589, 27 vr.) bulunduğu anlaşılmaktadır.99 7. ibn Ebi Cemre’nin Behcetü’n-nüfûs’ta ayrıntılı olarak şerh ettiği üç hadisle ilgili kısımlar, kendisi ve başkaları tarafından müstakil birer kitap olarak da anılmaktadır. a) Bunlardan ilki olan ve Kitabü’l-envar yahut Envaru’liman adını verdiği, ayrıca şerhu Hadisi Ubade b. es-Samit adıyla da bilinen eser, Cem‘u’n-nihaye’nin üç numaralı hadisinin şerhidir.Rüyalarda birçok defa “Ubade b. Samit hadisi” olarak anılan bu rivayet Akabe biatıyla ilgili olup şerhte biat konusundan hareketle Ehl-i sünnetin ve Mutezile, kaderiyye, mücessime, müşebbihe gibi fırkaların görüşleri üzerinde durulur. Mutezile ve diğer fırkalara karşı Ehl-i sünnetin savunusu olan bu hadisin şerhiyle ilgili kısımlar, ibn Ebi Cemre’nin Behcetü’n-nüfûs’ta en çok güvendiği ve sayesinde rüyaları yoluyla birçok defa taltif edildiği bölümlerdir.b) şerhu hadisi’l-isra. Behcetü’n-nüfûs’ta uzun uzadıya şerh edilen dört hadisten biri olan bu kısım, kendisi tarafından Envaru’s-salat olarak anılır.c) şerhu hadisi’l-ifk.105 ifk hadisesiyle ilgili bu hadis hakkındaki yorumları sayesinde ibn Ebi Cemre, rüyalarında Hz. Aişe’nin takdirini kazandığı gibi, birçok hediyeye de mazhar olmuştur.

Tefsir, hadis tarih, tasavvuf ve Maliki mezhebi fıkıh alimi. Künyesi Ebu Muhammed olup ismi, Abdullah bin Sa’d bin Ahmed bin Ebi Cemre’dir. Aslen Endülüslüdür. Ezdi ve Endülüsi nisbet edildi. İbn-i Ebi Cemre diye tanındı. Kahire’de 675 (m. 1276) yılında vefat edip, Kurafe kabristanına defnedildi. Evliyanın büyüklerinden ve halk arasında meşhur olduğu için, kabri devamlı ziyaretçilerle dolup taşmaktadır.
Küçük yaşta ilim tahsiline başlayan Ebu Muhammed İbni Ebi Cemre, pekçok alimin derslerinde bulunup ilimlerinden istifade etti. Baba ve dedelerinin de ilim sahibi, asil kimseler olması, onun ilme meylini artırdı. Hadis, tefsir, tarih ve fıkıh ilimlerinde ilerledi. Allahü tealanın sevgili kullarına ihsan ettiği "İlm-i ledün”e kavuştu. Mısır’a gitti. Maksim’de bir zaviyeye yerleşti. Orada taliblerine ilim öğretmek ve Allahın aşıklarına feyz saçmakla meşgul oldu. Hadis okuttu. Maliki mezhebine göre fetva verdi. Müslümanların sıkıntılarını giderdi. Dünya ve ahıret saadetini kazanmalarına yardımcı oldu. Pekçok talebe yetiştirdi. Zamanında onun ilminden istifade etmeyen yok gibi idi. Muhammed Fasi ve Ebu Muhammed Mercani gibi alimler onun talebeleri arasında idi. Ömrü boyunca yalnız Allahü tealanın rızasını kazanmak için çalıştı. Haram ve şüpheli şeyleri terk eder, mübahları da zaruret miktarı kullanırdı. Vakitlerini, Allahü tealanın rızası için ilim öğretmek ve ibadet etmekle geçirirdi. Diğer zamanlarında kıymetli eserler yazardı.
Sahih-i Buhari’ye bir muhtasar yazdı.
Yazdığı bu muhtasarı şerh ederek, "Behcet-ün-Nufus” adını verdi.
Bundan başka;
"En-Nihaye fi bed’il-hayr ve gayetühü”, "Tabakat-ül-hükema”, "Mera-il-hisan”, "iklid-üt-taklid”, "Şerhu hadis-i Ubade bin Samid” ve "Tefsir-i İbn-i Ebi Cemre” adlı eserleri vardır.
İbn-i Ebi Cemre,Ezdi Endülüsi, Süleymaniye Kütüphanesi’nin, Şehid Ali Paşa kısmı 402 numarada kayıtlı mecmuanın ikinci kısmında, "Mera il-hisan” adını verdiği eserde, bazı sahih rüyalardan ve Resulullahın ( aleyhisselam ) kendisi hakkındaki iltifatlarından bahsetmektedir.
Bunlardan bazıları şöyledir:
Kendisi anlatır: "Allahü tealanın yardımıyla, Ebu Hüreyre’nin ( radıyallahü anh ) rivayet ettiği; "Gece ve gündüz nöbetleşe aranıza inen melekler vardır” hadis-i şerifi hakkında konuşup, fıkhi açıklamalarda bulundum. Bu açıklamalarıma, hadis-i şerifin çeşitli şerhlerinden deliller getirdim. Mecliste bulunan pekçok fıkıh alimi de sözümüze i’tiraz etmedi. Onlardan yalnız biri i’tirazda bulundu. Sözümüzü kabul etmedi. O fakihin i’tiraz ettiğini duyan bizi sevenlerden biri, bu hale çok üzülmüş, daha sonra uyumuştu. Rü’yasında Resulullahın ( aleyhisselam ) oturduğunu ve huzurunda benim de oturarak yukarıdaki hadis-i şerife yaptığım açıklamaları arzettiğimi, Resulullahın ( aleyhisselam ) açıklamalanmı çok beğendiğini, karşı çıkan şahsın hareketini de hoş görmediğini müşahede etmiş. Uyanınca rü’yayı gören zat, durumu
cemaata anlattı.”
"Rü’yamda Resulullah ( aleyhisselam ) büyük bir kalabalık ile bizim eve geldi. Resulullahtan ( aleyhisselam ) yanındakilerin kimler olduğunu sual edince, resuller, nebiler (aleyhimüsselam) ve eshabından (r.anhüm) ba’zıları olduğunu buyurdular. Resulullah ( aleyhisselam ) ve yanındakiler oturdu. Bizim talebeler ile birlikte hep beraber yemek yedik. Resulullah ( aleyhisselam ) bize, sesli okuyarak namaz kıldırdı. Namazdan sonra çok güzel bir dua okuduktan sonra ayrıldılar.”
"Resulullah ( aleyhisselam ) bizim eve teşrif ettiler. Yanlarında Hulefa-i Raşidin ve Eshab-ı Kiramdan (r.anhüm) bir topluluk da vardı. Sonra Resulullah ( aleyhisselam ) bizim ve talebelerimizin kendisine bi’at etmemizi istedi. Orada bulunanların hepsi, Resulullahın ( aleyhisselam ) istediği hususlarda O’na ( aleyhisselam ) bi’at ettiler. Orada bi’at edenlerin arasında Muhammed Fasi de vardı.”
"Bir kerresinde yine Resulullah ( aleyhisselam ) evine teşrif edip, şereflendirdiler. Yanlarında Peygamberlerden (aleyhisselam) ve Eshab-ı Kiramdan (r.anhüm) ba’zıları, hocalarım, babam ve ba’zı vefat etmiş akrabalarım vardı. Evde güzel bir yerde, güzel bir suyun mevcudiyeti görüldü. Resulullah ( aleyhisselam ) ve yanındakiler, bu suyun başında oturdular. Resulullah ( aleyhisselam ) burada namaz kıldıktan sonra, diğerleri de namaz kıldılar.
Bir başka rü’yamda Resulullah ( aleyhisselam ), evimi şereflendirdiklerinde, Resulullahtan ( aleyhisselam ) evimdeki o güzel suyun ve yerin ne olduğunu sordum. Resulullah ( aleyhisselam ); "Bu yer iman, su da ilimdir” buyurdu.
"Resulullah ( aleyhisselam ) evimi şereflendirmişlerdi. Beraberinde, Peygamberler (aleyhisselam) Eshab-ı Kiram (r.anhüm), mü’minlerin annesi Hazreti aişe, Hazreti isa’nın annesi Hazreti Meryem vardı. Sonra talebelerim içeri girdiler. Bunların arasında Ebu Muhammed Mercani de vardı. Sonra hocalarım da içeri girdi. Resulullah ( aleyhisselam ) gayet lezzetli bir ekmek çıkardı, orada bulunanlara ikram etti. Resulullah ( aleyhisselam ), orada bulunanlara iki rek’at namaz kıldırdı. Birinci rek’atte Fatiha ve Sa’d suresini, ikinci rek’atte Fatiha ve Feth suresini sesli olarak okudu. Namazı kıldıktan sonra bana güzel bir elbise giydirdi. Başımı kaldırınca, yarısı beyaz, yarısı kırmızı olan büyükçe bir at gördüm. Resulullah ( aleyhisselam ); "Bu senindir” buyurdu. Sonra Resulullah ( aleyhisselam ), talebelerimin ve yakınlarımın herbirine, derecelerine göre birer elbise giydirdi. Sonra Resulullaha ( aleyhisselam ) bir binek getirildi. Ona binip göğe çıktı. Resulullahla ( aleyhisselam ) birlikte evde bulunanlar da gittiler. Semada onları, melekler selam ile karşıladılar. Orada çok hayırlı şeyler gördüm.”
"Bir defasında da Resulullah ( aleyhisselam ), evime çok yakın bir yeri şereflendirdi. Beraberlerinde Peygamberler (aleyhisselam), Eshab-ı Kiram (r.anhüm) ve vefat eden talebelerim vardı. Sonra hayatta olan talebelerim geldi. Bir müddet sonra, Resulullah ( aleyhisselam ), onlara Cum’a namazını kıldırdı. Talebeler arasında bulunan Muhammed Fasi’ye çok dua buyurdular. Sonra bana "Bir ihtiyacın var mı? Sana dua edeyim” buyurdu. İhtiyacımın çok olduğunu söyleyince, Resulullah ( aleyhisselam ) bana çok dua etti.”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.