Hz. Ömer’in kişiliğinin belirli özellikleri nelerdir?

İnsan çoğu zaman ikinci halife Hz. Ömer’in hayatım göz­den geçirince çok ufuklu, geniş boyutlu bir kişilik görür. Bu kişiliğe genel veya genele benzer bir isim vermek ister.

Hattab oğlu Ömer’in bu zengin kişiliğine verilebilecek en iyi isim “basiretli kişilik”tir.

“Basîret” ifadesinden iki mana anlıyoruz: Birincisi derin bir düşünce ve (olaylara) bakış, ikincisi vaktinde ve zamanında doğru ola­na ulaşmaktır. Nitekim ilk zamanlarda bile bunu Ömer’in hayatında görmekteyiz. O zaman Ömer’in yüzünde, Özünde ve fikrinde cahiüye döneminin karanlıklarından bir perde vardı. Bu sebeple insanlara rah­met olarak gönderilen davet sahibi Peygamber’i parçalamak istemek­teydi. Bu niyetle harekete geçtiğinde yolda kendisine: “Kız kardeşin ve kocası babalarının dinini bırakıp yeni bir dine girdiler. Cezalandıracak-san önce onları cezalandır” dediler. Ömer hemen dönüp kardeşine yö­neldi. Şiddetli tartışmalardan sonra, kardeşinden bazı Kur’an ayetleri­ni işitti. Hemen bu noktada Ömer basiretiyle, bu işittiklerinin insan sö­zü olmadığını, bu derin anlamlı sözlerin semalardan gelen bir sesleniş olacağım, bunların insan gücünün üstünde olduğunu anladı.

İşte bu basiret Ömer’i imana sevkedip sür’atle Rasûlullah’ın huzu­runda kelime-i şahadeti söylemeye sevk etti.

Aynı basiret Özelliği İslâm oluşundan az sonra Hz. Peygamber ile yaptığı kısa konuşmada kendisini gösteriyor: İşte bu özelliğin sahibi Ömer: “Ey Allah’ın Rasûlü! Biz hak üzereyiz. Bizim karşımızdakiler bâtıl üzere değil mi? O halde niçin saklanıyoruz?” demiştir.

Hz. Ömer bu düşüncesinin Peygamber katında kabul göreceğini ümit etmektedir. Nitekim bir süre sonra Hz. Peygamber arkadaşları (ashabı) arasına çıkarak insanları açıkça İslâm’a davet edeceğini bildir­di. Rasûlullah’ın bu açıklaması İslâmiyet için bir basan ve zafer oldu. Bu açık davet, daha önceki müslümanlığı gizleme dönemi ile Allah’ın dinini açıktan ilân etme dönemi arasında bir’dönüm noktası’olmuştur.

Günler geçip zaman ilerledikçe Hz. Ömer’in anlayış ve basireti derinleşti ve ilerledi. O derecede ki Hz. Peygamber şöyle buyurdu:

Her peygamber’in ümmetinde kendisine ilham gelen kimseler bu­lunur. Benim ümmetimde böyle bir kimse olacak ise bu Ömer’dir.

Hz. Peygamber bu ifadeyi mütevazi bir anlayışla dile getirmiştir. Çünkü kendisinden önceki ümmetlerde “kendisine iham gelen kimse­ler” olduğuna göre peygamberlerin sonuncusu olan Hz. Muhammed’in ümmetinde ilham verilecek kimse sadece Hz. Ömer olamaz, aksine kendisine ilham verilenler pek çoktur. Ömer’in bunlardan biri olacağı­nı Rasûlullah bildirmiştir.

Hz. Peygamber bir başka sözünde Ömer’in bir diğer özelliğini di­le getirmiştir:

Şeytan Ömer’den kaçar. Şeytan onu görünce mutlaka Ömer’in gel­mekte olduğu yoldan başka bir yola gider.

Hz. Ömer’de görülen bu basiret onu öyle bir dereceye ulaştırmış­tır ki gelecek bir emir veya hükmü Allah tarafından indirilmeden önce anlayacak hâle gelmiştir.

Siyer kitapları Hz. Ömer’in bazı düşüncelerinin aynısının tamı ta­mına Kur’ân’da ayet olarak gelmiş olduğunu bildirmektedir.

Bu olay ne gayptan haber vermektir, ne yersiz olarak Allah adına söz söylemektir, ne de vahiyden önce Peygamber’e neyin vahyedilece-ğini dile getirmektir. Bu ancak İslâm’a girmiş ve iman etmiş bir basîret sahibinin temennisidir. Ve İslâmiyet bu basireti daha da temizlemiş, arıtmış ve berrak hale getirmiştir.

Hz. Ömer bunları kesinlik ifade eden bir hüküm gibi “bu böyle olacaktır” şeklinde değil de, tabii olan bir davet anlayışının neticesi olarak ifade etmiştir. O bu anlayışla olayların sağa sola sapmadan na­sıl cereyan edeceğini kavramaktadır.

Bu basiret özelliği Ömer’in birbiri ile çelişki içerisinde olan iki davranış içerisinde olmasını gerektirmiştir. Aslında her iki davranış da tam yerindedir. Öyle ki başka bir durumda olmak söz konusu değildir.

Hz. Ömer’i Rasûlullah ve Ebubekir dönemlerinde katı, şiddet yan­lısı, vurup kıracak bir yapıda görüyoruz. Niçin?

Çünkü Ömer, Hz. Peygamber’in dizginleri elinde güçlü bir şekil­de tuttuğunu, onun âlemlere rahmet olduğunu ve (vahyin verdiği) bir güven içerisinde hareket ettiğini bilmektedir. Böyle bir ortamda şiddet­li ve hiddetli olmaktan Ömer korkmamaktadır. Onun bu hâli, fıtratını ortaya koymaktadır. Hem bir aşırılık yapsa ve gerçekten uzaklaşsa, Peygamber’in eli ile doğru yola iletileceğinden emin bulunmakta, ken­disini garanti altında görmektedir.

Hz. Ebubekir döneminde ise Ömer ilk halifenin yumuşak olduğu­nu görmektedir. Rabbânî bir özellik olan bu durum halifeyi, (çabukça) üzülen ve göz yaşı döken bir yapıya sahip kılmıştır. Hz. Ebubekir’in bu yumuşaklığını ve merhametini dengeleyecek bir unsura kesinlikle ihti­yaç vardır. İşte bu ihtiyacı karşılayan Ömer’in sözünü ettiğimiz sertlik ve basiretidir.

Fakat, Hz. Ömer halifelik makamına gelip İslâm davetinde birin­ci adam konumuna geçip, işleri yürütecek hale gelince onun katılığı merhamet ve yumuşaklığa dönüşmüştür. Tâ ki etrafındakiler onun sert yapısından telaşa kapılmasınlar.

  1. Ömer halifelik makamına gelince bazı kimseler onun sert yapısından korkmuştur. Zira o, Rasûlullah’ın sağlığında bir kimsede münafıklık kokusu sezerse “Bırak beni Ey Allah’ın Rasûlü! Onun boynunu vurayım” veya “Emir verin de filan onu öldürsün” diyen Ömer idi.

İşte bu Ömer, halife olunca gözyaşı döken, gece uykularını terke-dip halkı kontrol eden, ümmetin ihtiyaçlarını kollayıp gözeten bir Ömer’e dönüşmüştür.

Torunları açlıktan uyuyamayıp ağlayan bir koca karıyı farkeden Ömer, un ve yağ gibi malzemeleri yüklenip ateş yakarak yemek pişir­meye girişmiş, üzüntü içerisinde: “Yazık Ömer’e müslümanlardan nice ciğerpareleri Ömer böyle aç bırakmış?” diyerek Allah korkusundan göz yaşı dökmüş, bu korku ve hüzün içerisinde kendisini hesaba çek­miştir.

Eğer Ebubekir döneminde Ömer’in sertliği böyle yumuşaklığa dö-nüşse idi, kuvveti temsil ederek güvenlik planını ortaya koyacak du­rum olmazdı.

Kendisi halife olduğunda aynı şiddet ve sertliği göstermeye de­vam etseydi çevresindekiler korkuya kapılırdı. İşte bu sebepledir ki Hz. Ömer’de birbirine karşı görünen iki psikolojik yapı görmekteyiz. Bu davranışların her ikisi de tam yerindedir, içinde bulunduğu ortam ile uyum içerisindedir.

Kanaatim odur ki bunlar Hz. Ömer’in sahibi olduğu basiretin bir yardımıdır, zira o büyük bir basiret sahibidir.

Sonra o bu basiretini, İslâm dininin hükümlerini uygularken en iyi şekilde kullanan bir kimsedir.

İslâmiyet’in ortaya koyduğu emir ve yasakların şüphesiz birtakım hedefleri ve amaçları vardır.

Ömer bu nassların sadece lafzı ve zahirî anlamına bağlanmakla yetinmemiş, bunların hedef ve amaçlarını da gözetmiştir. Aksi halde bu nasslar birbirine karışır, Kur’ân’ın öğütlediği anlayış, akıl yürütme ve yorum yok olurdu. Öte yandan sadece akıl yürüterek, amaçları gö­zeterek nassları bir yâna bıraksaydı onların dışına çıkmış olurdu.

İşte bu nasslar her aklını kullanmaya yönelişinde onun yoldan sapmasını engellemiş ve nassın temel manasından uzaklaşacak bir an­layış oluşmasına imkan bırakmamıştır.

Basiret sahibi Ömer, dinin nasslarının dine aykırı davranmaktan veya aşırılıktan koruyucu olduğu görüşündedir. O aynı zamanda bu nassları en güzel şekilde yorumluyor ve her birini ait olduğu yere ko­yarak güzel bir şekilde tatbik ediyordu. O, temel kurallarla, detayları birbiriyle uyuşturuyor, genel hükümlerle teferruatı birbiriyle çelişme­yecek şekilde uyguluyordu.

Bu özelliği ile Hz. Ömer bazen bir takım fikir teorileri geliştirme pozisyonlarında olmuştur. Din âlimleri Hz. Ömer’in fıkıh anlayışını in-celeseler Hz. Ömer’e ait pek çok derin boyutları olan fıkıh teorilerini ortaya çıkarabileceklerdir. Hz. Ömer’e Allah’ın nasip ettiği basiretle İs­lâm’ın nasslarım ve ana kurallarını Hz. Ömer’in nasıl derinliğine anla­dığını ortaya koyacaklardır.

İşte bu güçlü ve büyük kişiliktir ki hep hak olmayan gelişmeleri kontrolü altında tutmuş, tüm yollan ile kötülüğün ve çirkinliğin karşı­sında durmuştur.

Bazı kimseler Hz. Ömer’in bu kişiliğim katı bulup, onun bir kılıç adamı olduğunu, sert ve keskin uygulamaları olan bir idareci olduğunu sanırlar. Bununla beraber ondaki buraya kadar sözünü ettiğimiz ba­siret,; onun mükemmel ve ufku geniş kişiliğinin geriye kalan kısımları­nı tamamlayıcı olmuştur. Böylelikle karşımıza, söylediğimiz hususları temsil eden (bir idareci, bir kanun ve adalet adamı olduğu kadar) ede­biyat, san’at ve güzellik yönleri olan bir Ömer çıkmaktadır.

Üzerinde konuşmakta olduğumuz ve buraya kadar bazı yönleri ile tanıdığımız Ömer aynı zamanda edebiyatçı yönü ve güzel söz söyleme zevki olan bir kişidir.

O, aşağıdaki sözün sahibidir: “Eğer Ömer Allah’a ibadet eden ve güzel söz söylemeyi tercih eden biri olmasaydı, ölüme bile aldırış et­mezdi.”

O şiir dinleyen ve şiir söyleyen biridir. Bundan zevk alan ve anla­yan bir kimsedir.

O adalet dağıtma makamında zihinlere kötü anlamlan çağrıştıra­cak bir şiiri işitince, hemen bu şiirden anlaşılacak kötülüğü bertaraf et­miştir. Çünkü o adalet dağıtan bir makamdadır. Bu esastan hareket ede­rek Hz. Ömer’in bazı şiir beyitleri hakkındaki yorumlarını daha iyi an­layabiliriz.

Bir gün Hz. Ömer huzurunda görülmekte olan davada taraflardan birinin diğeri hakkında şu şiiri söylediğini işitir:

Onun kabilesi koruyup gözetmez hiçbir zimmeti insanlara zerre kadar vermezler hiçbir hizmeti

Bunu üzerine “Keşke ben de onlardan olsaydım” der. Oysa Hz. Ömer Arabça’yı çok iyi bilen bir kimse olarak, bu şiirle karşı tarafın korkak olduğunun belirtildiğini anlamaktadır. Ama o bir hâkim olarak insanlara dil uzatıp onlara kötü söz söylemenin cezasından “Ben de on­lardan olsaydım” sözü ile şairi kurtarmış, diğer insanlara da kötü bir şey söylenmediği izlenimini vermiştir.

Hz. Ömer: “Çocuklarınıza şiir öğretiniz. Zira bu güzel ahlâkın göstergesidir” der. Bir başka sözünde de: “Güzel şiir söyleyemeyenin edebi de güzel değildir” demiştir.

Hz. Ömer bir sözünde şöyle der: “Hesaba çekilmeden önce kendi­nizi muhasebe ediniz. Çünkü Allah “Ey insanlar! O gün (hesap için) hu­zura alınırsınız. Size ait hiçbir sır gizli kalmaz” (Hakka/18) buyuruyor. İşte bu huzura alınma günü gelmeden kendinizi tartıya tabi tutunuz.”

Amacını ifade etmek için Kur’an’ın güzelliğinden şahane bir şe­kilde yardım almanın güzelliğine bakınız. Hz. Ömer bu sözüyle kendi­lerini hesaba çekmeleri ve hesap gününe hazırlanmalarını isteyerek in­sanları uyarmaktadır. Onun tartıya çekilmekten maksadı budur. Zira o gün “Allah’a temiz bir kalp ile gelmekten başka ne mal ne de evlad ü iyalin bir faydası olmayacaktır.” (Şuarâ/88-89)

Hz. Ömer bir başka sözünde “Sırrını saklayan tercih sahibi olur” diyor. Buradaki “‘tercih sahibi olur” ifadesinin derin ve ince bir anlamı vardır. Yani sırrını açığa vuran, onu düşmanlarının bile duymasından çekinmeyen kimse o açıkladığı şey yüzünden köleye döner. Amma sır­rını saklayan kimse kendinin kralı ve içinde bulunduğu durumun efen­disi olur. O halde sır sahibi açıklanmasına ihtiyaç varsa ve dilerse onu açıklar. Ama onun açıklanmasına gerek yoksa o sırrı açıklamaz gizli tutmaya devam eder.

Hz. Ömer’den rivayet edilen sözleri incelediğimiz zaman, o söz­lerde derin anlamlar, edebiyat (zevki) ve kısa ve öz ifade özelliği bulu­ruz. Aşağıdaki sözleri bunların birer örneğidir:

Sevgin (sevdiğine) külfet yüklemesin. Öfkende (Öfkelendiğin kimseyi) def edecek derecede olmasın.

Durumu batacak kadar kötü olan kimseye pazarlık teklif edilince, ağzını doldura doldura “Olmaz!” diyen adam çok tuhafıma gider.

Hz. Ömer’in tatbik atındaki sertliği yanında, bu sertliği güzelleşti­rip incelten güzel ve kibar yanları da vardır.

Hz. Ömer güzel şarkıları severdi. Bir sözünde “Yolcunun şarkısı kervanı coşturur” demiştir.

Hz. Ömer bu sözü ile şuna işaret ediyor: Çölde yol almakta olan kimse devesine binmiş gidiyorken, uzun yolda, kısıtlı imkânlarda ve hoş manaları olan kelimeleri güzel sesi ile söyleyerek yolculuğun zor­luğunu yenme hususunda bir yardım almış olur.

Sıkıntılı yolculuk şartları içerisinde bu, ruhuna, aklına ve kalbine bir teselli olur.

Gerçekte Hz. Ömer’in kişiliğini tüm yönleriyle sayıp dökmek ve tüm özelliklerini dile getirmek zor bir iştir.

O Öyle bir basiret sahibidir ki, bu basiretiyle hem kendi nefsini ıs­lah etmiş, hem de ümmet-i Muhammed’in ıslahatına hizmet etmiştir. Bereketli Ömrü süresince ümmete faydalı olmuş, arkasında büyük bir kültür bırakmıştır. Bu büyük kültür hala Hz. Ömer’in tüm yönlerini or­taya çıkarmaya yardımcı olacak mükemmel bir inceleme ve araştırma­ya muhtaçtır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.