Uzun süre namaz kılmayan sonra kılmaya başlayıp namazı terketmeyen kişiyi Allah affeder mi?

Allah Teâlâ buyuruyor ki:

Muhakkak ki namaz mü’minler üzerine vakitleri belli bir farzdır. (Nisa/103)

Hz. Peygamber de namazın kişinin dinini ayakta tutacağını, onu kılmayanın ise dinini yıkmış olacağını bildirmiştir. (Aclûnî, Keşful-Hafa)

Bunun içindir ki müslümana namazlarını vaktinde kılması ve on­ları geçirmemesi vacibtir. Fakat bu farzlardan birini unutur veya uyur da namaz vakti geçtikten sonra uyanırsa veya namaz kılmak için bir çı­kış yolu bulamadığı bir zorunlulukla karşılaşırsa bu engellerden sonra ilk fırsatta geçen namazı kaza eder.

Gene bir kimse bilerek, bir mazereti de olmadığı halde farz na­mazlarını kılmayı ihmal etmiş ise bu davranışı ile günahkâr olmuştur. Geçen namazlarını kaza etmesi farz olur. Fıkıh bilginlerinin çoğunlu­ğu bu görüştedir.

İbn Teymiye, İbn Hazm ve bunlara uyanlar farklı bir görüştedir­ler. Bunlara göre bilerek namazını geçiren kimseye kaza gerekmez. Ancak pişman olması, tevbe istiğfar etmesi ve çokça hayırlar işlemesi gerekir, Allah’ın bağışlamasına ancak böyle ulaşabilir.

Bu görüşte olanlar şu ayeti delil gösteriyorlar:

Nihayet onların peşinden öyle bir nesil geldi ki bunlar namazı bı­raktılar; nefislerinin arzusuna uydular. Bu yüzden ilerde sapıklık­larının cezasını çekecekler. Tevbe edenler, iyi amel ve harekette bulunanlar böyle değil. Çünkü bunlar cennete girecekler ve hiçbir haksızlığa uğnatılmayadaklardır. (Meryem/60-61)

İslâm’da İbadet isimli eserde ikinci görüş zikredilmiş ve şu yo­rumda bulunulmuştur:

Bu ikinci görüşün İslâm’ın ruhu ile uyum içinde olduğunda şüphe yoktur. Namaz bir eğitimdir. İnsanlar namaz hususunda ciddi ol­malıdır. Namazı bilerek kılmamak ihmalin ve sorumsuzluğun gös­tergesidir. Allah’ın haklarına karşı önemsemez davranmaktır. Ge­çen namaz kaza edilir demek, bu önemsemezliğin ve ihmalin teş­vik edilmesi demektir.

İslâm dini gerçekten hoşgörülü ve toleranslı bir dindir. Fakat (na­maz konusunda) tolerans, mazereti olanlar içindir.

Namazın bir eğitim olduğunu söylemiştik. Biliyoruz ki eğitimde çalışmanın belirli saatlere dağıtılması başarıyı elde etmenin se­bepleri arasındadır. Programın dağılımı o şekilde olmalı ki ne va­kitlerden biri bomboş kalmalı, ne de bir başka vakitte çalışma yo-ğunlaşmalıdır. Değerli okuyucu sen de benimle birlikte eğitimin maddî yönünü düşünür, incelersen yukarda söylediğimiz Özelliğin başarı faktörlerinden biri olduğunu göreceksin.

Beslenme de öyledir. İnsan gıdasını düzenli zamanlarda almazsa sağlıklı sonuç alamaz.

Sportif çalışmalar da belli bir programa göre yapılmazsa faydası görülmez.

Tedavi maksadı ile alınan ilaçlar saatlerine riayet edilerek alın­mazsa şifa elde edilemez. Mesela hasta doktoruna uymaz ve iyi olacağım diye ilaçların hepsini bir defada yutarsa hayatı sona erer.

Bu özellik bedeni ilgilendiren eğitimlerde kesindir. Bedeni ilgi­lendiren eğitim büyük çapta belirttiğimiz çerçevede gerçekleşir. Genellikle insanın etkisi ve deneyimlerine boyun eğer. Çerçevesi­ni insanın kavrayamadığı, insan aklının çaresiz kaldığı ruh terbi­yesinde nasıl davranacağını hikmetli ve her şeyi bilen Allah’tan al­mamanın rolü nedir sanırsın?

Bu görüşün ışığında soruda sözü edilen kimsenin halis bir niyetle tevbe istiğfar etmesi, geçmişte kılamadığı namazlar için pişman olma­sı, artık Allah’ın emirlerine uyarak Allah’a yakın olmaya çalışması ve namazlarını kılmaya gayret göstermesi gerekir.

Allah merhametli ve bağışlaması çok olandır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.