Hadis nedir? türleri nelerdir, hadis ilimi ve usulleri

SAHİH HADİS

Sahih hadis: “Şaz ve mu’allel olmayarak, isnadı Rasulü Ekrem (as)’e veya sahabeden yahut daha sonrakilerden birine varıncaya kadar adl ve zabt sahibi kimselerin, yine kendileri gibi adl ve zabt sahibi kimselerden muttasıl senedlerle rivayet ettikleri hadistir”.

(Şaz hadis: Makbul bir ravinin kendinden daha makbul olan bir raviye muhalif olarak rivayet ettiği hadistir).
(Muallel hadis: Dış görünüşü bakımından kusursuz gibi görünse bile, sıhhatini zedeleyen bir kusuru olduğu anlaşılan hadistir).
(İsnad ve sened: Bir metnin sonraki nesiller tarafından kaynağına ulaştırılmasıdır).
(Metin: Bir hadisin bölümlerinden ikincisidir ve isnadın son bulduğu yerden başlayan kısımdır. Bu kısım umumiyetle Hz.Peygamber (as)’le ilgili bir konuyu aktaran ifadelerdir. Hadisin tarifi açısından göz önüne alındığında metin, ya Hz.Peygamber (as)’in sözünü ya da fiilini, ya da O (as)’na ait bir işi, bir olayı bir hali veyahut özelliği anlatan ifadelerdir).
(Adl: Ravinin büyük günahları işlediği bilinmemesi ve küçük günahları işlemekte ısrar etmemesidir. Bu özellikleri taşıyan kimselere hadis ıstılahında adl veya adil denir, çoğulu ise udul gelir).
(Ravi: Genellikle Hz.Peygamber (as)’in hadislerini rivayet eden kimseye denir).
(Zabt: Ravinin işittiği bir hadisi aradan uzun zaman geçse bile dilediği anda hatırlayabilecek şekilde ezberleyip aklında tutma yeteneğine sahib olması”. İbnu Hacer’e göre buna zabtu’s-sadr (göğüs zabtı) denir. Bir de zabtu’l-kitab (kitab zabtı) vardır ki, ravinin kendi hadislerini ihtiva eden kitabını veya notlarını başkalarına rivayet edinceye kadar her türlü tahriften korumasıdır).
(Muttasıl sened: Ravilerinin herbirinin bir önceki raviden işitmesi sebebiyle ilk raviye dayanan sened).
Sahih hadise müsned ve muttasıl dendiği gibi, mütevatir ve ahad da denir; ayrıca garibve meşhur demek de mümkündür.

 

Mütevatir Hadis:
“Aklın ve adetin yalan üzere birleşmelerini imkansız gördüğü bir topluluğun, senedin başından sonuna kadar yine kendileri gibi bir topluluktan rivayet ettiği sahih hadistir”.
Bu topluluğun sayısını bazı kimseler en az dört, beş, on, on iki, yirmi, kırk, yetmiş, üç yüz on üç erkek ve iki kadın şeklinde tahdid etmeye (sınırlamaya) çalışmışlar, buna da Kur’an’dan bazı ayetleri delil getirmişlerdir.
Bütün bu istidlaller -isterse Kur’an-ı Kerim’den istinbat edilmiş (çıkarılmış) olsun- açık ve net değildir; zira bütün bu ayet-i kerimeler, orada bahsedilen hususi (özel) bir hadise ile alakalıdır. İbnu Hacer der ki: “Gerçekten de adet tesbit etmenin bir faydası yoktur”.
Mütevatir hadis, lafzi ve ma’nevi olmak üzere ikiye ayrılır:

Lafzi mütevatir: Adı geçen topluluğun, senedin başından sonuna kadar, metnini aynı lafızla ve aynı şekilde rivayet ettiği hadistir.
Alimlerin çoğu -mütevatir hadis’te her bakımdan lafzi mutabakatın (uygunluğun) bulunması şart koşulduğu takdirde-Kur’an-ı Kerim’den başka bir yerde bu şarta uyan bir naklin bulunmasını muhal (imkansız) görmektedir. Bazı alimler de bizzat hadis-i nebevide bir hayli lafzi mütevatirin bulunduğunu te’yit ederler (doğrularlar) ve buna delil olarak da, ayın yarılması, şefaat, kütüğün inlemesi, mest üzerine mesh, isra ve mi’rac, Rasulüllah (as)’ın parmaklarından su fışkırması ve az yiyeceği birçok askere yetiştirmesi hadislerini ve benzeri hadisleri ileri sürerler.

Ma’nevi mütevatir hadisin rivayetinde lafzi bir mutabakat (uygunluk) aranmadığını söylemeye gerek yoktur. Ravileri ihtilaf etse de, aklen ve adeten yalan üzere birleşmelerine imkan olmayan bir topluluğun, hadisin manasını eda etmeleri (yerine getirmeleri) kafidir.
Ma’nevi mütevatir, kimsenin inkar edemeyeceği kadar çoktur. Bunun misali: “Duada elleri kaldırmak” hakkındaki hadis-i şeriflerdir.
Muhaddislere göre: “Tevatür, isnad ilminin şümulüne (içine girmez) girmez. Mütevatir hadisin ravileri araştırılmaz, hatta böyle bir araştırma yapmaksızın onunla amel etmek icab eder (gerekir)”.
(Tevatür: Yalan söylemeleri aklen mümkün olmayan çok sayıda kalabalığın bir haberi birbiri ardınca haber vererek nakletmekte birleşmelerine denir).
Hem lafzi, hem de ma’nevi mütevatir hadisin kesin ve yakini (şüpheden kurtulmuş) bilgi ifade ettiğinde bütün muhaddisler müttefiktir (birleşmiştir). Onların ihtilafı, haber-i vahid olan sahih hadisin zan mı, yoksa kat’iyet mi ifade ettiği hususundadır.

Muhaddislerin çoğu, sahih hadisin kat’iyet ifade edebilmesi için şeyhan (İmam Buhari ve İmam Müslim) tarafından tahric edilmiş olması lazımdır, derler.
İbnu Hazm der ki:
“Rasulü Ekrem (as)’e varıncaya kadar hep adalet sahibi raviler tarafından rivayet edilen haber-i vahid hem ilim, hem de amel ifade eder”.
(Muhaddis: Senedler, illetleri, senedde adı geçen ravileri, isnadın ali ve nazil olanını bilen, çok sayıda hadis ezberleyen, Kütüb-i Sitte’yi, Ahmed b. Hanbel ‘in Müsned’ini, Beyhaki’nin Sünen’ini, Taberani’nin Mu’cem ‘ini ve ayrıca bin tane hadis cüz’ünü dinlemiş olan kimseye denir).
(İllet: Bir hadiste dışarıdan farkedilemeyen ve bu hadisin sıhhatini yok edecek nitelikteki kusuruna denir).
(Ali İsnad: Herhangi bir hadisin ravisi ile kaynağı olan Hz.Peygamber (as) veya o hadisi rivayet etmiş bulunan meşhur hadis imamlarından birisi arasında en az sayıda ravinin bulunduğu veyahut da tanınmış hadis kitaplarından birinin musannefine arada en az ravi ile ulaşabilen isnaddır).
(Musannef: Çeşitli konulardaki hadisleri bir araya toplayan hadis kitaplarına denir).
(Nazil İsnad: Ali İsnad’ın zıddıdır ve hadisi rivayet eden son ravi ile ilk kaynağı olan Hz.Peygamber (as) veya bir hadis alimi arasında normalin üstündeki sayıda ravi bulunan isnaddır).
(Kütüb-i Sitte: Altı kitap anlamındadır. Bunlar şunlardır: İmam Buhari’nin ve Müslim’in Sahihleri, İmam Ebu Davud, et-Tirmizi, en-Nesei ve İbnu Mace’nin Sünen’leri ).
(Müsned: İslam’a giriş sırası esas alınarak sahabe adlarına veya neseblerine (soylarına) göre hadislerin zikredildiği kitaplardır. Bu müsnedlerin en mükemmeli ve en genişi İmam Ahmed b. Hanbel’in Müsned’idir. Bu kitapta kırk bin müsned hadis vardır. Bunlardan on bini mükerrerdir (tekrar edilenlerdir)).
(Sünen: Hz.Peygamber (as)’in sünnetini aksettiren hadislerin yazılı olduğu kitaba denir. Sünen kitaplarında genellikle merfu’ yani Hz.Peygamber (as)’e ait hadisler bulunur. Sünen kitapları ikinci hicri asrın ilk yarısından itibaren yazılmaya başlanmıştır).
(Mu’cem: Hocaların veya şehirlerin yahut kabilelerin adlarına göre hadislerin alfabetik olarak sıralandığı kitaplardır. En meşhur mu’cemler, et-Taberani’nin el-Kebir, el-Evsat ve es-Sağir adlı mu’cemlerdir).
(Hadis Cüz’ü: Daha ziyade belli bir kişiden gelen hadisleri toplamak maksadıyla tertip edilen (düzenlenen) çoğu küçük çapta hadis kitaplarına denir).
(Haber-i Vahid: Bir nesilde bir tek ravi tarafından rivayet edilen habere denir).
(Tahric: İki manada kullanılır. Birisi rivayet, diğeri hadislerin kaynağını göstermek).
Kabule şayan (layık) görüş, İbnu Hazm ‘in görüşüdür; zira sadece Sahihayn hadislerinin kat’iyet ifade ettiğini söylemenin hiçbir manası yoktur. Bu iki kitabın dışında kalan kitaplardan sıhhati kesin surette bilinenleri de aynı şekilde kabul etmek gerekir. Bunların mü’minlerce büyük bir değeri haiz olması (büyük bir değer taşıması), diğer kitaplardaki sahih hadislerin değerini küçümsemeyi gerektirmez.
(Sahihayn: İki sahih manasına gelen bu tabir İmam Buhari ve İmam Müslim’in sahihlerine denir . Sahih terimi ise sahih hadisleri ihtiva (içeren) eden kitaplar için kullanılır).
“Sahih hadisin özelliği, Rasulüllah (as)’dan meçhul olmayan bir sahabi, ondan da iki tabii rivayet etmek suretiyle ve hadisçiler tarafından makbul addedilerek -birinin şehadet etme ehliyetini haiz olduğuna (taşıdığına) şehadet etmek gibi- günümüze kadar rivayet edilegelmesidir”.
(Tabii: Hz.Peygamber (as)’in ashabından herhangi birisi ile görüşüp ondan hadis rivayet edene denir).
(Sahabi (çoğulu: ashab veya sahabe): Hz.Peygamber (as)’i peygamberliği sırasında mü’min olarak gören, mü’min olarak ölen kişilere denir).
Sadece sahih hadisleri ilk defa toplayan İmam Buhari’dir. Sahih hadisleri toplama mevzuunda (konusunda) İmam Buhari’yi, talebesi İmam Müslim takip etmiştir.
Hemen hemen ulemanın ekserisi (alimlerin çoğu), en sahih hadislerin Daru’s-Sünne (sünnet yurdu) olan Medine halkı tarafından rivayet edilenler olduğunu kesinlikle belirtirler.
İbnu Teymiyye diyor ki:
“Hadis alimleri en sahih hadislerin Medineliler, sonra Basralılar, daha sonra da Şamlılar tarafından rivayet edilen hadisler olduğunda müttefiktirler”.

HASEN HADİS Hasen hadis: Şaz ve illetten salim olarak, zabtı mükemmel olmayan raviler tarafından muttasıl bir senedle rivayet edilen hadistir.

Sahih ile hasen arasındaki fark, sahih hadis ravisinin zabt bakımından mükemmel olmasına mukabil (karşılık), hasen hadis ravisinin bu bakımdan noksan olduğudur. Her iki hadis de şaz ve illetten salim olup ihticac ve istişhada elverişlidir.
(İhticac: Hadisten hüküm çıkarmaya denir) . (İstişhad: Bir hadisin aynı manaya gelen ve bir başka sahabiden nakledilen şahidini rivayet etmek, onu şahidi ile desteklemektir).
(Şahid: Araştırma neticesi ferd (tek) olduğu zannedilen bir hadise benzeyen ve tek başına rivayette bulunduğu zannedilen ravinin şeyhinden rivayet etmiş olduğu anlaşılan ikinci bir hadise denir).
İmam Tirmizi’nin Cami’i hasen hadisin kaynağıdır. Hasen hadis tarifini ilk defa ortaya atan da İmam Tirmizi’dir . Hadisleri ilk olarak sahih, hasen ve zayıf şeklinde taksim eden yine odur.
Muhaddisler zayıf hadisi iki kısma ayırırlar:
a) Amel edilebilecek olan zayıf hadis ki, bu İmam Tirmizi’nin ıstılahındaki hasen hadise benzer.
b) Terkedilmesi zaruri olan zayıf hadis ki, işte bu büsbütün değersiz (vahi) olan hadistir.
Sahih ve hasen hadisi tarif ederken bunların şaz olmaması gerektiğine işaret etmiştik. Şaz olmadıktan başka bunlar münker de olmayacaktır.
(Münker hadis: Zayıf bir ravinin sika raviye muhalif olarak rivayet ettiği hadistir. Münker, şazın zıddıdır; zira şazın ravisi sika olduğu halde münkerin ravisi sika olmayıp zayıf kimsedir).
(Sika: Adalet ve zabt vasfı taşıyan ravilere denir).
Sahih ile hasen arasında müşterek olan noktalardan biri de şudur: Bir sened hakkında sahihtir veya hasendir diye hüküm vermişsek, bu hükmün metne de şamil olması (onu içine alması) gerekmez; zira metin bazen şaz veya muallel olur.
“Senedi sahih olan her hadisin metni de sahih olmaz” sözü şekilden önce muhtevayı (içeriği) gözeten muhaddislerin bir ölçüsüdür.

Zayıf Hadis: Kendinde sahih ve hasen hadislerin sıfatları (vasıfları) bulunmayan hadistir.

A- ZAYIF HADİSİN NEVİLERİ

1. Mürsel Hadis
Senedinden bir sahabi düşen hadistir. Yaşı ister küçük, ister büyük olsun bir tabiinin mutlak olarak Hz.Peygamber (as)’e nisbet etmek suretiyle (merfuan) rivayet ettiği hadistir.
(Merfuan (refeahu): Ravinin hadisi, isnadını Hz.Peygamber (as)’e kadar ulaştırarak O (as)’nun sözü olarak rivayet etti, manasına kullanılır).
Mürselin zayıf sayılmasının sebebi, senedinin muttasıl olmayışıdır.
Mürsel, dinde hüccet (delil) değildir.
Alimlerin bir çoğu sahabenin mürselini zayıf görmeyerek onunla amel etmektedir.
Sahihayn’de sayılamayacak kadar sahabi mürseli vardır; zira onların rivayetlerinin çoğu yine sahabedendir.

2. Munkatı’ Hadis
Senedinden bir kişinin düştüğü veya mübhem birinin zikredildiği hadistir.
Zayıf oluşunun sebebi de, senedinin muttasıl bulunmayışıdır. Munkatı’ hadis bu bakımdan mürsel gibidir.

3. Mu’dal Hadis
Senedinden birbiri peşine iki veya daha fazla ravinin düştüğü hadistir ; munkatı’ hadisten daha kapalı ve mübhemdir.
Mu’dal, hususi bir surette olmak üzere, munkatı’ın bir kısmı sayılmaktadır; zira her mu’dal, munkatı’; fakat her munkatı’ mu’dal değildir.
Tebe-i Tabiinin irsal ettiği hadis de mu’daldır.
(Tebe-i Tabiin: Tabiilerden sonra gelenler, tabiine tabii olanlar, tabiini takip edenler; kısaca tabiilerle görüşüp onlardan hadis rivayet edenlerdir).
(İrsal: Tabiinin büyüklerinden birinin isnadında sahabiyi atlayıp “Hz.Peygamber (as) buyurdu ki” veya “Hz.Peygamber (as) şunu yaptı” ve benzeri ifadelerle isnadını Hz.Peygamber (as)’e ulaştırarak O (as)’ndan rivayette bulunmasına denir.
Mu’dal munkatı’dan, munkatı’ da mürselden daha değersizdir.

4. Müdelles Hadis
Müdelles üç kısımdır:
a) İsnad Tedlisi: Ravinin muasırı olup görüştüğü, fakat hadis almadığı birinden veya muasırı olduğu halde görüşmediği kimseden hadis işittiğini zannettirecek şekilde rivayet etmesidir.
(Muasır: Aynı asırda, aynı devirde yaşayan kişi).
Tedlisin en çirkin ve yalana en yakın olan kısmı budur. İmam Şafii, isnadda bir defa dahi tedlis yaptığını bildiği kimsenin hadisini almazdı.
b) Şüyuhta Tedlis: Ravinin durumunu gizlemek istediği şeyhini, haiz olmadığı (taşımadığı) yüksek vasıflarla anması veya bilinen künyesinden (ünvanından) başka bir isimle zikretmesidir.
(Şeyh: Genellikle hadis talebesinin, meclisine devam ederek hadislerini rivayet ettiği hadisçiye denir).
(Meclis: Hadis okunan ve imla ettirilen oturumlara denir. Belli bir kitabın okunduğu, hadis meselelerin öğrenildiği derslere denildiği de olur).
c) Tesviye Tedlisi: Ravinin, hadisini makbul ve sahih göstermek için senedde bulunan -fakat kendi şeyhi olmayan- birini zayıf veya kendinden daha küçük olduğu için atlayarak, hadisi sadece sika raviler rivayet etmiş gibi göstermesine denir.
Tedlisin en kötü çeşidi, büyük ölçüde bir aldatma mevcut olduğu için tesviye tedlisidir.
Bütün çeşitleriyle müdelles hadisin zayıf hadisler grubuna girmesinin sebebi, ravilerinin sika olduğunun sabit olmamasıdır.
5. Muallel Hadis
Muallel hadis: Dış görünüşü bakımından kusursuz gibi görünse bile, sıhhatini zedeleyen bir kusuru (illet) olduğu anlaşılan hadistir.
(Bazı hadisler vardır ki, ilk bakışta sıhhat şartlarına uygun görünür. Fakat hadis illetlerini iyi bilen bir alimin araştırması sonucu bu hadisin dışardan farkedilmeyen ve sıhhatini yok edecek nitelikte bir gizli kusuru olduğu ortaya çıkar. Bu gizli kusura illet, böyle gizli bir kusur taşıdığı bir alimin tetkiki (incelemesi) ile anlaşılan hadise ise muallel adı verilir. Hadis illetleri hadis ilminin en çetin ve ince konularından biridir. Dolayısıyla muallel hadisler konusu, Hadis Usulünün en önemli ve zor konularından birini teşkil eder. Bir muallel hadis daha çok isnad, bazen de metni yönünden muallel olur. Muallel hadisin zayıf hadisler grubuna girmesinin sebebi, illetin o hadisin sıhhatini gidermesidir).

6. Muztarib Hadis
Birçok rivayetleri bulunmakla beraber, bu rivayetler birbirine müsavi (eşit) olduğu için aralarında tercih yapılamayan, bir ravinin iki veya daha çok sefer rivayet ettiği, yahut iki veya daha çok ravinin rivayet ettiği hadistir.
Bu hadisin zayıf olmasına sebeb, ravilerinin hıfz ve zabtı hakkında ihtilaf edilmesidir.
(Hıfz: Genellikle ravinin şeyhinden rivayet ettiği hadisleri güzelce ezberleyip muhafaza ederek yeri geldiğinde eksiksiz ve fazlasız olarak kendi talebelerine rivayet edebilme yeteneğine denir).
Iztırab bazen metinde bulunmakla beraber, çoğunlukla isnadda bulunur.
(Iztırab: Bir ravi bir sefer rivayet ettiği hadisi ikinci sefere değişik tarzda rivayet eder. Ondan işiten ravilerde birbirlerinden farklı şekillerde rivayet ederler. Bir ravinin aynı hadisi birbirinden farklı şekillerde rivayet etmesi veya birden fazla ravinin birbirlerinden ayrı olarak rivayet etmeleri halinde adalet ve zabt durumları farklı olmadığından rivayetleri arasında tercih imkansız hale gelir. İşte bu tercih imkanı bırakmayan hale ıztırab adı verilmiştir).

7. Maklub Hadis
Ravilerden birinin metindeki bir lafzı veya isnaddaki bir şahsın ismini yahut nesebini alt-üst etmesiyle, tehir edilmesi (geriye bırakılması ) gerekeni takdim (öne almasıyla ) veya takdim edilmesi gerekeni tehir etmesiyle veyahut bir şeyin diğerinin yerine konması suretiyle rivayet edilen hadise denir.

8. Şaz Hadis
Makbul bir ravinin kendinden daha makbul olan bir raviye muhalif olarak rivayet ettiği hadistir.
Şaz hadiste mutlaka teferrüd ve muhalefet şartlarının bulunması lazımdır. Bu iki vasfı haiz olan (taşıyan) bir hadis, sahih olmaktan çıkarak zayıf hadisler grubuna girer.
(Teferrüd: Ravinin rivayetinde tek başına kalmasıdır).
(Muhalefet: Ravinin, zayıf ise sika ravilere, sika ise kendisinden daha sika olana aykırı rivayette bulunmasına denir).
Şaz hadisler zayıf hadisler olduklarından merdud sayılmışlardır. Bu bakımdan dini meselelerde hüccet (delil) olamazlar. Bir başka deyişle, şaz hadisle amel edilmez.

9. Münker Hadis
Zayıf bir ravinin sika raviye muhalif olarak rivayet ettiği hadistir.
Münker, şazın zıddıdır; zira şazın ravisi sika olduğu halde münkerin ravisi sika olmayıp zayıf kimsedir.

10. Metruk Hadis
Hadiste yalan söylemekle itham edilen yahut fiili veya kavli bakımdan fıskı zahir (açık) olan veyahut çok gafil veya çok vehimli olan bir ravinin rivayet ettiği hadistir.
(Fısk: Ravinin fiil ve sözlerinde küfür derecesinde olmamak şartıyla İslam’a aykırı itikat taşıdığının görülmesidir. Ravilerin tenkidinde (eleştirisinde) göz önünde bulundurulan on tenkit esasından (metain-i aşere) biridir ve ravinin doğrudan doğruya adaletiyle ilgilidir).
Bazı muhaddisler metruk yerine matruh terimini kullanmışlardır.

B- MEVKUF ve MAKTU’ HADİSLER ZAYIF HADİSLERDEN MİDİR ?
Mevkuf sözüyle, sahabeden rivayet edilen söz, fiil ve takrirler kastedilmektedir.
Mevkuf hadislerin içinde de zayıf olanları vardır. Fakat bu zayıflık hadisin mevkuf oluşundan gelmemektedir. Diğer bir ifadeyle mevkuf olduğu için zayıf değildir; bilakis bu zayıflık hadisteki şaz, illet, ıztırab gibi durumlardan meydana gelmektedir. Yoksa mevkuf hadise de, isnad ve metinlerine bakarak, Rasulüllah (as)’a ref ‘ edilen hadisler gibi sahih, hasen, zayıf demek mümkündür.
(Ref’: Hadisi, isnadını Hz.Peygamber (as)’e kadar ulaştırıp merfu’ olarak rivayet etmeye denir).
Maktu’ hadis ise, tabiinden rivayet edilen söz, fiil ve takrirlerdir. Maktu’ -isnadının ve metninin durumuna göre- sahih, hasen, zayıf sıfatlarından birini alabilir, Maktu’un sahih ve hasen oluşu, değil Rasulü Ekrem (as)’den, sahabeden alındığı manasına dahi gelmez; aksine bizzat tabiinden rivayet edildiği anlaşılır. Bunlardan sadece büyük sahabilerle aynı çağda yaşamak bahtiyarlığına eren Said b. el-Müseyyeb , eş-Şa’bi , en-Nehai ve Mesruk gibi büyük tabiilerin maktu’larıyla ihticac etmemiz caiz olur.

C- ZAYIF HADİSLERİN RİVAYETİ ve ONLARLA AMEL ETME MESELESİ
Şu noktada hiç şüphe yoktur ki, -din nazarında- zayıf rivayetler ne şer’i (şeriatle ilgili) bir hüküm, ne de ahlaki bir fazilet için kaynak olur; zira zan, gerçekten hiçbir şey ifade etmez. Fezail (faziletler) de ahkam (hükümler) gibi dinin esas prensiplerindendir. Binaenaleyh bu prensipleri çürük bir temel üzerine, paramparça olacağı bir uçurum kenarına bina etmek doğru olamaz.
Zaten gerek şer’i ahkam ve gerekse fezail babında (bahsinde) elimizde, başkasına lüzum bırakmayacak kadar çok sahih ve hasen hadis vardır.

SAHİH-HASEN-ZAYIF HADİSLER ARASINDA MÜŞTEREK OLAN ISTILAHLAR

Bu ıstılahlar yirmi tanedir. Bunlardan asıl üzerinde durulması gerekenler mevkuf ve maktu’ hadislerdir. Geri kalan on sekiz ıstılah da şunlardır: Merfu’, Müsned, Muttasıl; Mü’ennen, Mu’an’an, Muallak; Ferd, Garib; Aziz, Meşhur, Müstefiz; Ali, Nazil; Tabi’, Şahid; Müdrec; Müselsel; Musahhaf.

A. 1-2-3) Merfu’, Müsned ve Muttasıl
1. Merfu’: Özellikle Hz.Peygamber (as)’e izafe edilen söz, fiil veya takrire merfu’ denir. Onun Hz.Peygamber (as)’e izafe edenin bir sahabi, bir tabii veya onlardan sonra gelen biri olması arasında bir fark bulunmadığı gibi, senedinin muttasıl olup olmaması arasında da bir fark yoktur.
Hadisin sırf merfu’ olması, mutlaka sahih denmesi için yeterli bir sebeb değildir.
Merfu’da isnad bir tarafa bırakılarak sadece metnin durumuna bakılır: Bu hale göre Hz.Peygamber (as)’e izafe edilen herşey merfu’dur.
2. Müsned: İlk raviden sonuncu raviye kadar, senedi muttasıl olarak Rasulüllah (as)’a ref ‘ edilen hadistir.
Müsned, ittisal ve ref ‘ şartlarını cem’ etmekle (toplamakla) beraber, her merfu’ müsned değildir; çünkü müsnedde isnada ve metne bakılır. Senedinde sonuna kadar ittisal bulunduğundan, her müsned muttasıl, metni Rasulüllah (as)’a ulaştığı için de her müsned merfu’dur.
(İttisal: Raviler arasında ınkıta’ denilen kesiklik halinin bulunmayışı haline denir).
3. Muttasıl veya Mevsul: İster Rasulüllah (as)’a ref ‘ edilmiş olsun, ister sahabi veya daha berideki bir şahısta kalsın, senedinde kesiklik olmayan hadise bu ad verilir.
Merfu’ bazen muttasıl olduğu gibi, olmayabilir de; nitekim muttasıl da bazen merfu’ olur; bazen olmaz. Müsned ise bu iki tabirden daha umumi (genel) olup aynı zamanda muttasıl ve merfu’dur . Bütün bu ıstılahlar, ravilerinin durumlarına göre sahih, hasen veya zayıf olmaya müsaittir.

B. 4-5-6) Mu’an’an, Mü’ennen ve Muallak
4. Mu’an’an Hadis: -Lafzından da anlaşılacağı üzere- tahdis ve sema’ sözleri açıkça belirtilmeden senedinde “fulanun ve fulanun” denen hadistir.
(Tahdis: Hadis rivayetine denir).
(Sema’: Hadis rivayet metodlarından biri, birincisi ve en önemlisidir. Hadisi, bizzat şeyh denilen muhaddisle bir araya gelerek, ondan işitmek suretiyle gerçekleşir).

5. Mü’ennen Hadis: Senedinde “(haddesena fulanun enne fulanen” ibaresi kullanılan hadistir.

6. Muallak Hadis: İsnadın baş tarafından bir veya birbiri peşine daha fazla ravinin ismi hazfedilerek (yok edilerek), mahfuzun (yok edilenin) üst tarafındaki raviye isnad edilen hadistir.

C. 7-8) Ferd ve Garib
Ferd Hadis: Tarikleri çok olsa bile tek ravinin infirad ettiği hadistir . (Tarik: Bir hadisin senedine verilen bir diğer isimdir).
(İnfirad ve Teferrüd: Ravinin rivayetinde tek başına kalmasına, bir başka deyişle, hadisi herhangi bir şeyhten ondan başka rivayet eden olmamasına denir).
Garib Hadis: Senedin herhangi bir yerinde, bir şahsın rivayetinde teferrüd ettiği hadistir. Ferd ile Garib hadisler arasında müşterek bir rabıta (bağ) vardır ki, o da teferrüd mefhumudur (kavramıdır).
Muhaddisler ferd tabirini çoğu zaman, herhangi bir şekilde takyid edilmeyen (sınırlandırılamayan) mutlak ferd hakkında; garib tabirini ise, çoğunlukla muayyen (belli) bir şeyle kayıtlanan (sınırlandırılan) nisbi ferd hakkında kullanmaktadırlar.
(Mutlak Ferd: Senedin baş tarafındaki sahabi veya tabiinin tek başına rivayette bulunduğu hadistir).
(Nisbi Ferd: Genel olarak hususi bir cihete (yöne) nisbetle ferd olan hadistir).
Mutlak Ferd ile Nisbi Ferdin şaz ile karıştırılması doğru değildir. Daha önce de gördüğümüz üzere, şazda, teferrüd ve muhalefet şartlarının bulunması gereklidir.

D. 9-10-11) Aziz, Meşhur ve Müstefiz
Bu üç ıstılahın müşterek noktaları, nisbi ferd ile manevi mütevatir arasında yer almış olmalarıdır. Bunlarda -nisbi ferd olduğunu gördüğümüz- bir nevi gariblikte vardır; zira “bir şeyhten iki veya üç kişinin müştereken rivayet ettikleri garib hadise azizdenmektedir. Şayet hadisi rivayet edenler bir cemaat olursa, hadis meşhur adını alır. Şeyhten rivayet eden bu cemaatın sayısı, baş tarafta da son tarafta da aynı olursa, hadise müstefiz denir.
Hadis, müteaddit rivayetlerinin bulunduğu anlaşıldıktan sonra halk arasında yayıldığı için, onda bir nevi manevi tevatür de bulunmaktadır. Şu da var ki, bu üç nevi, mütevatirden çok, garib ile ilgilidir; zira bahisleri isnadla alakalıdır. Mütevatirin ise isnadla bir ilgisi yoktur.
Batıl (asılsız) olan meşhurun misali (örneği) hadsiz hesapsızdır. Çoğu da avam arasında pek yaygındır. Mesela: “Kendini bilen kimse, Rabb’ini de bilir” ile “Patlıcan her derde devadır” hadisi bunlardandır.

E. 12-13) Ali ve Nazil
Ali İsnad: Herhangi bir hadisin ravisi ile kaynağı olan Hz.Peygamber (as) veya o hadisi rivayet etmiş bulunan meşhur hadis imamlarından birisi arasında en az sayıda ravinin bulunduğu veyahut da tanınmış hadis kitaplarından birinin musannefine arada en az ravi ile ulaşabilen isnaddır.
(Musannef: Çeşitli konulardaki hadisleri bir araya toplayan hadis kitaplarına denir).

Nazil İsnad: Ali İsnad’ın zıddıdır ve hadisi rivayet eden son ravi ile ilk kaynağı olan Hz.Peygamber (as) veya bir hadis alimi arasında normalin üstündeki sayıda ravi bulunan isnaddır.
Ali’nin Nazil’den üstün olduğunu mutlak olarak söyleyip geçmemelidir. Bir husus ile değer kazanan nice nazil isnadlar vardır ki, ali isnaddan üstündür. Nitekim nazil isnadın ricali daha sika veya daha hafız yahut daha fakih olursa veyahut tahammül tarzı sema’a daha yakın bulunursa, ali isnaddan üstün olur.
(Tahammulu’l-Hadis: Hadis almak demektir ve tamamen rivayet karşılığıdır).
(Sema’: Hadis rivayet metodlarından biri, birincisi ve en önemlisidir. Hadisi, bizzat şeyh denilen muhaddisle bir araya gelerek, ondan işitmek suretiyle gerçekleşir).

F. 14-15) Mütabi’ ve Şahid
Mütabi’: İ’tibar sonunda ferd olduğu sanılan hadisle aynı veya benzer lafızlarla başka ravi tarafından rivayet edildiği anlaşılan hadise denir.
(İ’tibar: Ferd olduğu zannedilen bir hadisin mutabi’ olup olmadığını anlamak için tariklerini cami’lerden, müsnedlerden ve cüz’lerden aramaya denir).
Şahid: Hadisin ravisine, bir başka ravinin, aynı hadisi diğer bir sahabiden lafzan ve manen benzeyen- veya sadece mana i’tibariyle benzeyen- bir metinle rivayet ederek muvafakat ettiği (uygun düştüğü) hadistir.

G. 16) Müdrec
Müdrec: Metninde veya senedinde kendine ait olmayan bir fazlalık görülen hadistir . Metindeki idrac çoğu zaman hadisin sonunda olur. Hadise kendi sözlerini katan bazı raviler, bunu hadisi izah ve tefsir etmek (açıklamak) için yaparlar. Bu kabil (tür) idrac bazen hadisin başında veya ortasında olur. Hadisin baş tarafında olan idrac, ortasında olan idrac’dan daha çoktur.
(İdrac: Ravinin rivayet ettiği hadisin metnine veya senedine aslından olmayan sözler sokmasına denir).
Müdrec olan kısım birkaç şekilde bilinir:
1. O kısmın Hz.Peygamber (as)’e nisbet edilmesi muhal (imkansız) olur.
2. Sahabinin müdrec cümleyi Hz.Peygamber (as)’den duymadığını açıkca söylemesidir.
3. Bazı raviler müdrec olan sözü merfu’ metinden ayırarak kimin söylediğini belirtir ve ilave edilen kısımla, edilmeyeni gösterir.

H. 17) Müselsel Hadis
Müselsel Hadis: Müsned ve muttasıl olup, içinde tedlis bulunmayan ve rivayet şekli hakkında Rasulüllah (as)’a varıncaya kadar her ravinin bir önceki raviden naklettiği birbirinin aynı sözlerin ve hareketlerin senedinde tekrar edildiği hadistir.
(Tedlis: Bir ravinin muasırı olup görüşmediği veya görüştüğü halde hadis almadığı bir şeyhten işitmişcesine rivayette bulunmasına denir).
(Muasır: Aynı asırda, aynı devirde yaşayan kişi).

I. 18) Musahhaf Hadis
Musahhaf Hadis: Muharref gibi isnad veya metninde bir kelimesinin değişmesiyle rivayet edilen hadise denir.
(Muharref: Genellikle ibareleri değiştirilerek rivayet edilmiş hadislere denir).
Yazılışı aynı olmakla beraber, noktaların değişmesiyle meydana gelen harf veya harflerin değişikliğine Musahhaf, şekil ile alakalı olan değişikliğe de Muharref adı verilir.
Musahhaf daha çok metinlerde, bazen de isnadlardaki isimlerde vuku bulur (olur).

MEVZU’ HADİSLER VE UYDURMA SEBEBLERİ

Sahih rivayeti, uydurmasından ayıracak maddelerin en meşhurları aşağıdaki beş maddedir.
Bir haberin uydurma olduğuna hükmetmek için, bunlardan birinin bulunması dahi kafidir (yeterlidir).
Birinci kaide: Hadis uyduran kimsenin, yaptığı işi bizzat i’tiraf etmesidir.
İkinci kaide: Rivayet edilen sözde bir gramer hatası veya bir mana bozukluğu bulunmasıdır.
Böyle bir kusurun, Arapların en fasihi olan Rasul-i Ekrem (as)’den sadır olması (meydana gelmesi) imkansızdır.
(Fasih: 1- Bir dilin kaidelerine ve inceliklerine uyarak konuşan; açık anlaşılır ve düzgün konuşan kişi.
2- Fesahata uygun söz).
(Fesahat: Sözün kelime, mana, ahenk ve sıralama yönlerinden kusursuz olması. Dilin doğru, düzgün, açık ve akıcı şekilde kullanılmasıdır).
Esas rekaket, mana bozukluğudur. Buna lafız bozukluğu eklenmese bile sadece mana bozukluğu, o sözün uydurma olduğunu gösterir; zira İslam, baştan sona güzeldir; rekaket ise çirkin olan bir şeyde bulunur. Sadece lafız bozukluğu bunu göstermez; çünkü bir hadis, manen rivayet edilirken, lafızları fasih olmayan lafızlarla değiştirilerek rivayet edilmiş olabilir. Evet, eğer ravi o lafızların Hz.Peygamber (as)’in lafızları olduğunu söylerse yalancıdır.
(Rekaket: İfadenin zayıf olması hali, selametin zıddı).
Üçüncü kaide: Rivayet edilen sözün tevili mümkün olmadan akla veya his ve müşahedeye aykırı düşmesidir.
(Tevil: Bir söz veya hareketi görünen manası dışında yorumlamaya denir).
(Müşahede: Rü’yet (basiret, isabetli düşünme hassası (hususiyeti)).
Dördüncü kaide: Hadis diye rivayet edilen sözün, basit bir iş yüzünden şiddetli cezalar veya büyük mükafatlar görüleceğini ifade etmesidir.
Hikayeci vaizler, halk tabakasının kalbini kazanmak için bu nevi sözler uydurmaya pek hevesli idiler.
Beşinci kaide: Hadis uyduran kimsenini yalancılıkla tanınan, dindarlıkla ilgisi bulunmayan ve şahsi arzularını tahakkuk ettirmek (gerçekleştirmek) hevesiyle hadisler ve senedler uydurmaktan korkmayan biri olmasıdır.

Hadis uydurma hareketi, hicretin 41. senesinde, 4. halife Ali b. Ebi Talib (kv)’in hilafeti zamanında başlamıştır. İlk zamanlar hadis uydurmanın en mühim sebeblerinden biri, mensub olduğu mezhebi galip getirme çabaları idi. Muhtelif asırlarda bid’atçılar Rasulüllah (as)’a iftira etmek için uğraşıp durmuşlardır.
(Bid’atçı: Bid’at ortaya çıkaran veya bid’atlara bağlılık gösteren kimse).
(Bid’at: Hz.Peygamber (as)’den sonra ortaya çıkan ekseriya (çoğunlukla) sünnete aykırı uygulama.
İkiye ayrılır:
1- Bid’at-ı hasene: İyi ve güzel bid’at.
2- Bid’at-ı seyyie: Kötü, sünnete aykırı bid’at).

Bid’atçılardan bir grup, mezheplerini iftira ve tezvir (süslü yalan söyleme) yoluyla müdafaaya çalışan ve kitaplarını mevzu’ hadislerle dolduran fakihlerdir.
Bazen halk arasında bilgiç (bilgili kişi) görünmek gayreti, hadis uydurmaya sebeb olmaktadır. Her asırda görülebilen böylesi açık gözler, halkın aklını çelen birtakım garip sözler uydurmak suretiyle cehaletini gizleyebilmektedirler.
Alim geçinen kıssacılar, en yüzsüz ve en hayasız insanlardır. Bazı zahid ve mutasavvufların, insanları salih amellere teşvik etmek için Rasul-i Ekrem (as)’e söylemediği bir sözü hadis diye uydurmakta bir beis (sakınca) görmemeleri hakikaten çok garibtir. Rasul-i Ekrem (as)’in seçkin hikmetlerinden ve özlü sözlerinden meydana gelen, dilin sayıp dökemediği bu büyük servet onlara kafi (yeterli) gelmemiş gibidir. Bu adamların ibadetle meşgul olmaları, zühd ve iffetle tanınmaları, halkı, uydurdukları şeye aldanmaya sevketmektedir. Bu cihetten (yönden) zararları tasavvurumuzun (hayal edebileceğimizin) çok fevkindedir (üstündedir). Cehaletleri sebebiyle İslam’ın güzel yüzünü çirkinleştirmişler, İslam prensiplerinin (esaslarının) arasında bulunmayan şeyleri, İslam esaslarındandır, diye sokuşturmuşlardır.
(Zühd: Dünyaya, maddeye ve menfaate değer vermeme, rağbet etmeme (onları arzulamama), kanaatkar olma; nefsi ve dünyevi arzuları terketme).
Hadis uyduranları, Rasul-i Ekrem (as)’e nisbet ettikleri iftiraları saymaya kalksak, tüketemeyiz. Sadece din düşmanları on dört bin hadis uydurmuşlardır.
Kendi dinini adi kimselerin oyuncağı olmaktan ve Peygamber’inin (as) hadisini de uydurmacıların yalanından koruyan Allah Teala’ya hamd-ü senalar etmeliyiz. Cenab-ı Mevla, kendine güvenilir, ihlaslı, temizi pisinden ayıran, bize uydurma sebeblerini öğreten, hadis uyduranları cerh eden, onların bayağı (adi) hareketlerini ortaya döken, mevzu’ hadisleri bir araya topladıkları kitaplar te’lif eden (yazan), bu uydurma hadisler kendilerini müşkil (zor) durumda bırakmasın diye zaman zaman onları ezberleyen alimler göndermek suretiyle ümmet-i Muhammed’e büyük lütuflarda bulunmuştur.
(Cerh: Hadis ravilerinde bulunan ve rivayetlerinin reddedilmesine sebeb olan kusurların tesbit edilerek rivayet kusurlarının ortaya konması ve bunun sonucu olarak naklettiği hadislerin reddedilmesini sağlamaktır).

Şurası bir gerçektir ki, herhangi bir hadise mevzu’ damgasını vurmak çok güçtür; zira bir hadise hemen sahihtir, demek gibi, arayıp sormadan mevzu’ damgasını basmak da, ancak ağzına geldiği gibi konuşan, mes’uliyetini idrak etmemiş (sorumluluğunu kavramamış) araştırıcıların yapacağı bir şeydir.
Mevzu’ olduğunu kat’i surette bildiğimiz bir haberin uydurma olduğunu söylemeden nakletmek, şüphesiz kesinlikle haramdır.
Rasul-i Ekrem (as) buyuruyor ki:
“Yalan olduğunu bildiği bir sözü,ben söylemişim gibi nakleden kimse de yalancılardan biridir”.
Uydurma olan bir sözü, herhangi bir insan Rasul-i Ekrem (as)’e ait sanmasın diye, işi bu derece sıkı tutuyoruz. Ama biri tutar da mevzu’ olan bir sözü, mevzu’ hadise misal (örnek) olarak zikrederse, bunda beis (sakınca) yoktur; zira bundan maksat, anlatmak ve öğretmektir.

SENED ve METİN BAKIMINDAN HADİS

Mütehassıs tenkidcilerin (uzman eleştirmenlerin) üzerinde dikkatle durdukları şey, muhteva, yani hadis metnidir. Senede gelince o, bu muhtevayı tetkike (incelemeye) yardım ettiği ölçüde değerlidir.
Hz.Peygamber (as)’in sözlerini ve hareketlerini tarihi ve tahlili (çözümlemeli) bakımdan araştırmak demek olan dirayetu’l-hadis ilmine istinat etmeyen (dayanmayan) hadis metni çalışması ve rivayet kitaplarını ezberleme gayreti, pek önemli bir şey değildir.
Dirayetu’l-hadis ilminde muhaddislerin, ravi ile mervinin hallerini incelediklerini görmekteyiz.Ravi sözü ile sened zincirindeki bir halkayı, mervi ile sadece hadis metnini kastederler.
Şu halde, mustalahu’l-hadis (hadis ıstılahları) ilmi, sadece senedle ilgili bahislerle uğraşmaz; ayrıca metne ait birtakım meselelerle de meşgul olur. Muhaddislerin bütün ıstılahlarında hem senedi, hem de metni içine alan ikili bir taksim görülür. Burada dikkat edilecek husus, muhaddislerin sened ile metni aynı derecede göz önünde bulundurduğudur. Şöyleki:
Sahih ve hasen bahislerinde müşterek bir durum vardır. Bazen hem sened, hem de metin sahih olur veya sened sahih, metin zayıf; yahut metin sahih, sened zayıf olur. Hasen de böyledir. Bir hadisin sahih veya hasen olduğuna kesin surette, hükmedilemez; aksine sahih veya hasen olan sened midir; yoksa metin midir ?, bu yönü açıklanır. Senedi sahih olan her hadisin metni de sahih olmaz.
Sahih hadis, mütevatir derecesine ulaşmışsa, ravilerinin sayısının çoğalması ve onda ittifak hasıl olması (görüş birliğinin ortaya çıkması) itibariyle isnadına değil, bu kadar çok ravi böyle bir yalanda ittifak edebilir mi, edemez mi ? diye metnine bakılır; zira hisse veya akla muhalif (aykırı) olan bir meselede kalabalık bir topluluğun anlaşması akla gelmez. Mütevatir bunun da üzerinde, isnad meseleleri ile alakası olmayan bir haberdir.
Şaz hadisteki ravinin teferrüdü ve muhalefeti, çoğu zaman metinde bulunur. Bu sebebledir ki, şaz hadisi ancak şaz olan rivayet eder, derler. Münker hadisleri rivayet etmeyi hoş görmeyişleri yine bu sebebtendir. İllet ise, bizatihi (kendisi) hadiste bulunan bir kusurdur. Bu da ravilerin hataları sonunda meydana gelir.
Hadis ister sırf zayıf olsun; isterse sahih-hasen-zayıf arasında müşterek olan bir hadis nevi olsun, zayıf hadis nevilerinin çoğunda hem sened, hem de metin bahis mevzuudur (konusudur).
Sahabenin mürseli, sened bakımından munkatı’ olmasına rağmen makbuldür; zira sahabenin, rivayet ettiği metni uydurmuş olması ihtimali mevcut değildir (yoktur); fakat Beni İsrail (İsrailoğulları’nın) haberlerini nakleden sahabilere karşı alimler sıkı davranmışlar ve haberlerini tetkike tabi tutmadan (incelemeden) kabul etmemişlerdir.
Alimler illetin daha çok senedde bulunduğunu söylemekle beraber, metindeki illeti de reddetmemişlerdir ve şöyle demişlerdir:
Bir hadisin metninde illet bulunabileceği için, mutlak olarak onun sahih olduğuna hükmedilemez.
Maklub hadisi, metni maklub ve senedi maklub diye ikiye ayırmışlardır.
Rasul-i Ekrem (as)’e kimse yalan söylemesin diye hadisin lafzan edasında (yerine getirilmesinde) senedden çok metin üzerinde titizlik göstermişlerdir.
Sahih-hasen-zayıf arasında müşterek olan ıstılahların bir kısmında sadece metnin durumuna bakılır. Mesela merfu’ hadis böyledir; zira Rasulüllah (as)’a varan bir hadisi, zevk-i selimin (doğru kavrayışın) tanıdığı gündüz aydınlığına benzer bir nuru vardır. Rasulüllah (as)’a nisbet edilerek onun ağzından uydurulmuş sözler gizli kalamaz; çünkü mevzu’ hadislerde parlak basiretin (doğru ve ölçülü görüşün) yadırgadığı gece karanlığına benzer bir zulmet (karanlık) vardır.
Alimlerimiz senedi bir hedefe varmak için kullanmışlardır. Bu hedef, hadisin sahihini mevzu’undan tefrik etmek (ayırmak) ve alimlerin, hukuk, sosyoloji, iktisat, askerlik ve politika konularında hadislerden faydalanmalarını sağlamak için onları farklı derecelere ayırmaktır.
Muhaddislerin sened hakkındaki ölçüleri, metne tatbik ettikleri (uyguladıkları) ölçülerden, sadece açıklama, bablara (bölümlere) ayırma ve taksim etme bakımından bir farklılık arzeder. Yoksa çoğu zaman sahih bir sened, sahih bir metinle son bulur; ve hisse muhalif (aykırı) olmayan ma’kul (akla uygun), mantıki bir metin de çoğu zaman sahih bir senedle beraber zikredilir.
Sika ravilerden meydana gelen nazil isnadın, sika olmayan ravilerin meydana getirdiği ali isnaddan üstün olmasında bir beis (sakınca) yoktur. Hayatta olan ravilerden rivayet etmek makbul değildir; zira muasır olmak bir mahzur (engel) sayılmaktadır.
Tenkid edilen bazı hadislerin İmam Buhari ve İmam Müslim’in Sahih’lerinde bulunmasında , bazı zayıf hadislerin Ahmed b. Hanbel’in Müsned’inde yer almasında bir mahzur yoktur.
Muhaddislerin ölçülerinde psikoloji ve sosyolojiden de faydalanılmıştır. Nitekim helva hadisi mevzu’ olup onu helvacı Muhammed b. el-Haccac el-Lahmi uydurmuştur. Hz.Peygamber (as)’in Cuhfe’de hamama girdiğini iddia eden hadis de hadis hafızlarının ittifakı ile (görüş birliği ile) uydurmadır ; zira Rasul-i Ekrem (as) zamanında (O (as)’nun yaşadığı yerlerde) hamam diye bir şey yoktu.
Bu ölçülerdeki hassasiyet aşikardır. Şöyle ki, bir defa bile yalan söylediği sabit olan ravinin hadisi kabul olunmaz. Çok yanılıp hatasından dönmeyen ravilerden hadis alınmaz. Muhaddislerin kulağı tashif yapılan kelimeyi kaçırmayacak kadar hassastır.
Rasul-i Ekrem (as)’in ağzından çıkması mümkün olmayan sözler metinle ilgili hususlardır. Mesela Ebu Hureyre’nin rivayet ettiği ileri sürülen hadiste Rasulüllah (as)’ın köle olmayı arzu etmesi gibi ki, buna imkan yoktur.
Bütün bunlar bizi zaruri bir neticeye götürmektedir: Bu durumlar karşısında muhaddislerin daha çok sened üzerinde mi, yoksa metin üzerinde mi durduklarını tayin etmek (belirtmek) gerekirse, kesin olarak söylenecek söz, onların metin üzerinde daha çok durduklarını beyan etmek (açıklamak) olacaktır; çünkü sened bizi asıl söze ve metne götüren bir vesileden (araçtan) ibarettir. Muhaddislerin icad ve tatbik ettikleri (uyguladıkları) böylesine hassas bir metodun tarihte bir eşi ve benzeri yoktur.

En iyisini ve en doğrusunu bilen şanı yüce Allah’tır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.