Perşembe Ve Kırkıncı gün bid’atleri

Bir insanın kendisi için çok değerli olan aziz bir varlığı veya bir yakınını kaybetmesinin acı verici bir olay olduğu şüphe götür­mez bir gerçektir.

Böyle bir durumda insan acısını hafifletecek ve pay­laşacak birini arar. İhtimal dindeki taziyenin (başsağlığı dilemenin) meşru olması buna dayanıyor. Şu kadar ki taziyenin süresi sınırlıdır. Taziye hakkında bir hadiste şöyle buyurulmuştur:

Din kardeşine taziyede bulunan mü’mine, Allah Teâlâ kıyamet günü keramet giysileri giydirir.

Ölümle birlikte veya ölüm öncesi aşamalarda mü’minin görevi Al­lah’tan gelen musibet imtihanına sabredip rıza göstererek şikayetçi ol­mamaktır. Zira Cenab-ı Hak şöyle buyuruyor:

Andolsun ki sizi biraz korku ve açlık; mallardan, canlardan ve ürünlerden biraz azaltma (fakirlik) ile deneriz. (Ey Peygamber!) Sabredenleri müjdele! O sabredenler, kendilerine bir bela geldiği zaman: ‘Biz Allah’a aitizve biz O’na döneceğiz’ derler. İşte rable-rinden bağışlamalar ve rahmet hep onlaradır. Ve doğru yolu bulan­lar da onlardır. (Bakara/155-157)

Baş sağlığı dilemek vefattan sonra üç gün ile sınırlıdır. Üç gün sonra taziyenin süresi biter. Ancak vefat sırasında bulunmayan biri bu süreden sonra vefattan haberdar olursa gene baş sağlığı dileyebilir.

Baş sağlığı dilerken derdi hafifletecek ve Allah’ı hatırlatan sözler söylenmelidir. “Veren de Allah, alan da Allah’tır.” “Her Allah katında bir süresi vardır. Sabret ve sevabını Allah’tan “Allah mükâfatını artırsın. Sana sabır, sana ve bize şükür et sip etsin” gibi. Taziyede bu tür sözler söylenmesi hadislere edilmiştir.

İslâm’ın öğretileri cenaze çıkan ev halkına taziye bulunulması ge­rektiğini gösteriyor. Fakat cenaze evinde matem ortamında uzun süre -bir gün veya daha fazla- kalınmaz. Taziye ziyaretini yapan işine dö­ner. Eski dönemde (İslâm’ın ilk çağlarında) müslümanlar böyle idiler. Bunun içindir ki fıkıh bilginleri taziye ziyaretinde -uzun süreli- otur­manın mekruh olduğunu söylemişlerdir.

Taziye ziyaretinde oturulduğunda işin içine ağlama, bağırıp çağır­ma, dövünme ve benzeri yasakları işlemek karışırsa haram işlenmiş olur. Taziye ziyaretinde oturmayı mubah görenler, taziyede yukarda ifade edilen çirkinliklerin olmamasını ve taziyenin vefattan sonra üç gün içinde olmasını şart koşmuşlardır.

Kadının aşın derecede üzülmesi ve yas tutması helâl değildir. Çünkü Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:

Allah’a ve ahiret gününe inanan bir kadının ölen kimse için üç günden fazla yas tutması helâl değildir. Ancak ölen kocası ise dört ay on gün yas tutar.

Koca için tutulacak yastan maksat kadının sürme kul­lanmayı ve çeşit çeşit giysiler giymeyi bırakmasıdır. Kadın eşinin ve­fatından sonra, dört ay on gün geçince normal giysilerine dönebilir.

Matem tutma olayındaki çirkin bid’atlerden biri de üzüntüyü, ya­sı gün be gün, haftalar ve aylar geçtikçe yenileme olayıdır.

Nitekim vefattan sonra birinci perşembe, ikinci perşembe, üçüncü perşembe,”kırkı, (elli ikisi), sene-i devriyesi (yıl dönümü) gibi yollarla vefat eden kişinin arkasından üzüntülerin devamlılığı sağlanmaktadır. Bunlardan hiç birisi İslâm dininde yoktur. Bu yapılanların ne akıl yö­nünden, ne de dini kaynaklar yönünden dayanağı yoktur.

Ne yazık ki halk arasında bunların ölen kimseye faydası olduğu inancı vardır. Bununla beraber hadiste şöyle buyurulmuştur:

İnsan oğlu Öldüğü zaman yaptığı iş(lerden dolayı sevap alması) kesilir. Ancak üç (tip) kişinin ölmesine rağmen sevabı kesilmez: a) Sadaka-i câriye (yani sürekli, devamlı hizmet eden vakıf, cami, okul, yol ve benzeri işler) yapanların, b) Faydalanılan (kitap ve benzeri) ilim eseri ortaya koyanların, c) Kendisine hayır dua edecek (veya edilmesi­ni sağlayacak) evlat yetiştirenlerin.

Bir diğer hadis de şöyledir:

Vefatından sonra müslümana hayatta iken yaptıklarından ulaşacak olanlar şunlardır: Öğrendiği ve yaydığı ilim, arkada bıraktığı iyi evlat, miras bıraktığı mushaf, yaptırdığı cami, yoldan geçenlerin barınması için yapılmış konaklama yeri, insanların yararlanması için nehir veya çeşme gibi su hizmeti getirilmesi veya yaşarken malından verdiği sadaka.

Bunun yanında sağ olanların ölen kimse için dua etmesi ve bağış­lanma istemesi, onun adına sadaka, oruç, hac, namaz gibi ibadetler yapması ve Kur’an okuması da Ölen kimseye fayda verir.

Kısacası günümüzde yapılan taziyeye gelenlere yemek yedirmek, matem gecelerinde savurgan bir şekilde harcamalar yapmak, peşpeşe cuma geceleri, kırkıncı gecede yapılanlar Hz. Peygamber’in ve ondan sonra gelenlerin tatbikatlarına aylandır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.